Kâni Çınar yazıları
Mesel Var Mesel İçinde
Kâni Çınar — Cum, 14/11/2008 - 11:32
Rabbim verdi mi böyle verir işte. Dallar kırılır, yer gök meyveye durur; bör – böcek yer, uçan – kaçan yer, insanlar yer; yeriz de bitiremeyiz Rabbimizin nimetlerini. Bitiremeyiz ve bu sefer başlar serzenişler, işin gücün arasında üf – püf sesleri…
“Baba” deyip mevzûya giriş yaptı bizim bir numara. “Her hafta sonu kayısı mı toplayacağız?”
Niyetini biliyorum keratanın ama çaktırmıyorum. Hele döksün bakalım eteklerindekini:
“Oğlum cinsleri ayrı ayrı bu kayısıların. Bak şu şekerpare, erken olur, dalında iken yenir; Portakal kayısı daha kekremsi olur bu da durmayı pek sevmez. Şu ufak olan yerli kayısılar ise hoşaflık, kurutmalıktır, hiç biri yerini tutamaz bunun. Olgunlaşanları toplayacaksın ki dökülüp araya gitmesin. Yazıktır.”
Kendi Hâlinde, Kendince
Kâni Çınar — Paz, 02/11/2008 - 07:44
Kendi merkezinde bir adam.
Dünyaya yayılmış kuru yapraklardan, savrulmalardan, iç çekişlerden alabildiğine uzak ve alabildiğine kendi...
Durmadan efsaneler yazıyor, dibâceler, derkenarlar... Kâh Efrâsiyâb'dan bahsediyor kâh Timur'un ordusundan... Bir şairin tükenmek bilmeyen sevda desenli şiirleri ile ardı arkası kesilmeyen savaşların sırma saçlı, kara gözlü, ince belli güzellerinden bahsediyor tarihin koynunda. Yazdıklarının kenarına, yazdıklarıyla alakasız olmak kaydıyla güneşin etrafında dönen dünyayı, ayı, yıldızları; bir avcının ellerinin taş olmasına sebep kekliğin bedduasını ve yaradanına şükür edişini veya Fuzûlî'nin Su Kasidesi'nden taşan suyun serinliğini çiziktiriyor, suyun yüreği ile birlikte.
sıvası dökülmüş sır
Kâni Çınar — Çar, 27/08/2008 - 08:22
çamlıca'da, sade ve kocaman dondurma yedim.
tenha olmasına rağmen oturmadım. bize yakışmazdı oturmak. hesabı öderken büründüğüm eda, zenginlere mahsustu.
cüzdanı karıştırırken büyük paraların arasından küçüklerini arıyor bir role sahiptim. çünkü paramın hepsi bir dondurma edecek kadardı.
çıktım.
yürümekle azalacak zannedilen dertlerim var. sol cebimden bir ses: "nereye gidiyorsun?"diye uğultulandı. yayalara yeşil ışık yanarken yolun tam orta yerine attım onu. sağ cebim bunu gördü, usulca derinliklere, tarihin ve masalların tozlu raflarına çekildi.
Taşradan Çıktım Yola Yollar Yanıyor
Kâni Çınar — Cts, 26/07/2008 - 05:19
Cumhuriyet köklü bir milat oldu bu ülkede. Yaşayanlar, Cumhuriyetle birlikte geçmişe ait hatların telafisi mümkün olmayacak şekilde koptuğuna şahit oldular… Gelenek’e ve yerel’e ait ne varsa (dini ayrıca zikretmeye gerek yoktur her hal) yeni Cumhuriyet tarafından “red” ediliyor ve yerine azıcık Batı, birazcık uzak tarih, bolca acayiplik ve kısmen de “us” katılıyordu. Manzara alışık olunmayan bir türden ve hızdan müteşekkildi.
Ben Taş Sanırdım Nice Yürek İmiş
Kâni Çınar — Pzt, 07/07/2008 - 00:30
Bir temmuz günü sabah namazı akabinde bir kamyonda güneşle kah bir ağaç ardından kah bir dağın gölgesine düşerek selamlaşıp yola revan olduk. Ömrüm boyunca değişik mekanlara seyahat yaptım. Nereye, nasıl olursa olsun severim yolculuğu. Hissediyorum bu da onlardan birisi olacak.
