Aşkın Ancak Adı Kaldı
Senem Gezeroğlu — Paz, 05/10/2008 - 08:11
Âşkın bahsine ne kalem yeter ne de kelam; aşka dair ne yazılmış ne söylenmişse sade ve sadece girizgâh beyanındadır.
Âşık-maşuk-aşk üçgeninde payına âşık-ı sadıklık düşen bir kalemin noktasından çoğalıyor bu yazı. Yirmi birinci yüzyılın hissiyatına uyum sağlayamayan bir insanın nazarından kabarıyor bu yazı. Bu yazı ki baştan aşağı âh ve tepeden tırnağa aşk… Oysa aşkın ancak adı kaldı…
Benim bildiğim aşk, Mesnevilerin efsaneleşmiş kahramanlarıyla nefes alan; içine bir parça Fuzûlî lirizmi, bir tutam Şeyh Gâlib derinliği katan; Kaf Dağı’nın misk ü amber kokularıyla mest olan; servi boylu güzelin hayâliyle şiir meclislerine dolan Divan Edebiyatı âşıklarından sız(l)ıyor.
Benim bildiğim aşk, “Meveddet” ile başlıyor. Âşık öncelikle aşka dair koca bir özlem besliyor; içinde âşıklık istidadını hissedip sevginin yollarını gözlüyor. Sonrası “Heva”… Âşık, koca bir hevesle aşka düçar olup sevdaya tutuluyor. Gözyaşıyla hemhâl olup bir mum gibi yine kendinde boğuluyor. “Hillet” geliyor ardı sıra… Âşık sevgi ile, aşk ile mest oluyor ve bu tatlı sarhoşlukla ne yaptığını, ne yapacağını bilmiyor. “Muhabbet” kademesine ulaşınca âşık… Sevgiliyle düşünüyor dünyasında ve sevgiliyi düşlüyor rüyasında. Sevgili neyi ve kimi seviyorsa âşık da o yollara seriyor benliğini. Gözü kapalı fakat gönlü açık… “Şegaf”ta devam ediyor yolculuk, devam ediyor çile. Acının, sancının ne olduğu biliniyor ve gerçek aşkın hamuru burada yoğuruluyor. “Hüyam” derecesi biliniyor sonra. Âşık çıldırıyor, âşık kendinde kendini bulamıyor. Bilemiyor. Akıl gidiyor, zira aşk gelince bir haneye iki misafir sığamıyor. “Veleh”te yavaş yavaş görülüyor yolun sonu. Sevgiliyi seyreyleyen âşık hayret ediyor, hayran kalıyor ve artık benliğini hiç mi hiç bilmiyor. Baktığı her yerde O, gördüğü her serde O… Ve “Aşk”… Âşık son hücresine, son zerresine varasıya dek yok oluyor. Çokluğunda yokluğunu bulup benliğinde “sen”liğini biliyor.
Benim bildiğim aşkta, âşığın hâli Âh mine’l aşk-ı ve hâlâtihî/ Ahraka kalbî bî harârâtihî diye inleyen şairin âhından bellidir. O âşık ki, kabz hâlinde tutuşur ve tutulur; bast hâlinde zihni, gönlü açık ve kutludur. O âşık ki, sekr hâlinde sarhoştur ve sahv hâlinde yine kendini bulur.
