Medyanın ‘aile' Ile İmtihanı
Bekir Fuat — Per, 25/09/2008 - 12:22
Başbakanlık Aile ve Sosyal Araştırmalar Genel Müdürlüğü (ASAGEM) tarafından yapılan "Medya ve Medya Profesyonellerinin Aile Algısı" çalışması geçtiğimiz günlerde sonuçlandı. Hatırlanacağı üzere birtakım çevrelerce "gazetecilerin fişlenmesi" olarak gündeme gelen araştırma sonuçları hayli ilginç verileri ortaya çıkardı. Toplam 360 medya mensubunun katıldığı ankette, medya çalışanlarına medyanın aile değerlerine etkisi, cinsellik, anne çocuk ilişkisi, çocuğun aile açısından değeri, evliliğe bakışları, kariyer, akraba ilişkileri, evlenme, boşanma, birlikte yaşama, aldatma, sadakat ve şiddet konularında sorular yöneltildi. Genel olarak medyanın aile üzerinde büyük etkisi olduğunu düşünen medya mensupları, Türkiye'de medyanın aile değerlerine önem vermediği ve toplumu olumsuz yönde etkilediği konusunda birleşiyor. Ancak işin ilginç yanı ortada bir suçun olduğunu kabul eden medya mensupları, sorunun hep diğer medya kuruluşunda olduğunu, hatayı diğer gazetelerin ve televizyonların yaptığını söylüyor. Dolayısıyla öteki medyayı "tukaka" diye nitelerken, kendi çalıştığı medya kuruluşunu sütten çıkmış ak kaşık olarak değerlendiriyor. Ankete katılanların yüzde 90'ı kendi kurumunun aile değerlerini önemseyerek yayın yaptığını söylüyor. Fakat soru "diğer medya kuruluşlarının aile değerlerine önem verdiğini düşünüyor musunuz?" şeklinde sorulduğunda evet diyenlerin oranı yüzde 28'lere geriliyor.
Medya çalışanlarının çoğu cinsel serbestîden yana
Araştırmada ortaya çıkan çarpıcı sonuçlardan biri cinsellikle ilgili sorulara medya mensuplarının vermiş olduğu şaşırtıcı cevaplar. "Aileler mevcut dini ve manevi değerleri dikkate alarak yaşamlarını sürdürmelidirler" ve hatta "ailenin geleneksel yapısını korumak için elimden geleni yaparım" diyenlerin oranı yüzde 60 gibi yüksek bir rakam gibi görünse de kız çocuklarının evlilik öncesi cinsel ilişki kurmasında bir sakınca görmeyenlerin sayısı da oldukça yüksek. Buna karşılık evlilik öncesi cinselliği tasvip etmeyenlerin oranı yüzde 37. Dindar olarak nitelendirilebilecek medya çalışanları hem kız çocuklarının hem de erkek çocuklarının evlilik öncesinde cinsel deneyim yaşamalarına sıcak bakmıyor. Araştırmaya katılanların yüzde 70'i "genç erkeklerin evlilik öncesi cinsel ilişki kurmasında sakınca görmediğini" belirtiyor. Bu oran genç kızların ilişkileri konusunda yüzde 50'lere kadar düşüyor. Yine aynı şekilde "kız çocuklarının flört etmesi onların bireysel gelişimini destekler" diyenlerin sayısı bir hayli fazla. Katılanların yalnızca yüzde 30'u "kız çocuklarının bireysel gelişiminde flörtün etkili olmadığını" düşünüyor. "Bir kadın evlenmeden önce de çocuk sahibi olabilmelidir" önermesine katılımcıların yarısı karşı çıkıyor. "Birlikte yaşamak evlilik sorunlarına karşı bir çözümdür." cümlesine karşı çıkanların oranı da yalnızca yüzde 40.
Çocuk sahibi olmak zor
Medya çalışanlarının büyük bir çoğunluğu tek çocuğa sahip olduklarını ifade ederken, yüzde 53'ü "aileler mutlaka çocuk sahibi olmalıdır" görüşünü dile getiriyor. Dört çocuklu medya çalışanlarının oranı ise sadece yüzde 1,9. Katılımcıların yüzde 46'sı "ailenin en önemli görevinin çocuk yetiştirmek" olduğunu, yüzde 41'i de "çocuklar için yapılabilecek fedakârlıkların sınırı" bulunduğunu düşünüyor.Dikkat çekici bir husus, ankete katılanların birçoğu aile kurmayı hayatın öncelikleri arasında yer vermiyor. "Evlenmek hayatın önceliklerin biridir" önermesine katılanların oranı yalnızca yüzde 30 civarında. "Eşlerin her biri diğerinin çıkarını kendi çıkarı önüne koymalıdır" önermesine katılanlarla katılamayanların oranı ise aşağı yukarı aynı. "Birlikte yaşamak için evlilik şarttır" diyenler ise yalnızca üçte bir oranında.
Evleneceğim ama inanın, zamanım yok!
