Sayha Dergi

  • 100 türk büyüğü
  • kimdir, nicedir?
  • ara
  • İletişim
Ana sayfa › Bloglar › Halid Aslan yazıları

Cennet’in Krallığı - Kingdom of Heaven

Halid Aslan — Cum, 26/09/2008 - 12:42

“Düşmanlarınıza korkmadan karşı durun. Ölümünüze sebep olsa da doğruyu söyleyin. Güçsüz olanı koruyun ve yanlış yapmayın. Bu sizin yemininizdir...”

Ben ne anlarım film eleştirisinden… Film kültürüm öylesine azdır ki klasik anketlerde yer verilen “en son ne zaman sinemaya gittiniz?” tarzındaki sorulara hep “kem – küm” mealinde cevaplar veririm. Hakikat bu. Ve lakin sevgili editörüm “sen geçenlerde okuyordun Haçlı Seferlerini, gördüm, kaçmaz benden illa ve illa kitabın üzerine (Arapların Gözüyle Haçlı Seferleri Yazar: Amin Maalouf ) yazacaksın film hakkındaki düşüncelerini, o kadar” deyü kestirip atınca bin bir güçlükle temin ettiğim filmi oturup izlemeye koyuldum. O sebeple burada filmin şu sahnesi şöyle, ışık zayıf, atlar besili değil tarzında bir eleştiri beklemeyesiniz efendim.

Yönetmen Ridley Scott imiş. Afişinden öğreniverdik. Bu arada üstadın Gladiator, Blade Runner ve Black Hawk Down isimli meşahirun olmuş filmleri olduğunu da hatırlayıverdik. KINGDOM OF HEAVEN’da dünyaya yeni şeklini veren ve Avrupa ile Doğu arasında 200 yıl süren Haçlı Seferlerini konu ediyor. Hikaye genç bir Fransız köylüsünün kaderinin bir şövalye olduğunda nasıl değiştiğini ve bir kahramanın başka insanların kaderlerini de nasıl değiştirdiğini anlatıyor.

İşte buracıkta bam teli devreye giriyor. Sinema endüstrisinin “kahraman yaratma” işinde ne derece mütehassıs olduğunu bilmeyenimiz yoktur. Demirci ustası bir anda mükemmel bir şövalye ve dahi bir lord, kimsenin düşünemediğini düşünüp su çıkaran bir mühendis ve hatta Kudüs şehrinin gayr-ı resmi kralı oluveriyor. “Ne yani olamaz mı, devir kahramanların devri” diyebilirsiniz ve hatta “bu bir film ve kahramana ihtiyaç elbette vardır” buyurabilirsiniz. Ne kızıyorsunuz canım, azıcık sırıttığını ifade etmek istemiştim. Allah Allah… Hadi devam edelim bakalım:

Rahipler, “Jerusalem’e gidin, dinsizlerle savaşın, onların canlarını almak size cennetin kapılarını açacaktır…” sözleriyle Müslüman öldürmenin getireceği erdemlerden bahsederken karısını ve çocuklarını kaybeden Balian, birden ortaya çıkan ve babası olduğunu söyleyen Godfrey’in peşine takılıp kendisini Kudüs’te buluyor. Balian ilk olarak Allah’a ibadet eden insanlarla karşılaşıyor ve ‘Hani dinsizlerdi?’ şaşkınlığının içine yuvarlanıyor. Kudüs’te farklı dinleri bir arada barış içinde yaşatmaya çalışan ve Mısır hükümdarı Selahaddin ile iyi geçinmeye önem veren hasta kralın kaygıları, Avrupa’da cepheye cennet ve ganimet vaatleriyle adam gönderen kilisenin tavırlarına hiç de uymuyor doğrusu. Krala sonuna kadar sadık olan babası, ölmeden önce Balian’a şövalyelik veriyor ve bazı öğütler: Zayıfın yanında ol ve kazanmak pahasına da olsa doğru yoldan sapma. (Yetiştirme de öyle 8 yıl kesintisiz eğitim gibi filan sürmüyor; iki söz, iki kılıç sesi ve enseye atılan “bu da unutmayasın” ikazına haiz bir tokat… babam izin verse ben de….) Çok geçmeden krala rağmen içerde bambaşka bir klik olduğunu da fark ediyor Balian: Müslümanlarla savaş isteyen; sabırlı ve sukunetli Selahaddin’in sabrını taşıran küçük saldırılar organize eden ve kralın hastalığından faydalanan gruplar… Kılıç kullanmadaki yeteneğinin nasıl o kadar hızla geliştiğini anlayamadığımız Balian’ın (!) sağduyusu ve strateji bilgisi de bir nal yapımcısı için fazlasıyla hızlı bir seyirle mesafe kat ediyor. O artık bir şövalye ve şövalyeler iyi, doğru ve kahraman olmak zorunda.

