Ağabeyler ve Fanatik Müntesipler
Kerem Dağlı — Paz, 28/09/2008 - 16:57
Müslümanlar, değişik grup ve cemaatler halinde. Herkesin müntesibi olduğu bir "oluşum" söz konusu. Aslında bu çok tabii bir hadise. Ferdler, kendilerine yakın buldukları "oluşum"lar içerisinde maddi - manevi, aktif - pasif bir yer edinebilirler.
Yalnız, bizdeki cemaat / grupların enteresan bir yönü var. Babadan oğula geçen partizanlık veya "fanatik" taraftarlık gibi, Müridler, şekksiz ve şüphesiz, kayıtsız ve şartsız bağlılıklarını yerine getiriyorlar. Bir müntesibin, cemaatin üst düzey yöneticilerini yahut uygulamaları veya projeleri üzerinde yorum / değerlendirme yapması pek mümkün değildir. Bu biraz da tasavvuf / tarikat çizgisinden kaynaklanıyor. Şeyhe tam teslimiyet, hikmetinden sual olmamak.... inanç şartiyeti içerisinde.
Bunun dışında her grup / cemaat çok koyu bir tutuculuk içerisinde. Kısaca bağnazlık. Herkes, kendisini İslami hareketin merkezinde görüyor. Hal böyle olunca, zaten eleştiriye açık olmayan milletiz, münakaşalar başlıyor. Eteklerde olanlar derhal ortaya saçılıyor; kimse hata yapma ihtimali üzerinde durmadan kendi dışındakilerin hatalarını polemik konusu edinebiliyor. Eleştiriye tahammül olmayınca ve kendi dışındakilerin de bazı konularda doğruyu savunabilecekleri kabul edilmeyip yanlışlar aranınca "Hak - Batıl" ayrımına kayarak kendilerini Hak, diğerlerini Batıl ilan ediveriyorlar.
Bütün bunların "yanlışlık" olduğunu ayrıca ifade lüzumsuz. Ama şöyle bir soru sorulmalı: Bu yanlışlık nereden kaynaklanıyor?
Tahakküm Hırsı.
Uygun görülmeyen değişiklik ve yenilikler, "ağabeyler" tarafından red edilir. Her cemaatin kendince ritüelleri vardır: Ağabeyler, bağlıların neyi okuyup okumayacağına (Belli bir dönem Süleymancıların İslam'ın kitap kapaklarına taşındığı kitapları okutmamaları gibi); kimlerle konuşulup konuşulmayacağına (Yine kapalı kutuyu andırır Süleymancılar ve Nurcularda, aynı sınıfta, aynı sırada oturmalarına rağmen başka cemaatten bir arkadaşının kesinlikle evlerine yahut yurtlarına gidilmemesi, kendi evlerine de davet etmemeleri gibi); Tv.de seyredileceklere, evlerde yapılacak uygulamalara, alınacak gazete ve dergilere, verilecek oylara kadar "Ağabeyler" karar verir. Hata yapmayan ağabeyler!..
Bunları genişletmek, somut örnekler vermek, elbet çok basit bir hadise. Bunları da yukarıdaki değerlendirme ile ele almak gerek. Tahakküm. Hırs. Hırsın tahakkümü. Ya da tahakküm hırsı. Hangisini tercih edersiniz?
Ben hiç birini tercih etmiyorum. Gerisi size kalmış bir şey...
- Kerem Dağlı yazıları
- yorumlamak için giriş/kayıt gerekli



Taassub Medeniyeti
muhsin kalender — Per, 02/10/2008 - 15:15İslami süreci sosyolojik ve adil bir perspektifle gözlemleme yetisine müşahhas herhangi bir birey, İslamiyet'in fert değilde cemaat ile sancılı dönemleri atlattığını pekala farkedebilir. Her ne kadar Ebu Zer bu alanda bir müstesna kişiliği temsil etse de, Mekke sokaklarında yürüyen 10-15 kişilik grup, bu paradigmanın en canlı delilidir. Veyahut Cafer-i Tayyar eşliğinde Necaşi'ye hak ve hukuk kanalize eden cemaatte aynı oluşumun dinamiklerindendir. Bu ve bunun gibi nice örnekte göreceğimiz gibi, İslamiyet yayılma ve tanıtma alanında ferdi hareketlerden ziyade cemaati sâlık veriyor. Peki bu cemaat anlayışı /kimi çevreler tarikat derken bunu kasteder bilmeden/ şimdi neden sokaktaki insanın ağzında 'rant merkezi, şiş sokma yuvası, beyin yıkama ritüeli' gibi son derece yakışıksız ifadelerle lanse edilir? Bu kişilerin araştırmadan bihaber su-i zan soslu idealarından ziyade onları bu düşünme özürlülüğüne rağmen bu ifadelere sürükleyen hatalar neler, onları konuşmak gerek.