Aşk odur ki Hallac’ta Ene’l Hakk, Nesimî’de Leyse fî cübbeti illa’llah, Yûnus’ta Ete kemiğe büründüm/ Yûnus diye göründüm diye söze dökülüp asırların kalbine mühür gibi vurulur. Aşk nedir diye sorulsa Ben ol da bil der Mevlânâ. Gâlib ise isminin zıddına, çoktan mağlup olmuştur aşkın oduna:
Kevser-i âteş-nihâdın adı aşk
Dûzah-ı cennet-nümânının adı aşk
Bir lûgat gördüm cünûn isminde ben
Anda hep cevr ü cefânın adı aşk
Aşk bir masaldır artık. Eskilerin canıyla beslediği aşk, kitap sayfası; eskilerin kanıyla beslediği aşk, mürekkep damlası olup raflara kaldırılmıştır. Gökten üç elma yerine üç harf düşer:
A
Ş
K
Ve aşk… Çürüyen elmalardan da öte ayaklar altına, kurtlar sofrasına ve et pazarına düşer. Aşk, günübirlik sevdaların kana bulanmış ellerinden, leke bulaşmış dillerinden bunalır da Yûsuf gibi kuyulara, zindanlara düşer. Sorarım sana ey modern çağın akıllı âşığı! Cep telefonlarında, sanal ortamlarda, eğlence mekânlarında ayağa düşen aşkın ellerinden tutup pervane misali bedenini bir alevde unutup ve bülbül gibi gözlerini bir gülde uyutup kendini sevgide, kendini sevgilide kaybettiğin oldu mu? Yoksa “çıkma” adı altında devşirdiğin sahte çiçekler bâkîydi de gerçek aşkın soldu mu? Cevabın sende kalsın modern çağın mantıklı âşığı... Umudumu olsun bana bırak. Cismanî, bedenî, dünyevî arzuların zehirli ipleriyle boğulan gönül; hayâli, rûhanî, uhrevî bir nefesle dirilir bir gün. İnsanlar aşk diye andıklarının, gerçek aşk sandıklarının aslını anlar bir gün. Ve açılır gerçek aşk sandıklarının tozlu kapağı. Kırılır kilit, bozulur mühür… İnsanların sahte riyasından sıyrılıp aşkın o saf rüyasına vâkıf olur gönül. Aşk, iki günlük duyguların iki yüzlü hâlinden ve menfaatle beslenen sevgilerin ahvâlinden ayrılır. Maskeler düşer bir bir… Perde iner ve oyun biter.
Çığ gibi bir çağ kaldı kanlı avuçlarımda. Sözüm, zirveden eteğe düşen ve düştükçe büyüyen bir aşk zihniyetinin tam altında. Karlar altında… Heyhat! Eski dünyamızın eski aşklarına limanda kalmış yolcu gibi bakıyorum. Ah hayat! Daha onu görmeden sevgilinin zülfüne berdar olan, sevgilinin Elif boyundan sonra iki büklüm Dal gibi kalan, onun peykanını en kutlu hediye gibi gönlünde saklayan divanelerin, viranelerin, biçarelerin hâlini bu dünyanın âşıklarında bulamadığım için olsa gerek… Bir gözyaşı damlasıyla kendimden akıyorum. Yakıyorum yalan sevda masallarını. Ve bir Divan sayfasında hapsedip gülümü, bülbül gibi şakıyorum. Üstadın kelamıyla vesselam:
Aşk imiş her ne var âlemde…
Berceste Dergisi, Haziran 2008, Sayı 73
- Senem Gezeroğlu yazıları
- yorumlamak için giriş/kayıt gerekli



Teşekkür
Senem Gezeroğlu — Per, 09/10/2008 - 09:38Şiir gibi üç güzel yorumun üzerine daha ne söylenebilir ki?..
Cümleleriniz yazımın noksanını tamam eyledi...
Emeğe ve yüreğe sağlık diyelim...
Hoşça bakın zâtınıza...
Muhabbetle...
Senem GEZEROĞLU
Âh mine'l-aşk!
Aşıka gida bela olur, aşıka sefa cefa olur...
Kâni Çınar — Çar, 08/10/2008 - 19:05Aşk Üzerine...
