Sayha Dergi

  • 100 türk büyüğü
  • kimdir, nicedir?
  • ara
  • İletişim
Ana sayfa › Bloglar › Mehlika Toyga yazıları

Gül’ün Yetiştirdiği Adam

Mehlika Toyga — Cum, 03/10/2008 - 07:57

Aylardan Eylü’ldür, ellerim buluta dokunur… Ekim’dir, yeşil ölür… Kasım’dır, soğuk uykusundan uyanır… Aralık’tır, beyaz doğar… Ocak’tır… Şubat’tır… Mart’tır… Hülâsa geçen zamandır.

Sokaklar, caddeler, çarşılar, pazarlar, insanı taşır. İnsan yüklendiğini unutmuştur.
“Ulu caminin minaresi, göğü çınar kökü gibi sarıp kucaklasada,” boynu büküktür. Hayat gariptir. İç içe geçmiş hikâyeler söz’e galiptir.

Çiçekler gül’e imrenmeye, taşra metropole koşmaya devam eder. İnsan başına yeni-zaman destârını giyer, kültürü, ahlâkı ne varsa üzerinden çıkarıp başlar metropol güneş’inin altında güneşlenmeye. Güzelleşeceğini sanan eşref-i mahlûkat, karardığının-kapkara kesildiğinin farkına varamaz. Zira tüm şehir sür’atle kararmaktadır…

Gecedir… Ay uzaklara kaçmış, yıldızlar huzursuzdur. Hassas bir kulağın yakalayabileceği derin-acı çığlıklar, iniltiler, karanlıkta görülemez. Ölümü kanıksamış insanlar, hastaneden ibarettir.

“… Artık erken uyumuyorlardı bu şehirde de. En azından erken uyumayanlar da göze batacak kadar çoğalmıştı. Bir zamanlar, yatsı namazından sonra, yalnız camilerden dağılan cemaatin kalabalığına rastlardınız. Ama bu kalabalığın dağılması uzun sürmezdi. Zaten en yakın camilere gelmiş insanlar, hemen evlerinin dibindeki yada birkaç ev, bilemedin bir sokak ilerideki camiden hemen evine döner, sabah ezanını işitebilme, ezanla beraber uyanabilme hevesiyle hemen uyurdu… Sokaklarda dolaşmak ayıptı… Fakat şimdi herkes heryerde görülebilmektedir. Şehrin “ahlâkı” değişmiştir.”

“Ay ışığı hüzündür… İç çekmesidir… Dövünmedir…
Ve balçık gibi gece, herkes nasıl anlayacaksa öyle biçimlenen. Sessizliktir… Bir patlamadır ürperti veren… “

“-Duyuyor musun? dedi.
-Neyi?
-Gül kokusu… O adamın gülleri bunlar.
-Hangi adamın?
-Dünyanın medar-ı iftiharı, dünyanın tek gül yetiştiricisi adam bizim şehrimizde yaşıyor da haberin yok!
Geç olmasa kapıyı çalıp isterdim. İsteyene veriyormuş. Ne akıllı diyorlar, ne deli, akıllı deli dedikleri cinsten olacak…”

Zaman yılları kovaladı…

“Sokak lambaları sanki söndürülmeyi unutulmuş gibiydi, öyle yanıyorlardı. İhmal edilmelerine gücenmiş bir halle… Terkedilmişlikten çok, ihmale uğramış bir hal sinmişti her şeye. Sokakların toprak örtüleri, ara caddelerin parke taşları, asfaltın sökülmüş, bozuk yerleri, ağaçların tozlu yaprakları, sokak aralarında rüzgârın çıkardığı uğultu… rüzgâr su birikintileri üzerine toz taşıyor, birikintiler hafifçe, görünür görünmez bir ırgalanmayla küçücük kıpırdanışlarla halkalanıyordu…”

“Tam elli yıldır ilk kez çıkıyorum ben sokağa…
-Şimdi herkes malını böyle meydana mı koyuyor? Diye sordu çocuğa.
-Nasıl? Dedi çocuk. Vitrin mi?
Sesini çıkarmadı adam. Artık bir şey sormamaya karar vermişti.”