İslam'ı kendi tekeline almak isteyen birtakım cemaatler, kendinden başka bir oluşuma hayatiyet tanımadığı müddetçe, cemaat kavramının daha da diplere düşeceği yadsınamaz bir gerçek olarak duruyor önümüzde. Sahi neden aynı sokağın çocukları birlikte düşmana taş atmak varken 'benim taşım seninkinden daha büyük ve daha çok can yakar' gibi bir sidik yarışına düşüyorlar? Bunun altında hegemonya ve enaniyet denilen iki zelil kavram yatıyor. İslam fırkalar, tarikatlar ve cemaatlerin bolluğundan kesinlikle kazançlı çıkar. Ama eğer bu çokluk bir sidik yarıştırma ritüeline dönüşürse, en çok zararı İslam görür. Burada bahsettiğimiz İslam şüphesiz şimdiki lahzaya hitap eden İslam'dır. Nitekim İslam Allah'ın himayesinde ilelebet kendisini muhafaza edecektir. Ama buna sığınıp el kol kıpırdatmamak ve eleştiriden yoksun olmak, biraz Sır Kapısı kolaycılığına kaçmaz mı? Muhakkak ki, karalanmış bir defterin kapağına pembe cilt takmak olur bu.
Şimdi müridler ve partizanlar arasında paralel bir cehalet yürüyüşü vuku buluyor. Her iki tarafta kendi başlarında bulunan erki hatasız, yanlışsız görüyor. Ve sorun buradan teşkil ediyor. Eleştirinin olmadığı yerde bilgi ve adaletten yoksun bir cahil taassub yatar. Mutaassıplığın dini ve sosyolojik kurumlarımızı ne hale getirdiği senelerdir perdeden izlediğimiz film. Bunu tekrar anlatmaya gerek yok. Ama eğer şeyh eleştirilmiyorsa, başkan eleştirilmiyorsa o yapıda bir sorun vardır. Ya şeyh ve başkan kendi mürid ve partizanlarına aba altından sopa gösteriyor. Ya da mürid ve partizanlar soğanın cücüğü kadar beyne sahip değiller ve düşünemiyorlar demektir.
Bu çözülmenin tekrar eski şaşaalı günlere dönmesi, Kuran'ı sahih manada algılayıp sosyolojik hayatımıza montajlamaktan geçiyor. Aksi takdirde her grup kendi Kutsal(!) kitabının sözümona dogma ve nasslarını hakikat bilecek. Ve bir başka grubun kitabına amiyane tabirle tuvalet kağıdı görevi yükleyecek. Oysa balın en güzelini, bütün çiçeklerden kendine yarayanı alıp o müthiş aromayı yakalamaya çalışan arıların yaptığının farkına varmalılar artık. Aksi takdirde onursuz bir arı gibi kendi kendilerini iğneleyip dipsiz bir kuyuya sürüklenecekler.
Allah camiye giden iki çocuğun arasındaki cemaat bilincini nasip eylesin cümlesine!
bir filistin gözlerin, yakılmamış
Cemaatleşme fenomeninin
Selman Maltaş — Per, 02/10/2008 - 13:39Cemaatleşme fenomeninin Türkiye Cumhuriyeti'nde tecrübe edilmesi gerekiyor. Tarihle bağları koparılmış, bir gecede bütün bir medeniyet algısı çöpe atılmış, bazılarının iftiharla söyleyegeldiği, "genlerimizde var" iddiasıyla oyalanan bir toplumda yaşadığımızı yadsıyamayız değil mi? Büyükler anlatırlar. Eskiden falanca şehirde bir elin parmağını geçmez sayıdaydık derler. Bir elin parmağını geçmeyen o topluluklar artık Türkiye sınırlarına sığmıyorlar. Bakın işte. Bir Ramazan ayını daha geride bıraktık. O cemaatler ki, dünyanın farklı bölgelerinde Müslüman kardeşlerinin yardımlarına koştu. Sadece yardım malzemesi mi dağıttı? Tabii ki de hayır! Gittikleri yerlerde balık tutmayı da öğretiyorlar. Bu büyük hareketlenmeyi içine sindiremeyen sözümona küresel güçlerin Türkiye içinde estirdikleri fırtınaları, bir yardım derneğini merkeze alarak başlattıkları karalama kampanyaları yapılan işlerin ne denli büyük ve ne denli rahatsız edici olduğunu göstermesi bakımından önem arzediyor.