İşâret-i evsâf-ı aşk: Aşk âsâyiş-i cândur, aşk ârâyiş-i cihândur. Aşk nemek-i dig-i vefâdur, aşk hadika-ı ehl-i safâdur. Aşk hakikat çarhınun ahteridür, aşk can leşkerinün mehteridür. Aşk bir sultan-ı kâhir ve tîzdür ki alem çekicek birbirine urur vücudla ademi, aşk bîkarar ve şûrengizdür, ki kadem basıcak şûr u gavgaaya bırağur âlemi. Aşk bir cevher-i pâkdür araz sanman, aşk rahât-ı cândur maraz sanman...Aşk bir murgdur ki melamet-i halk ana bâl olur, aşk bir devletdür ki idbâr-ı dünya ana ikbal olur. Aşk bâzârında came-yi dibayı bir habbeye almazlar, uşşak mahallesinde namusla namı bir çöpe saymazlar. Aşık olanlar gayret ve arı bırağurlar, dost isteyenler evvel vekaarı bıragurlar. Akil eydür: "Cübbe ve destâr kanı?" Aşık eydür: "Hâne-i humâr kanı?" Aşık dü kevnden bî-niyâz olur, aşık cihan içinde serfiraz olur. Aşk bir külüng-i pûlâdır ki daim yokluk sarayın yapar. Aşk bir derd-i mader-zad olur, aşık iki cihandan azad olur. Ne vuslatda şad ve ne gamdan firari olur. Ne destinde sabr ve ne payinde kararı olur. Aşık hemişe bela-keş olur, daim bela içinde hoş olur. Aşık her dem sûz ve şevkde olur, derd-i aşk içinde zevkde olur. Aşıka gida bela olur, aşıka sefa cefa olur...
Tazarrûnâme'den / Sinan Paşa
teşekkür
muhsin kalender — Salı, 07/10/2008 - 12:17Nasıl ki yağmur, toprağın sahteliklerini dışarı çıkarıp hakikati içinde saklıyorsa, Rahman da sahte ile hakikati birbirinden ayırır bir gün.
Bab-ü Segâf'a erişip kendi halkalarını sevgilinin zincirine halkeyleyen her aşık bilir ki, aşk kendinden başkasına teslim olmakla kendine teslim olmak arasında geçen evrenin en şiddetli ayrıştığı andır. Elif'in dik duruşunu, sevgilinin yürek vuruşunu aynı anda hissedebilen bir maşukun kalbine göçüverene ne mutlu.
Yazınız çok şey hatırlattı ama söyleyemiyor insan kimi zaman hatırladıklarını. Allah gönlümüzden ve hayatımızdan hakiki olan aşkı uzak eylemesin. Kaleminize sağlık Senem Gezeroğlu.
bir filistin gözlerin, yakılmamış
Mucize aşk
nur zelal — Paz, 05/10/2008 - 09:10Popüler bir sakıza dönüştürüldüğünden beri aşk asilce çekildi sahneden.Vasfını sildi belleklerimizden ama adını kurtaramadı.Hala fütursuzca çiğnenmeye devam ediyor.Oysa adını koymadan belki de aşkın ne olduğunu bilmeden bir ara sokakta rastladığınız elele tutuşmuş,birbirine yaslanarak yürüyen,yarım asrı birlikte devirmiş o yaşlı çifti görünce gönlünüze dalıverir aşk.Bir mucize gibi...
Aşkın rengine bürünmüş bu güzellik uzaklaştıkça gözlerinizden,içinizden bu çağda herşeye rağmen elele kalabilmelerine gıpta edersiniz,çabucak eskitilen sevdaların ve gönül değirmenlerinde hızla öğütülen muhabbetlerin gölgesi düşer yüreğinize.Bir âh çekmenin vaktidir artık ve yağmurda yürümenin ve mırıldanmanın:
"Büyük aşklar yolculuklarla başlar
ve serüvenciler düşer bu yollara ancak
Onlar ki dünyanın son umudu
soyları tükenen birer çılgındırlar
Ne bir adresleri vardır onların yeryüzünde
ne de aşktan başka sığınakları
.....
Ki onlar hep yalnızdır ve her nasılsa
bulurlar heder olmanın bir yolunu
Onlar ki bu dünyada
kahraman olmaya mahkumdurlar"