“Dayanamadı…
-Dere ne tarafta kaldı? Diye sordu tekrar.
-Ne deresi, diye karşılık verdi çocuk, hangi dere?
Bilmem, dedi. Dere filan yok burada…
Adam şaşırdı ama sesini çıkarmadı…”

Kent olanca gücüyle yeni-zaman elbisesini üzerine oturtmaya çabalıyordu. Olmayan yerine yama yapılıyordu belki. Kent ve kentler yeni zamana ayak uydurma uğruna, ayaklarını bile küçültmeye hazırdı... İnsanlar kente, kent insanlara yamanıyordu…

“İnsanlar! Diye seslendi adam. Kimse işitmedi onu…
İnsanlar! Dedi yeniden. Sizler kimsiniz?
Şimdi namazdan çıktığınıza göre İslâm milletinden olmalısınız. Ama bunu ispat edebilir misiniz? İslâm’a uyan insanlarsınız. Fakat hani İslâm’ınız?
Kardeşlerim!
…içinizdeki İslâm’ı gösterin. Çünkü İslâm, sizin üzerinizde de görünmek ister. İman gizlidir, İslâm açık.
Sizden öncekiler ne için helâk oldular bilir misiniz? Çünkü onlar kâfirlere benzemeye başlamışlardı…”

Gül’ün yetiştirdiği bir adamdı, şehre ve zamana yabancı…
Gül’den gayri çiçeğe yabanî…

Gül’ün yetiştirdiği adam Rasim Özdenören’den taşra-modernite akışkanlığı üzerine, eksik bırakılmış değerler adına, kaleme alınmış güzide bir roman…-Gül Yetiştiren Adam.

Özdenören, öyküde kullandığı, üslûbuna farklılık katan kılcal damarları, romana da yerleştirir, böylece okuyucu, biraz dolambaçlı yollardan başat özneye doğru yol alır. Şah damar, mutlak-çarpıcı noktada devasa bir şekilde devreye girmektedir ki, mesaj yerini bulsun.
Klasik bir konuyu ele almış olmasına karşın, onu harmanlayışı, iç içe geçirdiği anlatımları, kurgusu ve realitesi her kitabına biraz aykırılık katar. Binaenaleyh, elzem olan konu değil, üsluptur yazıda.
Romanın kahramanı moderniteye yabancı öz-insanı karşılar. Gül ve insan arasındaki asimileye vurgu yapılır; gül, sayfiyete, ferasete, hassasiyete ve saire’ye kaimdir Dikenlerin arasından boy veren gül, vahdet-i vücut için her daim kanamaya hazırdır. Öz-insana tekabül eden yaşama tarzına mukabil, böylesi durumlarda insan uzlete temrin olur…

Kahraman, kitabın sonuna doğru ortaya çıkıverir gibi görünsede, aslında hep oradadır… Çevreden serazad yaftalarına maruz kalan adam, aslında insana değil, insan dışındakilere yabancıdır. Hilkât modernize oldukça yabancılaşır. Kendine ve çevresine… Farkında olmasa da, bu böyledir… Gül yetiştiren adam elli yıldır sokağa çıkmayarak bunu yadsımaktadır. Karşılaşılan yabanıl görünüm, halk mantalitesinde, delilik olarak tanımlanır ve bu kaçış hayra yorulmaz. Birgün anlaşılacaktır ki, öze dönüş, ruhu diri tutmak, somuttan geçip, soyuta yol vermekle mümkündür.

Ne yakut ve zümrüt vede zeberced / Gül taşı oysunlar parmaklarıma / Her yangında bir İbrahim bulunsun / Sümbülî havaları kuşatırken yedi renk gül havaları, her depremde gül çadırı kurulsun / Gül yağmurun bir sonraki adıdır / Gülün mecnunudur bütün çiçekler / Sonsuzluk gül, sensizlik gül, gül pusat, gül hasat / Gülü sevenlerin yoktur karası / Kurşundan beterdir gülün yarası / Düş yollara iki gözün aksada / Kavuş güle, gül seni bıraksada!**

Hülâsa yazara göre, “anılar defterinde gül yaprağı”* olmak ve unutulmak, çelenk olup baş tacı olmaktan daha evlâdır. Satırlar bunun üzerine bina edilmiştir.