Ne diyorduk. Artık eskisi gibi bir elin parmağını değil. Türkiye sınırlarını geçmeye başladık. Halihazırda ortada böyle bir tablo var. Yani artık sayıları milyonlarla ifade edilen cemaatlerden söz ediyoruz. Dolayısıyla bu büyüme esnasında bazı yanlış tablolarla karşılaşmamız hiçten bile değil. Dediğimiz gibi. Büyük bir damar kopmasına sebebiyet verildi bu ülkede. Bir önceki nesil bir sonraki nesli anlayamıyor artık. Maalesef binanın temellerinde zamanzaman göçükler meydana gelebiliyor. Fakat yaşayarak öğrenmek zorundayız. Ki bir çok cemaatte müşahade ettiğim şu. Artık geriye dönüş yok ve artık cemaatler kurumsallaşmaya, kendilerini sistematik hale getirmeye başladılar. Gelenek de bir nevi kurumsallaşmak değil midir? Bence öyledir. Gelenek bir sürektir ve onu besleyen istikrardır.
Bir genç olarak vakti zamanında bu gibi konularda muzdarip olsam da ben gelecekten ümitliyim. Öyle olmaya da devam edeceğim. Çünkü akan her su yatağını bulur. İlahi taksim bunu gerektirir. Hatalar varsa elbet uyaracağız. Fakat buğz ederek değil. Peygamberimizin torunları Hasan ve Hüseyin'in yaşlı amcaya abdest alırken yaptığı hataları uygulamalı olarak hatırlatmaları gibi yapacağız bunu. Karşıdan beklediğimiz adımı bizzat kendimiz atarak mühadil olacağız yanlışlara.
akıl-cemaat ilişkisi
Ayşenur Bulut — Per, 02/10/2008 - 11:56Merhaba
Birkaç cümle ile kifayet edilecek bir konu değil çünkü "cemaat" yüzyıllardır var olan sosyolojik bir olgu. Sosyolojik olduğu için de durumu hazırlayan sebepler ve durumun sonuçları büyük oranda çeşitlilik arzediyor. Yine de birkaç kelam edelim, yavaş yavaş gidelim.
Esasında cemaat rasyonalite için kabul edilebilinir bir olgu değil. Akıl ile hareket edip, kendi akıl ve iradesini önceleyenler için ortak bir harekete ve düşünceye müşterik olmak çok zor. "Cemaat, aklı öldürür" Bu izahı kabul edenlerin cemaat, tarikat, grup gibi kollektif bir oluşumu ve oluşum ile herşeyi baştan ve peşinen kabul etmesi mümkün değildir. Ben de böyle düşünenlerdenim. Ancak böyle düşünenlerin sayısının az olduğunu da belirtmeliyim.
Diğer yandan cemaat gibi bir olguyu kabul edenlerin ve bağlananların sayısı bir hayli fazladır. Sanırım buna etken de insanın genel itibarıyla fıtratı neden oluyor. Bir dayanma, yaslanma ve dayanışma hali insanı bir oluşuma itiyor ve zamanla bu oluşumun getirilerini benimsemeye başlıyorsunuz ve kendi akıl ve istekleriniz yerini cemaatin bünyesine teslim ediyor. Ortaya da "otokontrol sahibi cemaat üyeleri" değil, adeta bir sürü çıkıyor. Hırs insandan söz ettiğimizde normal duruyor, cemaate gerek yok. Sadece Habil ve Kabil var iken de bu durum vardı. Önemli olan kişinin kendini neye teslim ettiğidir?