Kamyonun rampalarda homurtuları bir şikayet gibi gelse de rızkı için direksiyon sallayan kaptanın buna aldırış ettiği yok. Hatta aynadan daha bir muhabbetle bakıyor kamyonun egzozundan çıkan dumanlara. Kulağı bende lakin hem göstergeleri hem yolu, önünü, arkasını hasılı dört bir yanını tekmil kontrol ediyor… Dereler akıyor yola paralel. Tipik iç Anadolu, tipik bozkır. Ekinler henüz biçilmeye başlanmamış. Yağmurlama ile sulama yapılıyor bir çok yerde. Patatesler, mısırlar, ayçiçekleri… Bir kara tren fırlıyor tünelin birinden. Kargalar sıçrıyor yolun kenarına. Gün uzamış gölgeleri süratle kısaltıyor. Hararet basıyor dağları…
Yıldızların Gözyaşları
Kâni Çınar — Salı, 17/06/2008 - 15:42
İlk kitaplar, heyecan verir bana. Kendimi yazarının yerine koyarak bakmaya çalışırım “eser”e. Matbaadan çıkmış hali ile bir anda kitabın serüveni çıkar karşıma. Geçirdiği badireler, kokusu; kılı kırk yararcasına göz nurunun akıtılması ve serencamı… Her şeyin ilki güzel değil midir? İlk yolculuk, ilk tanışma, ilk aşk… Hangisini unutmak mümkün?
Ahir Zaman Şairi…
Kâni Çınar — Çar, 11/06/2008 - 09:32
“Kendinden sonra yazmaya başlayan genç müslüman şairlere hangi özellikleriyle yol göstermiş olursa olsun, O'ndan sonrakiler O'nda ders alınacak bir taraf bulacaklardır. Hem şiirin kendine mahsus kaliteleri bakımından, hem müslüman bir şairin dünya hayatındaki temayülleri bakımından.”
İsmet Özel’in bu çok bilinen ve maksadı tam ifade eden düşüncelerindeki bir husus, uzun seneler Zarifoğlu adı anılınca hemen ictimaya koştu yüreğimde. Kendinden sonrakiler… Ne kadar düşündüm Zarifoğlu’nun, “kendinden sonra gelen”ler için bu kadar “biz”den olmasının sebeplerini. Yazar gibi yaşaması mı, ansızın aramızdan sıyrılıp gitmesi mi, “Okuyucularla “ bölümünde yazdıkları mı, “Yaşamak” mı, “Şiirler” mi… Sebep? Ben Zarifoğlu okumalarıma “Bir Değirmendir Bu Dünya” ile başladım. Nice zaman sonra peşine takılıp gitmelerimin sebebini de burada buldum. İbrahim Tenekeci’nin Süleyman Çobanoğlu şiiri için bulduğu sebepten başkası değildi bu: Samimiyet.
Mahşer
Kâni Çınar — Çar, 14/05/2008 - 10:22
Köşebaşına bırakılmış şüpheli bir paket gibi bakıyorsun bana.
Avucumda bir resim. Rüzgar estikçe çoğalıyor. Acı bir öykü anlatır gibi bakıyor rüzgara.
Herkes taş kesiliyor. Işıklar sönüyor. Yıldızlar sönüyor. Oysa titreyen ayaklarım çığlık atarak sürgüne duran bir daldan başkasına ram olmamıştı.
Sıkıntım artıyor.
Temmuz, ter ve tuz.
Yakışıksız Kaldım Sesler Arasında
Kâni Çınar — Cts, 03/05/2008 - 18:01
Şafağa düştü yağmur
Enflasyon düştü, bombalar düştü, gonca güle düştü
İflah olmaz demlerdi yedi iklim seni düşledim
Bakış hızında geldi mevsimler
Hasret rahlesindeydim
Susuşlar geldi
İsyanlar sevdalarla olsun
Gelmedin yakışıksız kaldım sesler arasında
Sevda renkli çocukluğumun
Perdelerine mıh vurdum matem ördüm
Acı bombalar patlattım hüzün sokaklarında
Elim dizimde kaldı bakışım esir dilimde



Son yorumlar
45 dk. 45 sn. önce
15 sa. 25 dk. önce
16 sa. 59 dk. önce
18 sa. 51 dk. önce
18 sa. 57 dk. önce
19 sa. 19 dk. önce
19 sa. 25 dk. önce
19 sa. 34 dk. önce
1 gün 29 dk. önce
1 gün 37 dk. önce