Yol kitaba çıkar...

*C.Zarifoğlu
**N. Genç

  • Gülü Gülle Tartarlar
  • Mehlika Toyga yazıları
  • yorumlamak için giriş/kayıt gerekli

ghost of a rose!

m. fatih kutan — Salı, 07/10/2008 - 20:45

bu kitap yazısını ilk okuyan kişi ben oldum.
yenilgi'de yayınlanacaktı ki teknik bir anlaşmazlık(!) sonucu sayha'ya nasip oldu demek:)
bu yazıyı okuduğumda ben de rasim abi'nin hastalar ve ışıklar kitabını okuyordum ve 'ghost of a rose' adında bir şarkı vardı terkimde. ikisi beraber akıp geçtiler. mehlika'nın yazısından sonra düşündüm ki, gül yetiştiren adam'ı da okuyayım sonra karar vereyim, 'ghost of a rose' hastalar ve ışıklar'ın şarkısı mı gül yetiştiren adam'ın mı?
ve işte, bir şarkının aktığı yönü değiştirmeye sebep oluyorsa bir yazı, o yazı iyi bir yazıdır.
kalemine sağlık mehlika, rasim abinin kitaplarından yenilgi'ye de yazı bekleriz efendim.
tabi ki, huzurla...

http://kanatritimleri.blogspot.com/

  • yorumlamak için giriş/kayıt gerekli

Söz kırılsın derim ben

Mehlika Toyga — Pzt, 06/10/2008 - 09:22

Söz kırılsın derim ben ama...

  • yorumlamak için giriş/kayıt gerekli

Yorum-

muhsin kalender — Cts, 04/10/2008 - 18:42

-suz diyeyim siz anlayın Mehlika Toyga.

bir filistin gözlerin, yakılmamış

  • yorumlamak için giriş/kayıt gerekli

Sevgili Nur Zelal, tanımak

Mehlika Toyga — Cts, 04/10/2008 - 09:50

Sevgili Nur Zelal, tanımak zor olduğu kadar, tanıtmakta meşakketli evet böyle bir kalemi, ama işin içinde gül vardı, gül suyu'ndan devşirdik biz mürekkebimizi.

Rasim abinin hayatımdaki yeri çok başkadır, onu ve birkaç iyi mavera adamını (C.Zarifoğlu, E.Beyazıt ...) yürekten çıkarmak, isimlerine yankı vermemek zor benim açımdan.
Yankılarımız seslerimizi bulur inş.
Söz'e attığınız her adım öz'ü buldursun size, eyvAllah

Saygı ehl-i mütefekkir'e...

  • yorumlamak için giriş/kayıt gerekli

"Yol kitaba çıkar"

nur zelal — Cts, 04/10/2008 - 01:36

Yeni yetme zamanlarımızda o gerçekten gül kokusu ve zerafeti taşıyan kitaplarıyla bize okumayı sevdiren güler yüzlü bir insan...En toy zamanlarımızda kafa karışıklıklarımıza birer önsöz iliştirip güzergahımıza zarifçe konduran ve bunu yaparken kollayan bir abi sizi kelimeleriyle kuşatan,bereketli toprakların iyi adamlarından.Bizim yolumuz hep kesişti O'nun kitaplarıyla,hep ilk toyluğumuzdan ders almak için "anılar defterinde gül yaprağı"olan bir abiye yaslandık.
Tanıtmak zor iştir,hem de böyle bir romanı.Çok güzel olmuş,ellerinize sağlık.

  • yorumlamak için giriş/kayıt gerekli

Gül nesli...