Kudüs’te o günlerde 2. ve 3. Haçlı Seferleri arasında kırılgan ve her an sonlanabilecek bir ateşkes ilan edilmiştir. Amin Maalouf’un ifadesiyle Selahaddin, Mahmut’un gücünden ve otoritesinden geri durmayı tercih etmektedir. Dahası kendisi için, Kudüs için müsait ortamı kollamaktadır. Kudüs Kralı IV Baldwin (Edward Norton) barışa ve halkına bağlılık yemini etmiştir. Ibelin’in ölmeden önce kılıcını ve yeminini teslim ettiği oğlu tıpkı babası gibi Kudüs’ü her tür kötülükten korumak için yola çıkmıştır. (Kahraman dedik ya)

Ölüme çok yaklaştıkları bir deniz kazasına rağmen güçlükle ulaştıkları (!) Kutsal Şehir’de Balian kılıç maharetleri sayesinde kendine kısa sürede bir ün yapar ve bu arada Kral’ın kız kardeşi güzel Sybilla (Eva Green)nın saygı ve hayranlığını da kazanır. Ancak Balian kendine düşman da kazanmıştır... Özellikle Sybilla’nın kocası, Tapınak Şövalyelerinin küstah lideri (bu da kötü adamı filmin, Erol Taş) Guy de Lusignan’ın düşmanlığını. Balian kılıcını alır ve tarihe adım atar.

Film, 3. Haçlı Seferleri öncesi Kutsal toprakların Avrupalı şövalyeler tarafından yönetildiği günleri tekrar gözler önüne seriyor. Hikayenin merkezinde Balianlı Ibelin adında kahraman bir şövalye var ve Kudüs’teki Hristiyanları Selahaddin adındaki Müslüman komutanın saldırılarına karşı korumaya ve barışa yönlendirmeye yemin ediyor.

Yönetmen: “Her zaman Ortaçağ’a ve şövalyelere ait bir film yapmak istemiştim. Özellikle de Haçlı Seferlerine ait,” diyor. Maksadı hasıl olmuş efendim. Film izlendikten sonra şöyle bir arkanıza yaslanıp neler olduğunu düşünmeye başlıyorsunuz ya işte bakınız neler kalıyor geriye:

ilk bakışta tarafsız bir bakış açısına sahip olduğu söylenebilse de bir takım göndermeleri de içinde barındıran yine amerikanvari çabalarla tek bir kahraman prototipinin çizilmeye çalışıldığı, bunun yanında da “işte bu da onların kahramanı olsun” (Selahaddin) dedirtecek türden bir izlenim kalıyor üzerimizde. Ama kabul edelim ki Selahaddin karakteri iyi seçilmiş. Peki ya Müslümanlar? Film, Müslümanlara küsmüş. Haçlıların Kutsal topraklar için savaşmalarına değiniliyor; Haçlıların kutsalı bırakıp dünyalık için savaşmalarına değiniliyor ve fakat Müslümanların niçin savaştıkları, savaşın evvelinde neler olduğu, Selahaddin’in ısrarla neden Kudüs’ü istediği verilmiyor. Bu durumda Amin Maalouf’un Arapların Gözüyle Haçlı Seferleri, H.A. Nomıku - Haçlı Seferleri veya daha değişik kaynaklara bakmak elzem oluyor. Selahaddin iyi bir Müslüman, akıllı bir komutan ve vatanseverdir. Mısır’daki devleti güven altında tutmak kadar Suriye'deki Haçlı üstünlüğüne son vermekti amacı. Selâhaddin Eyyubî, Hazbanî kabilesine mensuptu. Ancak bu aile, uzun yıllar Türkler arasında bulunmuş ve tam manâsıyla Türkleşmişti. (Bu konuda da Amin Mouluf Türklerin özellikle komutan ve asker olarak Arapların arasında bulunduklarına işaret ediyor. Selâhaddin Eyyubî, 1138’de çok sayıda askeri ile birlikte Musul Türk kumandanı Zengî bin Aksungur’un hizmetine girdi. Bu durumun akabinde Selâhaddin’in kardeşi Şirkûh da Zengî’nin oğlu Nureddin’in hizmetine girdi. Şirkûh, bu hizmetteyken, 1169’da Mısır’ın kontrolünü ele geçirdi ise de, çok geçmeden öldü ve onun halefi olarak yerine Selâhaddin geçti.

