Okul Sevgisi
Bilal Atış — Cts, 06/09/2008 - 11:02
Okula başlayış ve okulda geçirilen ilk ayların, bazen çok girgin kalabalığa alışık çocuklarda bile bir çekingenlik yarattığı bilinen olaylardandır. Bu çekingenlik çocuğun kendini yalnız hissetmesine ve bunun neticesi olarak da okuldan sıkılmasına sebep olur. Eğer bu durum uzun müddet devam eder çocuk okula alışamazsa o zaman üzerinde durup sebeplerini aramak lazımdır. Anne, kendi işini yapabilmek veya dinlenmek için çocuğun okula gidişini bir fırsat olarak kabul eder, bunu da çocuğa hissettirirse, hele çocuğun kendisinden daha küçük, evde kalan bir kardeşi de varsa bu davranış çocuğun içinde bir kıskançlık yaratacağından okula gitmeyi istemez ve okulu kendisini evden ayırdığı için sevmez. Çocuk okulda olduğu zaman evdeki oyuncaklarına ve şahsi eşyalarına evde kalan kardeşinin dokunmayacağından, onlara zarar vermeyeceğinden de emin olmalıdır. Ancak o zaman okulda evi düşünmeden kendini derslerine verip derslerini takip edebilir.
Çocuğa ayrılık güç geliyorsa, bu ara sıra, onu kendisinin sevdiği, tanıdığı bir akraba veya arkadaşına bırakıp, anneden uzakta 3–4 saat geçirtilerek kısa ayrılıklara alıştırılıp okulda geçecek zamanın çok güç gelmemesi sağlanmalıdır.
Çocuk sıkça ağlayarak okula gitmek istemediği zamanlar anne anlayışlı davranıp çocuğa ne şiddet ne de müsamaha göstermelidir. Bu halin çocukta yerleşmemesi için en iyi çare onunla hasbıhal ederek oyalayıp okula götürmektir. Okulda öğretmeni ile de konuşup çocukta bu sıkıntılar geçinceye değin kendisine yardımcı olması rica edilirse çocuk bu isteksizlikten kısa zamanda kurtulup, okulunu, arkadaşlarını ve öğretmenlerini sever.
Evlatlarımızın istikballeri ilkokul sıralarında şekillenmeye başlayacaktır. Veli öğretmen ilişkisini sağlıklı bir şekilde tesis edip yavrumuzun bu zor günlerinde ondan ilgi ve sevgimizi esirgememeliyiz. Kantarın topuzunu da sağlıklı ayarlamalı ve ne şımarmasını ne de bunalmasına fırsat vermemek durumundayız.
- Bilal Atış yazıları
- yorumlamak için giriş/kayıt gerekli



Dişlileri yağlayarak "milli öğütüm"e devam
Halid Aslan — Cts, 06/09/2008 - 15:49her eylül ayı gelip okulların zilleri çalmaya başlayınca içimi bir endişe kaplar. ne idiği ne niyeliği üzerinde durmak istemiyorum ama endişeme sebep bir kısmı dile getirdiği için şu yazıyı sizlerle paylaşmak istiyorum. Gerekirse sonra yorumlarla derdimizi anlatırız:
Yazı Sami Hocaoğlu'na (M. islamoğlu) ait. yayın tarihi 9 Eylül 2005 Cuma ama dipdiri duruyor
Dişlileri yağlayarak "milli öğütüm"e devam
Yeni bir eğitim yılının başında, eğitim sisteminin problemlerini ele alan bir yazı yazsaydınız, hangi problemleri öncelikli olarak sıralardınız?
İdeolojik eğitim, YÖK, tesettürlü öğrencilere konulan okuma yasağı, müfredat, ders kitapları, öğretmenlerin nitelik ve nicelik olarak yetersizliği, öğretmen maaşlarının azlığı, derslik sayısının azlığı, okulsuzluk, mesleki eğitimin dramatik hali, İmam Hatiplere vurulan kelepçe, kontenjan oyunuyla ilahiyatların kökünün kurutulması, taşımalı eğitim vs...
Peki, eğer bütün bu alanlarda problem varsa, bunun Nasreddin Hoca fıkrasındaki gibi, "Haftanın yedi günü gelme de, hangi gün gelirsen gel"den farkı ne? Sizin anlayacağınız, aslında Türkiye'de bir "eğitim sistemi" bulunmuyor. Başından beri, resmi ideolojiyi din yerine ikame eden "sistemin eğitimi" vardı, o da şimdilerde iflas etti.
Ve sistemin eğitimi, bir "öğütüm sistemi"ne dönüştü. Milyonların beynini öğütüp, kutsal ideolojinin yemine küspe niyetine katıyor. Kendi ömrünü uzatmak için, gencecik insanların ömrünü öğütüyor. Hepsinden daha beteri, ciğer parelerimiz çocuklarımızın kişiliğini ve kimliğini öğütüyor.