Mehlika Toyga — Cts, 04/10/2008 - 01:15

Gül üzerine derlemeler, şiirler, ritüeller uzun bir tarihi kapsamakta... Varoluş tarihini... Gül ezhar'ın şah'ı der şair. Kelimeyi en çok diri tutan, eskimeyen, klişeleşmeyen nadir vurgunlardan da biridir gül... Gül ustasının eli değince de, dikenlerinden naifçe sıyrılıp, yürekteki yerini alır. Rasim Özdenören de bu ustaların başını çekiyor... Öyküde bir benzeri bulunmayan üslubu, kalemin her köşesinde aynı hassasiyet ve dirilik ile dem tutuyor.

O'nu okumak kurak bir bedenin, ağzını ummana dayayıp kanmayı istemesi kadar elzem!
Benim ve susamış söz âşıkları için...

Kitap kimilerine göre Özdenören'in diğer eserlerini baz alarak basit görülmüş olabilir, konu genel bir konudur evet, fakat işleyiş onu kişiselleştiriyor, adamı gül, gülü adam yapıyor.

Bu bağlamda, yüreğimin arka bahçesinde boy veren güllerden biri olan, Asude dost'uma bir teşekkür damlası... İnceliğine hayranım...

Hatırlayış'ına vesile-i tercüme olduğumuz Mehmet Sani bey'e ve avuçlarımıza bir teşekkür demeti bırakma nezaketinde bulunan Halid Aslan bey'e bir avuç dua; Rahman utandırmasın, Gül'ü yürek bahçenizden ayırmasın, söz'e biçtiğiniz kıymet kadar sözünüz kıymet görsün... Nesl-imiz gül nesli olsun...

Amin...

Saygı ehl-i mütefekkir'e...

Mehlika

  • yorumlamak için giriş/kayıt gerekli

Ne zaman bir güle yaklaşsam

Halid Aslan — Cum, 03/10/2008 - 16:19

Ne zaman bir güle yaklaşsam kokusundan önce "Gül yetiştiren Adam"ı teneffüs ederim. Daim aklımdadır ve hürmetle yaklaşır, O'nun gülleri gibi koksun, irileşsin diye dua ederim... Seneler sonra torunu ile şehre yürüyen adam hep geri döner benim güllere bakışımda. Güller güllere döner...

Mehlika Toyga, size, önemsediğimiz satırları hatırlattığınız ve güllere bir kez daha baktırdığınız için teşekkürlerimi sunuyorum...

  • yorumlamak için giriş/kayıt gerekli

80 li, Yeni Devir'li yılları hatırladım.

mehsani — Cum, 03/10/2008 - 14:23

80 li, Yeni Devir'li yılları hatırladım.
Ayrı bir güzellik, ayrı bir heyecandı Rasim Özdenören'i, Gül yetiştiren adamı okumak.

Medine-i Münevvere yıllarımda, Mescidi Nebeviye bakıpta, gözlerim doluluğu belli olmasın diye, yüzümü göğsüme döndürdüğün anlar olmuştur!

-İlahi., Hazreti Peygamber (s.a.v.) ve mübarek Eshab-ı Kiram kalkıp görse şu mamur hali, acaba ne der? diye.,

Birde, Hz. İsa (a.s.) efendimizin; "Ahir zamanda insanlar beyaz buğday ekmeği yiyecek ve günde üç öğün edecekler.," Demesini hatırlarım, yenilikleri garipsediğimde bazı zamanlar.,

Metninizden bir kez daha, zamanın yer küre üzerindeki etkisinin çok daha bariz olduğunu anlıyorum.
Allah (c.c.) eşyayı yerli yerinde görüp kullanarak, faydalanmak nasip etsin insanlığa.,

Mehmet Sani Özel

  • yorumlamak için giriş/kayıt gerekli

gül dermeye geldik

asude zeynep toprak — Cum, 03/10/2008 - 10:28

bu dünyaya gül dermeye gelen öykü köyünün büyük üstadıdır o...

rasim baba hakkında ciddi yorumlar yapmaya kalkışmayacağım. bildiğim birşey varsa o da şudur;

mehlika toyga artık ciddi makaleler yazacak olgunlukta. kanıtını az önce okumuş bulunuyorum. alıntıların biraz daha seyrek olduğu içsellikle, nasıl olur acaba diye merak etmeden edemiyorum da... epeydir mehlika' sultan,