Böylece, hânedânın gerçek kurucusu olarak ortaya çıkan Selâhaddin Eyyûbî, 1171 yılında, Şiî Fâtımî idaresini tamamıyla ortadan kaldırdı. 1175 yılında ise, İsmâil Zengî ile Böri Gâzi’nin kumanda ettiği orduyu Kurunhama’da bozguna uğrattı ve Eyyûbî Devletinin temellerini attı. 1176 yılında kardeşi Turan Şahla beraber, Yemen’deki Abdün-nebi Fırkasını yıkan Selâhaddin Eyyûbî, Abbasî halifesi tarafından Suriye, Yemen, Filistin ve Kuzey Afrika’nın sultanı ilan edildi. Bu durum, aynı zamanda, halife tarafından, devletinin kabul edilmesi demekti.

Selâhaddin Eyyûbî, ilk iş olarak Mısır’daki Fâtımî idaresinin son izlerini de ortadan kaldırdı. Onların eski toprakları üzerinde, din ve eğitimde kuvvetli bir siyasetin teşvik ve uygulayıcısı oldu. Şiîliğin yerine Sünnî mezhebini yaymaya başladı. Bunda başarılı olan Selâhaddin, Mısır ve Suriye’de Fâtımîlerin yaydığı yanlış itikadın önüne geçerek, Ehl-i sünnet itikadının yayılmasında önder oldu. Selâhaddin Eyyûbî’nin takip ettiği siyasetin diğer bir yönü de, Haçlılara karşı mücadelenin başlatılması idi. Bilindiği gibi bu yüzyılda Haçlılar, iki defa Anadolu’dan Kudüs’e kadar gitmişler ve geçtikleri yerlerde kan ve gözyaşından başka bir şey bırakmamışlardı. Hattâ bu zalimler, kendi dindaşları ve ırkdaşlarının kalplerinde bile, derin bir nefret uyandırmışlardı. Kutsal şehir Kudüs, yıllardır bu zalimlerin elinde bulunmaktaydı. Nitekim, Selâhaddin’in Haçlılara karşı tesirli bir şekilde başlattığı cihad siyaseti, bütün İslâmî gayret ve heyecanı onun etrafında birleştirdi. Türk ve Arap ordularının aynı gaye etrafında toplanmasını sağladı.
Topladığı bu kuvvetlerle, 1187 yılında, Haçlıların karşısına çıkan Selâhaddin Eyyûbî, Hattin’de parlak bir zafer kazandı. Perişan bir vaziyete düşen Haçlıların elindeki bütün kaleler, Kudüs dahil Eyyûbîlerin eline geçti. 89 yıl düşman elinde kalan kutsal şehir Kudüs’ün de ele geçirildiği bu zaferle, bütün Müslümanların gönüllerinde taht kuran Selâhaddin Eyyûbî, büyük bir üne kavuştu. Avrupa, bu hezimet karşısında birbirine girdi ve üçüncü Haçlı seferi için çalışmalara başladılar. Ancak, bu yeni Haçlı ordusu, daha Akka’da iken hezimete uğratıldı ve yine onların aleyhine olarak bir antlaşma imzalandı.
Hemen hemen bütün günleri harp meydanlarında geçen, Ortadoğu’daki Haçlı varlığının belini kıran ve onu asla eski gücüne kavuşamayacağı bir hale getiren, böylece Ortadoğu-İslâm dünyasının kudretini, bütün Avrupa’ya gösteren Sultan bunları yaparken karşı gelmeyenleri öldürmedi, merhamet dileyenleri af etti, tıpkı filmde kendisine teslim edilen Kudüs’ü haçlıların yaptığı gibi yağmalamadan, halkı kılıçtan geçirmeden “Selahaddin Sözü” ile teslim aldı. 4 Mart 1193 Çarşamba günü Dımaşk’ta (Şam) vefat etti. Allah rahmet eylesin.

Film bu iki güçlü karakterin (Selahaddin ve Demirci) öyküsünü anlatırken, birçok Hıristiyan şövalyenin Kudüs macerasından farklı deneyimlerle döndüğüne şahit oluyoruz, çünkü onlar, savaşmaya geldiler, barışı buldular, öldürmeye geldiler, yaşatmayı öğrendiler, Hıristiyan olmayanları dinsiz sanıyorlardı, tüm dinlere saygılı olmayı öğrendiler ve en önemlisi nefret dolu geldiler, sevmeyi öğrendiler, kendileri için almaya geldiler, fedakarlığın ve vermenin mutluluğunu öğrendiler... Ama hepsi mi, hayır... Sadece Cennetin Krallığı’nın dünya yüzünde de değil akıllarda ve gönüllerde olduğunu anlayanlar...