Kısaca yakın dönem cemaat serüvenimize bakalım bir de. Köylerden şehirlere bir dönem ciddi bir göç olmuştu, insanlar akın akın şehirlere geliyordu daha refah bir hayat umarak. Ancak köyün o "muhafaza" eden küçük ama sağlam yapısı şehirde yoktu. Şehir yutuyordu adamı. Napacaktı bocalayanlar? Göç edenler bu sosyal depresif dönemi "cemaat"lere sığınarak atlattı ve güçlendiler. Bu dayanma ve kendini bir oluşumda güvende hissetme hali Türkiye'yi ciddi bir krizden korudu. Bir oluşuma katılmanın en güzel ve mantıklı yanı bu dönemde oldu ve o zamanda beri devam ediyor aynı seyir.
Ağabeyler, ablalar insanımızın "romantik"(!) din anlayışının evlatları...Ben uhuveti daha çok önemsiyorum ve evrensel olana yönelmek gerek diyorum.
cemaat aklı öldürür yavaş
gürbüz ünal — Per, 02/10/2008 - 12:53cemaat aklı öldürür yavaş gidelim de ibareler biraz sert olmadı mı?rasyonalizme gelince tek kişinin aklı değil ki rasyonalizm onu kabul edenler ve etmeyenlerin aklıyla zaten oluşmuş bir kavram kendisi.İstişare diye bir kurum var dinimizin,hüsnü zan beslemek gibi kardeşler arasında bir erdemi var müslümanların,sonra fesatçı değil muslih,münkir değil muhsin bir kişilik beklenen kendisinden değil mi?Cemaat olayını sadece günümüzdeki türevleriyle kıyaslamak işin başında düşülen en büyük yanlış.cemaatsiz tek bir ibadetimiz dahi yok kelimeyi tevhidden sonra,bu daire içerisine girildikten sonra.ölçülü olmak güzel.hele yola çıkanlardan birisinin imam olması yönündeki hadis cemaate başka bir anlam daha yüklüyor.Kardeşlik kurumunun asrı saadette kurulmuş olması daha bir anlamlı düşünce yapımızın teşekkülünde.Liberalizmin etkisi,hele biraz da sanat çevresinin yalnızlığı,ve kendini garip hissetmesi,farklı olmak gerektiğini insana ihtiyaç hissettirmesi cemaat aleyhli olmamamıza sebeb teşkil ediyor geldi bana.şu internet imkanının bize sunduğu fırsatla bu site altında yazılar,eserler yazıyor olmamız birbirimizi tanımıyor olsak bile -tanıyanlarımız da vardır- bir tür cemaat teşkil ediyor kanaatindeyim . Taassub , mezhebcilik bizi körleştirdiği gibi,cemaat karşıtlığı olmak da bir anlamda körleştiriyor.Şu sitede bilmem kaç üye var ,üye kadar akıl var ve üyelerin oluşturduğu da bir topluluk var,yazılanlarla ilgileniyorlar.Sonra yine hareketlerimiz de bize mihenk oluşturacak değerlerimiz var ;ifratla tefrit arası olmak,ümmet olarak ümmeten vasata kavramımız var.değerlendirmelerimizi bunlara göre yapmak inancımızın gereği... saygılar
Bir örnek
Ayşenur Bulut — Cts, 04/10/2008 - 09:52Hayır sert olmadı. Bu sözü örneklendirmek için aklıma gelen ilk gerçek olayı yazayım. Mesela, bugün dine ve dindarlara karşı büyük sıkıntılar çektiren, hatta onlardan birinin milletin vekili olmasına rağmen milletin kürsüsünde aşağılayan bir partiye oy verenler kimler? Bir kişi ya da zümrenin sözüm ona basiretine güvenip de binlerce cemaat mensubu olduğunu söyleyen insan bu partiye oy versin? Siz bu tepkinin neresine aklı yerleştiriyorsunuz?
Rasyonalite buz gibi bir kavramdır. Din ile rasyonalite bir arada olmaz. Çünkü dinin içerisinde teslimiyet vardır, bazı hususları salt akılla açıklayamazsınız. Rasyonaliteyi/realiteyi romantizme karşılık olarak söyledim ben, dine karşı değil. Din adına yapılan romantik düşünce ve davranışların çok sağlıklı olmayacağını, dinin sınırlarını çizdiğini aşmadan akılla hareket etmek gerektiğini düşünüyorum. Otokontrol sahibi olmak ne müflis, müfsid olmak demek ne de ister yerel ister evrensel bir oluşuma aleyhte olmak demektir.