Biliyorum, buna aklı evveller dudak büküp geçecekler. "Tutmayacak duaya amin demek" diye bakacaklar. Ama olsun, ben yine de bildiğim ve inandığımı söyleyeyim: Bu ülkede eğitim sistemi, ıslah edilemeyecek kadar umutsuz bir vakadır. Kelimenin tam anlamıyla yolun sonuna gelinmiştir. Çöküş, Milli Eğitim Bakanı'nın iyi niyetli çabalarıyla durdurulamayacak kadar dramatiktir. Hiçbir palyatif tedbir, mevcut sistemi ıslah etmeye yetmez. Kangren olmuş yarayı pansumanla geçiştirmekten öteye gitmez.
Zaten bu göründüğü için, aklı başında insanlar Türk Milli Eğitiminin ıslahından ümit kesmişler, kendi başlarının çaresine bakmak için alternatif arayışına girmişlerdir. Elinde imkanı olan çolunu çocuğunu alıp yollara düşüyor. Bir çoğu, kendisi kalıp çoluk çocuğunu gönderiyor. Beyin göçü üniversite çağıyla sınırlı değil. Yaş çok daha aşağılara düştü. Aslında beyin göçü deyince ille de yurt dışı akla gelmemeli. Son yıllarda, ekonomi devleri sayesinde bir de "beyin tekeli" oluştu. Hepsi, subay yetiştiren askeri okulların taktiğine başvurarak, eğitim alanında haksız rekabete giriştiler. Bu, rekabetlerin en felaketi ve en haksızı. Bu haksız rekabeti hangi "Rekabet Kurulu" önler, doğrusu meraka değer.
Büyük holdingler, milli eğitime güvenmedikleri için kendi kadrolarını kendileri yetiştirmenin telaşına düşeli hayli oluyor. Bu ülkenin ekonomik kaynaklarının kaymağını yiyenler, insan kaynaklarının kaymağını da yiyorlar. Seçme ve yerleştirme sınavlarının sonuçları, ilk önce bu gurupların masalarına düşüyor. Onlar kaymağını sıyırıyorlar, ülkenin gerisi kalanıyla idare ediyor. Kalanlara ise, adı konulmasa da, gayr-ı resmi olarak "döküntü" muamelesi yapılıyor. Her alanda olduğu gibi, eğitim alanında da o bildik sınıf ayrımı cari.
Aslında tesettürlü okuma yasağının da, İmam Hatip Liseleri başta olmak üzere meslek liselerine konulan puan kırma oyununun da temelinde, bu ülkenin 'kovboylarının', bu ülkenin 'yerlilerine' karşı uyguladığı bu isimsiz ambargo yatıyor. Bu umutsuz vaka haline elmiş eğitimi, sadece "sorunlu" değil aynı zamanda "ayrımcı" yapıyor. Bu ise, eğitimin yapısal sorunlarının yanına bir de ahlaki sorunları eklememizi gerekli kılıyor.
Çözüm belli: Bu ülkenin okullarını, resmi ideolojiye kurşun asker yetiştirmek için beyin öğüten birer insan değirmeni olmaktan kurtarmak. Bunun için de, eğitim sistemini demode bir ideolojinin elinden kurtarıp insanileştirmek. Okulları, resmi ideolojinin kiliseleri olmaktan kurtarıp, insanın şahsiyetini güçlendiren ve saygı duyan bir kurum haline getirmek.
"Bu o kadar zor mu?" diyebilirsiniz. Elbette zor. Zorluğu işin tabiatından kaynaklanıyor. Fakat YÖK olduğu sürece zor değil, imkansızdır. Çünkü YÖK'ün birinci görevi, bu ülkedeki eğitim sorununun çözümünü engellemektir. Zaten YÖK'ü eğitimin başına musallat edenlerin amacı da buydu.
Mevcudu savunanlar, mevcuttan çıkar elde edenlerdir. Allah çocuklarımızın şahsiyetini korusun.
Yeni Şafak
Memleket Çocuklarına İthaf
Kâni Çınar — Paz, 07/09/2008 - 15:25Ve baharlar çalacağım size çocuklar
Bâkir ve alabildiğine isyan baharlar
Ne zaman ekleri olacak orada
Ne istisnaların bozacağı kaideler
Cümlenin sonuna konan nokta yalandır
Müfredattır diye anlattıklarım yalan
Kitapları yırtın, kurşunlayın sayfaları
Haydi mevsimlere seğirtelim çocuklar
Ve baharlar çalacağım size çocuklar
Bâkir ve alabildiğine isyan baharlar
Gayet özgün bir şiir
dilara pınar arıç — Paz, 07/09/2008 - 18:01Gayet özgün bir şiir olmuş.Tebrik ederim.