-asude şu deneme nasıl olmuş?
demiyor.

zamansız şehirleri okuyasım var...

bilgine:)

http://oykuzen.minare.net/

  • yorumlamak için giriş/kayıt gerekli

Kategorilerden

Tefekkür Şiir Makamı Söz Ola İçe Dönüş Yürek Yarası Makamı-ı Dikkat Ümidlere Dair Berceste Kimdir Nicedir Ümmet Coğrafyası Hay Sızı Zamana Dair Gelişi Güzel Kara Kalem Yazıları Tanıtılanlar Gülü Gülle Tartarlar Haberdar Hüzün Alanı Kişilere Dair Hür Tefekkürün Kaleleri Güncel Hakikat Hikayet Reyhan Düş Vakitleri Gonca
tamamı

Üye girişi

  • Üyelik başvurusu
  • Şifremi unuttum

Gezinti

  • Son Gönderiler
  • Site Rehberi (Yol Haritası)
  • İletişim
  • Kategoriler

Üyelerimiz

  • Çevrimiçi
  • Yeniler
Şu an 7 üye ve 6 misafir çevrimiçi.

Çevrimiçi üyeler

  • Alexandre Bey
  • muratbaris
  • muratbaris
  • muratbaris
  • muratbaris
  • muratbaris
  • muratbaris
  • muratbaris
  • olcay2001
  • aşk-ı beka
  • Ertrl
  • çiğdem kekeç

Duyuru - Etkinlik

- Zemheri Edebiyat 6. sayısıyla okurla buluştu!
  • - filbahar 7
  • - Sezai Karakoç Sempozyumu 15 Kasım 2008
  • - Terk Ettiğimiz Doğu'
  • - yenilgi: ayın bir muhabbet armağanı olduğu vaktin önündeyiz.
  • -Minare Dergi/ Edep Görmüş Dergi!
  • -Temrin Kasım Sayısı
  • - Yankı Bir Dedi
  • ... Devamı
  • Kapı Komşusu

    Cemaat

    Anket

    Ülkemizde sporun (özelde futbolun) dostluk, kardeşlik tesis ettiğine inanıyor musunuz?:

    Son yorumlar

    • İçimizdeki güce yaslanmak...
      1 sa. 16 dk. önce
    • Kani Çınar güzel ifade etmiş,
      15 sa. 56 dk. önce
    • Kanaat ekonomisi, dostların
      17 sa. 30 dk. önce
    • Böyle hatıralar aktarılmalı
      19 sa. 22 dk. önce
    • Bizim bozulduğumuz doğrudur;
      19 sa. 28 dk. önce
    • Kanaati unutuyor gibiyiz
      19 sa. 50 dk. önce
    • zaaflarımız...
      19 sa. 56 dk. önce
    • Kesinlikle
      20 sa. 5 dk. önce
    • Bizede amin demek düşer.
      1 gün 1 sa. önce
    • Rabbim yakin olmayı nasip
      1 gün 1 sa. önce

    Dostlarımız

    • Dostlar
    • Bunlar da Dostlar

    Hakan Albayrak
    Tarık Tufan
    Cemaat
    Kurtuba
    Kâinata Mektup
    Pata-Gonya
    Minare Dergi
    Rûh-i Gusül...
    Arşivdesiniz
    Dünya Bizim

  • Kuşluk Vakti
  • Mecazz
  • Akabe
  • Sadık Yalsızuçanlar
  • Dergibi
  • Zemheri Edebiyat
  • Yenilgi
  • İsmet Özel
  • Gök Ekin
  • Edebistan
  • Yazıhane
  • İstisnai
  • Gözdeler

    Bugün:

    • Kış başlarken…
    • Kalem Yarası
    • Yağmur

    Bilgi

    Ara

    Sayha Dergi © (1990) 1998 - 2008

    • 100 türk büyüğü
    • kimdir, nicedir?
    • ara
    • İletişim