Birkaç insanın bir araya birbirinden bağımsz olarak toplanmasını cemaat, grup ya da buna benzer bir oluşum olarak tanımlayamazsınız. Burası da birbirinden bağımsız kişilerin bir araya gelebildiği bir alan, bir platformdur. İki bünye arasında fark vardır.
ferdi olaylarla genel bir
gürbüz ünal — Cts, 04/10/2008 - 10:28ferdi olaylarla genel bir yargı bildirilyorsa iyi tetkik etmek,iyi düşünmek, ince eleyip sık dokumak gerek,ferdi olay genellemeyi ne kadar yansıtıyor.iyice bakmak lazım.hem örnek verilecekse örnek şahsiyetlerden verilmesi gerek ki delil olabilsin değil mi?bu tür bir çıkarsama bizi çok büyük handikaplara götürür.herkesin bildiği bir olay hz.ömerin hudeybiye muahedesinde takındığı tavır ve tavrında gösterdiği ısrar peygambere karşı.hayatının en çok yerdiği bu ısrar aklın bir akıl olmadığını göstermesi açısından önemli.haber önemli,haberin aksettirilişi daha da önemli.o oturumda bulunmadım,yapılan hareketi tasvip etmediğimi de belirteyim.Hilm herkesden beklenemz ki...hele akılla dini de birbirinden ayırır isek fark neremizde kalacak,bizi sürükledikleri çukura düşmekle çukurdan nasıl uzak kalacağız...bir yerden bir yere giden 3 kişi cemaattir ve imamını da seçer bunun başka bir izahı yok.yoldaki bu üç kişi aynı şeyleri düşünüp aynı amaç için birleşmiş insanlar da olmaya bilir.ama aynı allaha inanıp aynı kabeye yönelmeleri yeter cemaat olmaları için.eğer işin içine ideolojiyi sokacak olursak o zaman cemaat değil hizip olur değil mi?hem bırakın cemaati hizip içerisinde bile farklı düşünüşler farklı sesler olacaktır zaten.
Muhterem yazara aynen
M.Nuri Bingöl — Çar, 01/10/2008 - 21:50Muhterem yazara aynen katılıyorum. Ağabeycilik denen "şey" hem Risale-i Nur'a, hem değişik sünnet ehli mezheplere, hem de Usulü'd-Din umdelerine mübayindir. Eğer herhangi bir kaynaktan tavırlarını doğrultamıyorlarsa - ki hal-i alem öyle- yapılanların adını Üstad Bediüzzaman koymuştur: "Cinayet-*i azime" ve "kardeşlerin hukuna tarruz." Ya "sünnet-iş Resullullah'ı tağyir"se bir de...
" TEBEDDÜL-Ü ESMA İLE HAKAİK TEBEDDÜL ETMEZ. HAKİKAT HAKTIR."
ağır olmuş ifadeler maksadı
gürbüz ünal — Per, 02/10/2008 - 07:37ağır olmuş ifadeler maksadı da aşmaz inşallah.Saidi-i nursinin en çok takdir ettiğim ifadelerinden diğer cemaatlerle,tarikatlarla kesinkez tartışma ortamlarına girmemelerini talebelerinden istemesidir.1-Abisiz olanımız var mı,her insanın elinden tuttuğu bir abisi olur ?2-her cemaat eğerki eleştiriliyorsa onu yakından tanınarak yapılması gerek,içlerinde bulundum bir zamanlar ve ben öyle bir diyolaga şahit olmadım,istişare eksenli bir cemaat olarak gördüm ve bildim.ve öyle de bilmeye devam ediyorum. Kişiler veya gruplar hakında hüsnü zan beslememiz bizden istenir.3-yapılan itham olur eğer öyle bir şey varsa da bu yazı yerine ilgili cemaatle diyologla kardeşin hatası kendisine bildirilmelidir.bunu yazıyla ifade etmek haksız bir saldırı olacaktır diye düşünüyorum ki muslihinden,muhsininden olmak gerek. 4-asr süresinin gereği hakkı tavsiye etmek gereği...saygılarla