Kayıp Kentler Bildirisi
leyla marankoz — Cum, 03/10/2008 - 07:58
Önce sakal uzundu
Sonra bıyıklar suçtu
Resmi dili aynı acının
Gür bir sesle yıkıldı sakal
Güfteli bir homurtu çekti bıyığı
Dedem öldü sonra
Ayakta hem de
Oysa kemalin dedesi
Yatağında ölmüstü
Yorganıyla gömülmüştü
Şimdi
Kayıp
Haritamın sulak kentleri
Kurak
Bütün denizleri
- leyla marankoz yazıları
- yorumlamak için giriş/kayıt gerekli
Kategorilerden
Düş Vakitleri
Zamana Dair
İçe Dönüş
Yürek Yarası
Haberdar
Tanıtılanlar
Hay Sızı
Gülü Gülle Tartarlar
Ümidlere Dair
Kimdir Nicedir
Gonca
Kişilere Dair
Güncel
Kara Kalem Yazıları
Hakikat Hikayet
Reyhan
Gelişi Güzel
Makamı-ı Dikkat
Şiir Makamı
Tefekkür
Söz Ola
Ümmet Coğrafyası
Berceste
Hüzün Alanı
Hür Tefekkürün Kaleleri



toparlansa
m. fatih kutan — Salı, 07/10/2008 - 20:58leyla marankoz yazılarına tekrar yorum'lar yapmaktan sıkılmayacağım, çünkü bir gelecek ümid ediyorum.
et-tekrar yorum efendim:
Resmi dili aynı acının
...
Dedem öldü sonra
Ayakta hem de
...
Yatağında ölmüstü
Yorganıyla gömülmüştü
bu alıntıladığım kısımlar öncülüğünde, elden ve kalpten geçirilip toparlanırsa, iyi bir şiir çıkar, bence ;)
leyla marankoz'un daha iyi, burada da yayınlanan eserleri var.
ves'selam.
http://kanatritimleri.blogspot.com/
çıkış noktası
nur zelal — Cts, 04/10/2008 - 00:48Sakalı ve bıyığı-başörtüsünü-protest bir tavır alışa çeviren zihniyet,dedelerimizin başındaki sarığa el uzatan zihniyetle örtüşüyor sanki.Veyahut bunun bir uzantısı gibi.Ne zaman ki bu bir karşı koyuş serüvenine dönüştü;o zaman kolay örttük,kolay uzattık sakalı bıyığı ve çoğaldıkça adımlar karıştı kafalarımız,bulanıklaştık.Duyarsızlaştık da bir parça,Acının cümlesi dedemizde başlıyordu ama Dink'te bitmiyordu.Hayata o kadar çok pencere açtık ki,uydu kirliliği yaşadı zihinlerimiz.Doğrularımız bir yamalı bohçaya benziyordu,her karesinde bir yanımızı yitiriyorduk.Evet bunları yaşadık,çoğalmanın verdiği sarhoşlukla önceleri farkedemesek te biz bunları yaşadık ve hala yaşıyoruz.Üstelik buna karşı duracak argümanlarımızı öteleyerek.Tüm bulanıklığımızın kaynağında bence bir tek kelimeden uzaklaşmış olmamız yatıyor:"Oku"
Bu şiire gecenin bir vaktinde bu kadar felsefe...Özür diliyorum Leyla hanımdan,lütfen kabul etsin.Kısa ama taşı gediğine oturtan şiiri dokundu demek ki zülfiyâre.Olsun dokunan ve içi yakan bir şiir olsun yeter ki.
Her zaman ki gibi ellerinize sağlık
her bir satırına..
leyla marankoz — Cts, 04/10/2008 - 10:21imzamın bir önemi varsa eğer efendim,
bu cümlelerin her birinin altına imzamı atıyorum.
özellikle "Acının cümlesi dedemizde başlıyordu ama Dink'te bitmiyordu." bu cümlenin altına atıyorum imzamı. ve ekliyorum, acının resmi dili aynı olsa da, önce dedemde başladı...
sızıyı gideren su, suyun sızladığını kimseler bilmez.....
Son şiirimin son bakiyesi ile selam versem!
mehsani — Cum, 03/10/2008 - 14:05Uyu Sevgili., (İnsan)
Ucuz ve pahalının, yok olduğu güne kadar
Nefs-i emmareye göğüs geriyordu imanın, daha düne kadar
Üzgün şıralara dilini sürmedin de., Sen bu güne kadar
Şimdi içimde, Kadir Gecesinden kalma bir inşirah var!
Sanki, her dilekçe dua mahiyetinde., Kabul olacak
Sanki, her memleket yalancı cennet., Babil olacak
Sanki, her mücrimin baş üstünde bir ebabil olacak
Sanki, dertsiz bir dünyada., Adalet hüküm sürecek
Uyandığında, gelmiş geçmiş herkes uyanık.,
Hakkı bilen, muvahhit olacak..,
Mehmet Sani Özel
Mehmet Sani Özel
sevgili musab yasir ve muhsin kalender
leyla marankoz — Cum, 03/10/2008 - 13:48her ikinizin de şiirin işaret ettiği yönlerden biriyle alakalı yaptığınız yorumlar ve geliştirdiğiniz çözüm önerilerine teşekürü borç biliyorum.
benim de diyecek birkaç sözüm var.
