İkinci Yılında Kurtuba Dergisi
Selman Maltaş — Cum, 05/09/2008 - 07:16
Bir dergi çıkarmak bir dua etmektir. Hayata kayıtsız kalmak yerine hayata müdahil olmaktır. Varlığı sorgulamaktır. Ruhun dışa vurumu olan insan faktörüne yönelmektir. Muştulanmış bir dirilişin ardından yürümektir. Allah ile dost olabilmek için atılan bir adımdır. Kalp atışlarını kontrol altına almaktır. Öğrenmektir. Savaşmaktır. Ayakta kalmaktır. Dik durmaktır. Tarihe tanıklık etmektir. Alınıp verilen her soluğa bir şerh düşmektir. Yerdeki bir taşı kaldırıp kenara koymaktır. Sezai Karakoç’un işaret ettiği, “İnsanlık, tekrar bu medeniyetin muhasebesini yapmak ve peygamberlerin yolu olan hakikat medeniyetine dönerek yenilenmek, tazelenmek, yeni bir ruh ve hayat kazanmak, dirilmek zorundadır; insanlığın ruhu bu yeniden doğuşa gebedir” hakikatine can-ı gönülden bağlı olmaktır. Umudunu yitirmemektir. Umut aşılamaktır. Karamsar düşünceleri yok etmektir. Akideyi öncelemektir. Her ne şartta olursa olsun arkaya dönüp bakmamaktır.
Urvetu’l-Vuska, Mihrap, Sırat-ı Mustakim, Menar, Sebilu’r-Reşad, Darü’l-Fünun, Tercümanu’l-Kur’an, Diriliş, Hareket, Büyük Doğu gibi yolumuzu aydınlatan dergileri kendimize örnek alıyoruz. Onların açtığı ayak izlerine basarak yürüyoruz. Hikmetin kutlu ışığını gözlüyoruz. Yaptığımız edebiyatın vahiyden ilham alan bir istikameti olmasını ilke ediniyoruz.
Yola çıkarken şunu söylemiştik: “Bizim bir dergimiz var demeyeceğiz, bizim söyleyecek bir sözümüz var diyeceğiz.” Allah’a şükürler olsun ki, geride bıraktığımız bir yılda sizden aldığımız tepkiler bize doğru yolda olduğumuzu gösterdi. Bir taraftan edebiyatın nirengi noktaları üzerinde hareket etmeye gayret gösterirken, diğer taraftan dünyanın farklı bölgelerinde cereyan eden olaylara kayıtsız kalmadık. Ki nasıl kayıtsız kalabilirdik ki! Filistin, Lübnan, Kosova, Somali, Pakistan, Almanya, Bosna ve diğer bütün İslam coğrafyaları bizim büyük ülkemizin birer parçasıdır. Biz onlara kayıtsız kalırsak, tarih de elbet bize kayıtsız kalacaktır. Biz onları yok sayarsak, tarih de elbet bizi yok sayacaktır. Biz iman ediyoruz ve diyoruz ki: “Var olmak istiyorsak, elbet var edeceğiz.”
Yeni yayın dönemimizin bu ilk sayısında Yıldız Ramazanoğlu Kurtuba’yı yazdı ve bu yitik medeniyetimize dair şu çarpıcı tespitlerde bulundu: “Bize düşen iç çekmek değil, bu muhteşem birikimle yükselmek, yürekten, derinden ilgilenip gereken çıkarımlarda bulunmak ve şimdimizin kutlu toplumunu, her şeyden önce bir insan olarak varoluşumuzun sırlarını keşfederek, ilahi rızaya uygun olarak en parlak şekilde inşa etmenin yollarını aramaktır.”
Bu sayıda tarafımdan hazırlanan, “Varlık Noktasındaki Hareket” başlıklı dosya ile hareket olgusunun merkezinde yer alan ruh realitesine atıfta bulunarak, temelleri sağlam bir dirilişin ipuçlarını aramaya çalıştık
Bünyamin Karabaş, toplumsal bir vakıa olarak sıla fenomenini, “İstanbulcular Gelmiş” başlıklı denemesiyle gözler önüne serdi. Hikâye tadındaki bu çalışmasıyla gurbeti analitik bir şekilde inceledi.