Haçlı Seferleri, milyonlarca insanın ölümüne, çeşitli felaketlere sebep oldu ama aynı zamanda doğudaki ışığı batıya taşıdı. Haçlı Seferlerinin orta çağın karanlığına, dinin aşırı baskısına karşı bir aydınlanma döneminin temellerini attığı da ortada. Hem dünün hem bugünün insanlarına Haçlı Seferlerini hatırlatmanın çok yararı olduğuna inanıyorum...

Son bir kelam daha:

Filmde müzikle de hoş seçilmiş kabul ediyorum. Duyduğuma göre Filmin müzikleri için Abbey Road stüdyolarında yapılan kayıtlara 123 Bach koristinin yanında bir grup Türk müzisyen de katılmış. Kardeş Türküler grubu, filmin müziklerine önemli katkı yapmış(Bazıları nereden çıktu bu etnik müzik yapanlar diyebilir ama unutulmamalı ki Selahaddin de bir Kürt idi). Filmin müziklerinden sorumlu olan Harry Gregson-Williams, Kardeş Türküler için şunları söylüyor: "Aramıza İstanbul'da katılan Türk müzisyenler yaptığımız tema müziğine bambaşka bir ses ve inanılmaz bir yorum kattılar... Oluşturdukları hissiyat orkestranın kalbinde bir okyanusun çırpınışı gibiydi..."

Efendim her şeye rağmen seyredilmesi gereken bir film derim….

  • Sinema
  • Halid Aslan yazıları
  • yorumlamak için giriş/kayıt gerekli

kahramanlık tek yanlı bakılır

gürbüz ünal — Cum, 26/09/2008 - 19:10

kahramanlık tek yanlı bakılır zaten,yadırgamamak gerek.Boğaçhanla başlarız eğitime ,delidumrul...haçlı savaşları ya kılıçaslan ya selahattin.İmam azam fırıncıdır, kahramanımız ya ekmekten öğrencilerinin de maişeti çıkacak.Büyük ,büyüktür;peygamber peygamber: bize bildirilen kurandaki her peygamberin özellikleri diğerlerinden farklı olması hep dikkatimi çekmiştir.Peygamberin bize tavsiyesi ashabım yıldızlar gibidir hangisine uyarsanız doğru yolu bulursunuz diyerek bize gösterdiği prototiplik şahsiyetler de farklı farklı, niye farklı?yer ve zaman kavramları en geniş anlamıyla içerisnde teşekkül eten şartlar neticesinde ihtitiyacını açığa çıkaracaktır,bu ihtiyac kimi zaman kahraman,kimi zaman nimetler,kimi zaman imkanlardır.yadırgamamk gerek hele raisiz raiyet yok,raiyetsiz rai var oldukça.2 kişi yola çıkarsa birisi imamdır..vs.başka bir açıdan bakılınca tek kişilik kahramanlık anlayışına eleştiri yapmadan dolaysıyla çıkan sonuç olarak bakılınca kahramanımıza o bir kişi ortaya çıkan hadisenin sembolüdür,sembol ise bizim anlayışımızın,düşünce dünyamızın,hayat anlayışımızın(üsvetül hasene) vazgeçilmezlerinden biridir,diğeri teşbihtir.saygılar

  • yorumlamak için giriş/kayıt gerekli

Her şeye rağmen...

nur zelal — Cum, 26/09/2008 - 13:01

Cennet'in krallığı artık bir dogma haline gelmiş amerikan filminin tek yanlı kahramanlık öykülerine-ki baydığını düşünüyorum artık-oranla doğru dikkate değer bir film.Aslında es geçilmeye çalışılsa da Eyyubi karekteri filme asıl gerçek rengini veren önemli bir unsur.İyi de adamların bu kısır tarihe bile binlerce film sığdırdıklarına bakıp bizim zenginlik içindeki fukaralığımıza hayıflanmamak mümkün mü?En önemli tarihimize kimler en güzel "sahne" demiş ve bizi büyülemiş(Çağrı).Haklarını teslim etmek lazım ki cüceden dev çıkarıyorlar ve bunu çok ustaca yapıyorlar.Kardeş Türküler mi? "Oluşturdukları hissiyat orkestranın kalbinde bir okyanusun çırpınışı gibiydi..." Bundan daha güzel tarif edilebilir mi?