(belki de olmamalı)
ama bu sözümü diğer yorumlara kapıyı kapatsın diye değil, kapının kolunu bir kez de kendm için çevirmek istediğimden dolayı söyleyeceğim.
bu ülkede zamanında (ve hala da) suç olmadı mı sakal da bıyık da...
zulüm hrant dink'e yapıldığında da iskilipli atıf hocaya yapıldığında da aynı.
çünkü, "resmi dili aynı acının"
şimdi kayıp kentleri bildirmek için ben buradayım
saygılar...
sızıyı gideren su, suyun sızladığını kimseler bilmez.....
Resmî Tesviye Şöyle Dursun...
Musab Yasir — Cum, 03/10/2008 - 13:05Sakal sünnet değildir, kimlik belirleme açısından farz bile sayılabilir demişti bir hocam.
Evet şükür ki Hasan Hüseyin Ceylan'ın III Ciltlik Cumhuriyet Devri Din Devlet İlişkileri kitabındaki
konulardan çok uzağız. Elitlerle Yerliler arasındaki mücadelede en belirgin başlık olarak
Başörtüsü meselesini görüyoruz modern zamanlarda.
Denizleri kurutan bizleriz. Suçu Resmî Tesviyecilere atmak, işin kolayılana kaçıp göbek kaşımak
gibi birşeydir. Oysa zaman bırakıp telaşına homurdanarak çekip gitmiştir. Yani bu aşağılık bir dramdır
artık. Çünkü şarjörüne boş kovanları dolduran adam en azından kendinen utanmalıdır. Bizim yaptığımız
biraz böyle. Boş kovanları dolduruyoruz. Ve binlerce militanın rüzgarlı macerası bir kurşun bile değildir
namusun mavzerine. Yüreklerde İslamı ve bedende ayrıca hakim kılmadan, sembollere vurguyla yapılan
hedef şaşırtmaktan çok öteye geçemeyecektir.
Örneğin, bakınız Ülke Tv'ye. Bırakın sakalı, bıyıklı bile yok, kıymetli Sefer Turan'ı ayırıyorum.
Olan bir tane başörtülü. O da yıllar evvel başını açmıştı. Namlunun ucunu kendi özbenliğimize
çevirmedikçe ne dağlarımız ne kentlerimiz ne de sularımız hayat bulur.
Diyorum.
...gör ki raksederek ağlamak da varmış hesapta...
"Denizleri kurutan bizleriz"
Nefi Selamoğlu — Cum, 03/10/2008 - 16:13"Denizleri kurutan bizleriz" Durulan nokta itibariyle haklı olunabiir ve lakin ben kendimi hiç de o raddede suçlu olarak görmüyorum açıkçası. Hele Hasan Hüseyin Ceylan ve malum eserinde derbeyan edilenler "zalim" noktasında asla kendimi sorumlu tutmuyorum. Hatta H. Hüseyin Ceylan ile dahi kendimi bir hizada tutmayı kendime "zulm" sayıyorum. Nerede idi, ne oldu, niye oldu bakmıyorum artık. Allah bizi de Onu da Onun gibileri de ıslah etsin...
Ülke Tv. veya kanal 7 veya haber 7... ya da TV5 ya da bir başkası tıpkı şu an şu sitede yaşanılanlar gibi menşei itibariyle "sahih" değiller. Mahreçleri "şer"... İslami kanal, radyo veya internet sitesi gibi "hoş teselliler" genel geçer akçe değil efendim. Necis olanın "hayr"ı olur mu? O sebeple sakal veya başörtüsü ramak malayani işler diye düşünüyorum acizane.
Şiire gelince...
Demogoji de yapsa "beyan" suretinde de olsa "şiir" tadı var. Ben şair değilim ve lakin...
....
leyla marankoz — Cum, 03/10/2008 - 18:00....
sızıyı gideren su, suyun sızladığını kimseler bilmez.....
Deli Petro Ölmedi Kalbimizde Yaşıyor
muhsin kalender — Cum, 03/10/2008 - 13:20Bir saray darbesiyle yönetimi eline alan Deli Petro, 1682'de Çarlık Rusyası'nda tahta çıktı. Ülkesindeki sanayi ve teknoloji alanındaki gerileyişi içine sindiremeyerek, buna bir çözüm yolu aradı. Avrupa'nın büyük devletlerini yakından tanımak için seyahate çıktı bu haseble. Hollanda'dan etkilenmişti en çok. Hollandalılar her sabah sakal traşı olup, tabiri yerindeyse sinek kaydı ile işlerine gidiyordu. Ve Hollanda sanayi ve endüstride çok ama çok iyiydi. Deli Petro Hollanda'nın bu başarısını her sabah Hollanda halkının sakal traşı olmasına bağladı. Ve ülkesine gelip bir yasa çıkardı. Bütün Rus vatandaşları her sabah traş olacaktı. Sakalı Dostoyevski'den, Lev Tolstoy'dan miras alan Rus halkı için bu kolay değildi. Kimisi denileni yaptı ve her sabah sakal traşı oldu. Direnenleri ise astırdı Deli Petro. Gel zaman git zaman derken ülkenin durumu bırakın daha iyi olmayı, iyice kötü olmaya başladı. İşte o an Deli Petro işin sakal traşıyla alakalı olmadığını anladı ve sakallarını olabildiğince uzattı:)
Bunu niye anlattık? Halen ülkemizde sakal, başörtüsü vs gibi dini tercihlere çeşitli sosyal bahaneler üretilip kement vuruluyor. Deli Petro öldü sanmıştık, meğer yanılmışız. Bu dünyayı deliler yönetiyor vesselam.
Şiire saygılar bu vecheyle...
bir filistin gözlerin, yakılmamış