Bulanık Bir Çağda Duru Bir Ses, Berrak Bir Duruş: Nuri Pakdil
Bekir Fuat — Cum, 29/02/2008 - 16:15
Hece Dergisi ‘Düşünsel, Entelektüel, Muhalif Bir Tasarım Olarak Edebiyat Dergisi ve Nuri Pakdil’ özel sayısıyla Nuri Pakdil’i yeniden gündeme getirdi. Yaşayarak yazan, yazarak yaşayan, çağından sorumlu eylemci bir düşünür Nuri Pakdil. Farklı dili ve kendine özgü tavrıyla yabancılaşma karşısında yerliliği, bu toprağın, bu ülkenin acısını seslendirdi. Hece Dergisi bu sese kulak verdi. Hece’nin Yayın Yönetmeni Hüseyin Su ile Edebiyat dünyamızın köşe taşlarından Nuri Pakdil’i ve özel sayıyı konuştuk.
Nuri Pakdil’in siyasi portresi bütüncül bir bakışla onun mümin ve entelektüel kişiliğinden ayrı değil. Onun siyasi portresi, Türkiye’deki kaçınılmaz olan tarihsel hesaplaşmada resmi ideolojinin karşısına tek başına Nuri Pakdil’i ve eylemini koymakla anlaşılabilir.
Edebiyatçı Nuri Pakdil’i edebi hassasiyetleriyle birlikte nasıl tanırsınız?
Edebiyatçı Nuri Pakdil, kendi düşünsel ve Müslüman kimliğinden ayrıştırılamayacak kadar bir bütünlük arz eder. Nuri Pakdil’in hayatında karşılığı olmayan tek bir cümlesi bile yoktur. Örneğin, ‘Bir Yazarın Notları’nda kesinlikle ayak ayak üstüne atmadığını belirtir. Bu yalnızca yazılmış bir cümle değildir. Bütün hayatında böyledir. Edebiyat Dergisi ve Edebiyat Dergisi yayınları dizgi ve düzelti konusunda Türk edebiyatında örneği görülmemiş bir titizlikle çıkar. Bu onun hem edebiyatçı kimliği, hem aydın, entelektüel kimliği, hem de siyasal kavrayışına ilişkin ip uçları verir. Ve mümin kimliğini de gösterir. Çünkü o bunları birbirinden ayırmaz, hayatında ve kişiliğinde dünya ve ahiret, onları dolduran her şey bir bütündür. Bu nedenle hiçbir şey birbirinden ayrı değildir. Bu bütünlükten yoksun en ufak bir ayrışmayı bile laiklik telakki eder.
Edebiyat Dergisi nasıl bir ortamda yayın hayatına girdi, ne tür bir işlevi vardı?
Edebiyat Dergisi’nin çıktığı yıl ilginç bence. Şubat 1969. 1969’da Türkiye düzleminde düşünceden dile, siyasetten ekonomiye, tarihe bakıştan yarına bakışa, tümüyle sağ ve sol ayrışması vardır. Edebiyat Dergisi böyle bir ayrışmanın yaşandığı toplumsal ve siyasal döneme tam ortasından girer. Ne sağ’dır ne de sol. Özellikle bunun altını çizer. Her yazısında, her sohbetinde, Edebiyat Dergisi’nin sağda ve solda yer almadığını özellikle belirtir. Düşünceleri hem sağa hem sola karşı son derece aykırı gelir. Siyasal dili devrimcidir, ama kültürel ve düşünsel anlamda tarihe son derece sadık ve vefakardır. Dili son derece aykırıdır, öz Türkçe’dir. Mezar demez, gömüt der, ticaret demez, tecim der. Bu dil o zamanki sağ ve sol açısından da şaşırtıcıdır. Osmanlıca sözcükler sağ için son derece önemli telakki edilir. Halbuki Osmanlıca dilinin tarihsel delaletine sağ da yabancıdır. Çünkü sağ Türkiye’de resmidir. Söylem olarak sol gayri resmidir. Onlar da öz Türkçecidir. Nuri Pakdil’in, Edebiyat Dergisi’nin doğuşuyla birlikte edebiyat ve düşünce dünyasına son derece şaşırtıcı bir girişi vardır. Bugün Türk edebiyatında şiiriyle, denemesiyle, öyküsüyle var olan çoğu imzalar Edebiyat Dergisi’nden geçmiştir. Bunlardan bazıları daha önce Diriliş ve Büyük Doğu’da da görülür. Ama Edebiyat Dergisi’nde kazanılan farklı bir şeydir, Ebubekir Eroğlu’ndan Yaşar Kaplan’a, Rasim Özdenören’den Alaattin Özdenören’e Erdem Bayazıt’a kadar bizim kuşağımızdan ve bizden sonraki bazı arkadaşların burada kalemlerini bileylediklerini görürüz.