  • yorumlamak için giriş/kayıt gerekli

Selahaddin Eyyübi

Nefi Selamoğlu — Cum, 26/09/2008 - 12:50

Evet filmin müziği dikkat çekici. Ayrıca Müslümanları direkt suçlamayan, aşağılamayan bir film. Bazı film desiseleri yok değil ama mahrece bakınca "normal" karşılıyoruz. Selahaddin Eyyübi karakterine ihanet edilmemiş, en azından kimlik dejeneresi yapılmamış. Bu da iyi bir yönü filmin...

katılıyorum: "Efendim her şeye rağmen seyredilmesi gereken bir film derim…."

  • yorumlamak için giriş/kayıt gerekli

Kategorilerden

Kara Kalem Yazıları Kimdir Nicedir Kişilere Dair Tefekkür Güncel Hüzün Alanı Düş Vakitleri Yürek Yarası Hay Sızı Ümidlere Dair Ümmet Coğrafyası Gelişi Güzel Şiir Makamı Söz Ola Zamana Dair İçe Dönüş Reyhan Gülü Gülle Tartarlar Makamı-ı Dikkat Hür Tefekkürün Kaleleri Haberdar Hakikat Hikayet Berceste Tanıtılanlar Gonca
tamamı

Üye girişi

  • Üyelik başvurusu
  • Şifremi unuttum

Gezinti

  • Son Gönderiler
  • Site Rehberi (Yol Haritası)
  • İletişim
  • Kategoriler

Üyelerimiz

  • Çevrimiçi
  • Yeniler
Şu an 7 üye ve 2 misafir çevrimiçi.

Çevrimiçi üyeler

  • muratbaris
  • muratbaris
  • Alexandre Bey
  • muratbaris
  • muratbaris
  • muratbaris
  • muratbaris
  • muratbaris
  • olcay2001
  • aşk-ı beka
  • Ertrl
  • çiğdem kekeç

Duyuru - Etkinlik

- Zemheri Edebiyat 6. sayısıyla okurla buluştu!
  • - filbahar 7
  • - Sezai Karakoç Sempozyumu 15 Kasım 2008
  • - Terk Ettiğimiz Doğu'
  • - yenilgi: ayın bir muhabbet armağanı olduğu vaktin önündeyiz.
  • -Minare Dergi/ Edep Görmüş Dergi!
  • -Temrin Kasım Sayısı
  • - Yankı Bir Dedi
  • ... Devamı
  • Kapı Komşusu

    Cemaat

    Anket

    Ülkemizde sporun (özelde futbolun) dostluk, kardeşlik tesis ettiğine inanıyor musunuz?:

    Son yorumlar

    • İçimizdeki güce yaslanmak...
      1 sa. 6 dk. önce
    • Kani Çınar güzel ifade etmiş,
      15 sa. 47 dk. önce
    • Kanaat ekonomisi, dostların
      17 sa. 21 dk. önce
    • Böyle hatıralar aktarılmalı
      19 sa. 12 dk. önce
    • Bizim bozulduğumuz doğrudur;
      19 sa. 19 dk. önce
    • Kanaati unutuyor gibiyiz
      19 sa. 41 dk. önce
    • zaaflarımız...
      19 sa. 46 dk. önce
    • Kesinlikle
      19 sa. 56 dk. önce
    • Bizede amin demek düşer.
      1 gün 50 dk. önce
    • Rabbim yakin olmayı nasip
      1 gün 58 dk. önce

    Dostlarımız

    • Dostlar
    • Bunlar da Dostlar

    Hakan Albayrak
    Tarık Tufan
    Cemaat
    Kurtuba
    Kâinata Mektup
    Pata-Gonya
    Minare Dergi
    Rûh-i Gusül...
    Arşivdesiniz
    Dünya Bizim

  • Kuşluk Vakti
  • Mecazz
  • Akabe
  • Sadık Yalsızuçanlar
  • Dergibi
  • Zemheri Edebiyat
  • Yenilgi
  • İsmet Özel
  • Gök Ekin
  • Edebistan
  • Yazıhane
  • İstisnai
  • Gözdeler

    Bugün:

    • Kış başlarken…
    • Kalem Yarası
    • Yağmur

    Bilgi

    Ara

    Sayha Dergi © (1990) 1998 - 2008

    • 100 türk büyüğü
    • kimdir, nicedir?
    • ara
    • İletişim