Uzak Geçmişin Esrarı
çiğdem meltem — Paz, 07/09/2008 - 10:16
Bel bağladığım gündüzlerin
Gecelerine kusuyorum şimdi seni
Karanlığın bastırdığı ülkemin
Her biten aşkı gibi,
Bayrak tam, gönül bir
Fakat fakirleri ülkemin
Kuru ekmeğe muhtaç gibi…
Sen, ne kuru ekmek ne de su
Belki biraz uykuydun eskiden
Soğuk sulara yaslanarak gördüğüm bir rüya
Sözde tek sefere mahsus
Karlı kışlı seferlerim
Geride kalan yollar kararınca
Çözülmeyen intikamım…
Yok olan gerçeğe benzer gerçeklerim
Yazılı kağıtlar gibi,
Bir nehire konaklı
Gemiler yapılmış herbirinden
Hepsi kaygan, hepsi silinen…
Oysa gönlüme akıttığım mürekkepler
Hiç silinmez sanırdım
Yarının adını bu günden kazırdım eskiden
Yarının adına dünden konuşarak
Hata üstüne hatanın farzı olan bir ibadeti
Ruhumda tutmanın kabahatiyle…
Kin
Cehennemdi
Öyle derdi Tek Kitap
Kin ve ben
Kandırılmış iki fani
Kin ve ben
Kazınmıştık deftere…
Yani şimdi
Gitmiş olmalıydı martılar
İstanbul’a rest, bana iç çeken martılar
Uçmuşlardı kanatlarını çırpıp
Sesler karışacaktı
Yakın, geçmişin adına nasıl batacaksa
Yakın geçmiş olacaktın dün gibi
Uzak geçmişe havale yakınların
Ruhumun kansız köşeleri gibi…
- çiğdem meltem yazıları
- yorumlamak için giriş/kayıt gerekli



"Her insanda" diyor Montaigne
Kâni Çınar — Paz, 07/09/2008 - 15:09"Her insanda" diyor Montaigne "insanlığın bütün halleri vardır." İddialı bi söz gibi dursa da hakikat kokan yanı var. Zaman döngüsü içerisinde ruhumuz fiyakalı demlerin hasretiyle oylanadıkça kara bulutlar birbiri ardınca sökün ediyor. Elden ne gelir? Yaşanacak... Yakın da olsa uzak da olsa yaşanacak. Her yaşanandan gerekli dersi çıkartmak şıkkı düşüyor bize. Şiirinizdeki gibi. Selamlar.