Nasıl bir Edebiyat Dergisi okuru vardı? Edebiyat Dergisi okuru diye bir prototipten söz edilebilir mi?
Oluştu demek lazım buna. Okurunu da iki sınıfta telakki etmek lazım: Birisi Nuri Padil’in Müslüman olarak bu dergiyi çıkardığı için dili ne olursa olsun, zımnen bir şeyler söylediği kanaatiyle Edebiyat Dergisi’ni okur, kullanılan dil açısından sol da kendisine yakın bulur. O yıllarda Türk Dili dergisinde, Cumhuriyet gazetesinde Edebiyat Dergisi muhatap alınır, üzerine yazılar çıkar. Ki 1970’li yıllarda bu olmayacak bir şeydir. Düşünce, dil ve edebiyat anlayışındaki bu şaşırtıcılık tam da onun kişiliğine yakışır. Çünkü onun hayat önerisi, gelecek önerisi, geçmişe bakışı, Türkiye için son derece yenidir. Bütün bunlar Edebiyat Dergisi’nin ne yapmak istediğini de gösterir. İslam uygarlığını, özelde Türkiye, giderek Ortadoğu ve yeryüzü bağlamında anlamaya, yorumlamaya çalışan bir dergidir. Çevirilerinden şiirlerine, denemelerinden eleştirilerine kadar tüm dünyayı burada görmek mümkündür.
Genç kuşaklar Nuri Pakdil’i yeterince tanıyor mu?
Genç kuşakların Nuri Pakdil’le bağlantısından bugün maalesef söz etmek mümkün değil. Bunun iki nedeni var. Birinci nedeni, 1980’le birlikte Türkiye ve dünyanın girdiği modern süreç. Değerler paradigmasının yok olduğu, dünya görüşlerinin paradigmasının büyük ölçüde yok olduğu bir süreç var, bunun getirdiği bir sorumsuzluk var. Sorumsuzluğun birey olma kabul edildiği bir döneme girildi. Halbuki Edebiyat Dergisi ve Nuri Pakdil, tamamıyla bir sorumluluk altına girmeyi önerir. Türkiye, Ortadoğu ve yeryüzü sorumluluğu önerir. Edebiyat Dergisi’nde yazmak ve onun okuru olmak böyle bir anlam taşır. İkincisi, derginin ekonomik koşullar nedeniyle 1984 Aralığında kapanması ve Nuri Pakdil’in 1998’e kadar eser yayımlamamış olması. Edebiyat Dergisi yayınları ve Nuri Pakdil’in eserleri ancak fotokopilerle elden ele dolaştı. Dolayısıyla bir ve yirmi yaş arası gençler onun düşünsel, yazınsal üretiminden habersiz kaldılar. Onun efsaneleriyle yaşadılar.
Siz de, Hece Dergisi olarak tam böyle bir dönemde ‘Edebiyat Dergisi ve Nuri Pakdil Özel Sayısı’ çıkardınız. Amaç neydi, bu amaca ulaşılabildi mi?