Dergimiz kadrosuna yeni yayın döneminde dahil olan Yavuz Akengin, “Delinin Düşleri Kanlı Olur” ve Ceyhun Emre Teoman, “Makamdan Makama Evla, Demden Deme Alâdır” başlıklı hikâyeleriyle okurların karşısına çıktı. Son olarak Sümeyye Ş. Akkök’ün, “Nâr-ı Beyza” ve Leyla Karaca’nın “Hezâr veya Andelîb” isimli şiirleri yeni sayımızın ürünleri arasında yer aldı.
- Selman Maltaş yazıları
- yorumlamak için giriş/kayıt gerekli



Sevdanın Saf Yürekleri
Kâni Çınar — Cts, 06/09/2008 - 16:09Herhangi akşam gibi çöküyor karanlık. Bir sigaranın dumanı kadar boş içi şehrin. Şehrin, şehirlilerce kutsanmış mabetleri ecinnilerce istila ediliyor.
Lanet olsunlarla kapanıyor telefonlar.
Kahretsinle savruluyor tepikler yaşananların ardı sıra.
Mutsuz ve amaçsız insanlar dolduruyor trafik lambalarının kırmızısını. Aylardan ekim, buhran; kasım, çığırtkan; aralık, şeb-i yeldâ.
Mevsimler mutlu etmiyor kitleleri.
Günün herhangi bir vakti dahi PVC'li pencerelerin yalıtımına sıkışıp yüreklere ulaşamıyor.
Fiiller olumsuzluk ekleriyle taçlanıyor; değil üzerine çatılıyor karşılıksız cümleler.
Kıyılara yanaşan gemilerden inen efkâr
Neşeyle uçuşan kuşlar nostalji. Hem kim anlıyor artık bir kuşun neşeyle mi hüzünle mi uçtuğunu?
Yollarda, kaldırımlarda yani kapımız ardında sersefil ölenler: Açlık.
Nükleer sızıntılar...
Bilbordlarda "hiç bitmeyecek ömürler pazarlanıyor"
Şarkıların da kralı, "Batsın bu dünya."
---- ---- ---- ---- ---- ----
Kimi insanlara yağmaz jalesi 21. asrın.
Kimi insanlar, reklamların çerçevelediği dünyadan sıçrayıp taşar gerçeğe. Çimlerde yalınayak yürürler; saçlarında bahara yakışan meltem, yürekleri muhabbet; şükür, dua...
Kimi insanlar, belgisizliğini atar sıfatların kaleme layık, söze müttakî...
Kimi insanlar, göklerin kapılarından haberdar, "omuz başlarını denetleyen defterlerden yalnız sağdaki kalsın" tavsiyesine teslim, "kalem yazsın yazsın, küheylan bir aşık ol" iksirini yudum yudum içerler.
Marşları vardır kimi insanların modern çağa başkaldıran, modern çağı taştan taşa çalan.
Kimi insanların acıları vardır bütün insanlık adına çektikleri.
Kimi insanların dostları vardır; bâkî dostlukları vardır. Gayba iman ederler; gıyaben severler birbirlerini. Allah için severler ve Allah, ateşleri suya tebdil eder, muhabbeti ziyade eyler; güçsüzlere, zayıflara kalkan kılar; ölümleri ölümsüzleştirir, korkuları bitirir.
Sevdanın saf yürekleridir onlar.
Muştu taşırlar sütbeyaz güvercinlerin kanatlarında solmayan baharlardan.
İki denizin birbirine karışmadığı gibi, moderne karışmazlar...
Yücelerden yüce bir yol var onlara. O insanlar, Peygamber iklimine hasret; O'na layık ümmettir.
Ne İstediğini Bilmek
Mükremin ŞAHİNTÜRK — Cum, 05/09/2008 - 14:16Dünyevi, Sıradan Ve Olduğu Gibi Kabul Edilen Gündelik Hayatın Aksine, Mücadele Cesareti, Zor Olanı Başarmak, Fazilet, Şeref Ve Şan Arayışı Etrafında Şekillenen Olağanüstü Bir Hayat. İşte Yapılması Ve Olması Gereken. Kazanmanın Yolu Ne İstediğini Bilmekten Geçer . Bu Yolda Zafer İnan Ve Sabredenlerindir...
Kişiyi söz sahibi kılana
Halid Aslan — Cum, 05/09/2008 - 13:54Kişiyi söz sahibi kılana hamdolsun. Söyleyecek sözü olana selam olsun. Sözün manası peşinde koşanlara aşk olsun. Bunlar ne güzel söz sahibleri ki sözü layıkıyla ve yerli yerinde kullanıyorlar diyene de dedirene de helal olsun.
Allah daim yardımcınız olsun.