Mülakat yapılanlar arasında konuyu yorumlayan bir kadın televizyon programcısına göre, medya çalışanlarının çocuktan kaçış sebebi korkaklık. Hayat tarzı modernleştikçe, insanların yalnız kalmaktan, yaşlanmaktan, fiziksel güzelliğin kaybolacağından, işten atılmaktan ve hayat standardına bir zarar gelmesinden korkulduğunu ifade ediyor. Televizyon programcısı olarak iletişim sektöründe görev yapan televizyoncu, "kimse kimseye çok bağlanmamaya çalışıyor. O yüzden herkes evlenmekten kaçıyor. "Çocuk yapmak istiyorum" ya da "evlenmek ve güzel bir aile kurmak istiyorum" gibi niyetlerini söylemiyor. Neredeyse küçük düşme sebebi artık bu tür cümleler. Hani canım eğlenmek, coşmak varken... Hangi ara evlenecek çocuk yapacak vs. işte. Bu hayatına ara mı verecek, şişmanlayacak..." diyor.
Yoğun iş temposu boşanma nedeni
Medyanın boşanmaya etkisi konusunda ortaya çıkan sonuç da düşündürücü. Araştırmaya katılanlar çoğu bireysel mutluluk için engel oluşturmaya başlamış bir evliliğin sonlandırılması gerektiğine inanıyor. Medya çalışanları için boşanma nedenleri arasında yoğun iş temposu da yer alıyor. Katılımcılar arasında boşandıktan sonra ikinci evliliğini yapan erkekler olmasına rağmen, boşandıktan sonra bir daha evlenen kadın bulunmuyor. "Evlilik modası geçmiş bir olgudur" görüşü ve "ne olursa olsun evlilikler ömür boyu sürmelidir" yargısı da medya çalışanları arasında kabul görmüyor. Katılımcıların yarıya yakını beraber yaşamak için evliliğin şart olmadığını düşünüyor. Birlikte yaşamayı tercih nedenleri arasında okul, kariyer, aile baskısı, tek yaşamaya alışma, birey olma ve başkasını hayatına katmak istememe, "kolay boşanma imkânı" sayan medya profesyonelleri arasında yüz yüze görüşülen her üç medya mensubunun biri, birlikte yaşamayı tecrübe etmiş kişiler. Aile içindeki sorunların başkalarını ilgilendirdiğini düşünenlerin oranı ise yüzde 14'lerde kalıyor.
Halkımız eşcinsel figürleri sempatik buluyor
Medya mensuplarının cinsel tercihlere ilişkin tutumu, araştırmada irdelenen konuların bir diğeri. Medya mensuplarının eşcinselliğe yönelik tutumu, dinî hassasiyeti güçlü katılımcılar hariç toplumun değer yargılarının çok ötesinde. Katılımcılara göre, halk kendi ailesinde eşcinsel görmek istemiyor ancak medyatik eşcinsellere karşı sempatiyle yaklaşıyor. Bu noktada medya çalışanları, medyanın sorumlu olmadığını, halkın isteklerinin sorunlu olduğunu dile getiriyor.
Sadakat en önemli aile değeri
Katılımcılar sadakatin en önemli aile değeri olduğunu düşünüyor. Medya çalışanlarının yüzde 74'ü kadınların, yüzde 68'i ise erkeklerin "kaçamakların hoş görülemeyeceğini" belirtiyor. Anket sorularını yanıtlayanların yarısından fazlası eşler arasındaki sadakat kavramının içeriğinin günümüz koşullarına göre yeniden düzenlenmesi gerektiğini düşünüyor. Katımcıların yüzde 76'sı "medyanın, aile değerleri üzerinde etkili olduğuna", yüzde 59'u medyanın "geleneksel cinsiyet rollerini değiştirebilecek bir yapıya sahip olduğuna" inanıyor. Medyanın genel olarak aile değerlerinin korunmasına özen gösterdiğine inanların oranı ise yüzde 28'de kalıyor. "Medyanın ailenin korunması gibi bir kaygısı yok" yargısı yüzde 57 oranında destek görüyor.
Evde son sözü baba söylemiyor
Araştırmaya katılanların yarısı, geleneksel rol paylaşımını terk ettiklerini belirtiyor. "Evde son sözü baba söylemelidir" diyenlerin oranı yüzde 26'da kalıyor. Katılımcıların yarıya yakını, annenin çocuk bakımında birinci derecede sorumlu olmadığını düşünüyor. Medya çalışanlarının yüzde 81'i aileye ilişkin kararların tüm aile bireylerince alınması gerektiğine inanıyor. Katılımcıların üçte biri çocuğunun farklı din, mezhep ve etnik gruptan biriyle evlenmesinin sorun olmayacağını ifade ediyor. Büyük bir çoğunluk ise sevmeden evlilik yapılamayacağını düşünüyor. Katılımcıların yarısı ailelerinde şiddete tanık olmadıklarını belirtirken, "kadın dediğin kocasının dayağını sineye çekmelidir" ifadesi yüzde 68, "evliliğin sürmesi için bazen fiziksel güç kullanılabilir" anlayışı yüzde 87 oranında kabul görmüyor.
Gerçek Hayat Sayi: 411 - 05.09.2008
- Bekir Fuat yazıları
- yorumlamak için giriş/kayıt gerekli



Son yorumlar
21 dk. 10 sn. önce
1 sa. 46 dk. önce
16 sa. 26 dk. önce
18 sa. 20 sn. önce
19 sa. 52 dk. önce
19 sa. 58 dk. önce
20 sa. 20 dk. önce
20 sa. 26 dk. önce
20 sa. 35 dk. önce
1 gün 1 sa. önce