Hece dergisinin ‘Düşünsel, Entelektüel, Muhalif Bir Tasarım Olarak Edebiyat Dergisi ve Nuri Pakdil’ özel sayısı özel sayılarımızın yedincisidir. Ben Nuri Pakdil’in düşünce, sanat, edebiyat, siyaset ve dünya görüşü olarak önerisinin Türkiye için vazgeçilmez bir öneri olduğuna inanıyorum. Ve o öneri ne zaman dikkate alınırsa Türkiye’nin toplumsal, siyasal, kültürel sorunlarına köktenci bir çözüm ancak o zaman bulunabilir. Bu onun şahsıyla ilgili değil. Bunu başkası da önerebilirdi. Edebiyat Dergisi 16 yıl çıktı, 50 kadar kitap yayınladı, Nuri Pakdil’in kendisinin 30 kadar kitabı var. Bir de Nuri Pakdil’in insanlarla gündelik dille konuşmadığı için yeterince anlaşılamadığını düşünüyorum. Dolayısıyla bunu açmak ikinci, üçüncü elden dile ve kaleme ihtiyaç hissettiriyor. Özel sayı böyle bir ihtiyaçtan doğdu. Edebiyat Dergisi ve Nuri Pakdil’lin sanat, edebiyat ve dünya tasarımında önerisinin yer yer altının çizilmesi, yer yer açıklanması, yer yer gösterilmesine inandığımız için doğdu. Ondan önce de zaten Diriliş özel sayımız var. Bu topraklarda her solunan bir soluk mutlaka karşılığını bulacaktır. Nuri Pakdil’in soluğu da onu izleyen bütün insanların soluğu da buna dahil.
Gelen tepkiler nasıldı?
Birinci elden tepkileri aldığımızda hedefine ulaştı. Oldukça yoğun ilgi gördü. Hiç adını ve sanını duymadığımız okurlar bizi aradılar. İşte mektuplarıyla, anılarla, değinilerle, tek tek eserlerinin incelenmesiyle, Edebiyat Dergisi’nin dili, düşüncesi bağlamı itibarıyla ele alınmasıyla çok canlı bir sayı oldu. Ama biz bunun açılımlarının asıl yarına dönük olduğuna inanıyoruz.
Yalnız, kuralcı, gizemli, aykırı bir edebiyat adamının dünyasına okurlar nasıl girecek; dilini, eylemini, amacını nasıl anlayacaklar?
Bizim maalesef öncü insanlara karşı magazinel yaklaşımı seven bir yanımız var. O nedenle magazinel yaklaşımlara izin vermeyen insanlara karşı tepkilerimiz çok farklı oluyor. Kovuyor, dövüyor, sövüyor şeklinde düşünüyoruz. Böyle değil benim kişisel düşüncem. Nuri Pakdil’le kesintisiz 25 yıl birlikte olmuş bir insanım. Onun terbiye dilinin bizim alışık olmadığımız bir dil olduğunu düşünüyorum. İnsanların sırtını sıvazlayan bir dil değil, insanların yanlışlarını hoş gören bir dil değil. Sahte bir dille insanları pohpohlayan bir tarzı, bir tavrı, bir yaklaşımı yok. O yaptığı her işi bir eylem olarak görür. Her insanın ilişkisini de bu eylem üzere birliktelik olarak görür. Bu birliktelikte kesinlikle haytalığa yer yoktur. Bu konuda da hiç kimseye eyvallahı yoktur. Bütün bunlar bugün bizim alıştığımız hayat tarzı açısından bakıldığında anlaşılması zor görünebilir. Çünkü onun yaklaşımında, onun baktığı yerden dini olarak görülmeyen hiçbir şey yoktur. Dolayısıyla bu konuda da en ufak bir şakaya, en ufak bir tavize, en ufak bir gevşekliğe izin vermez. Son derece ödünsüz bir dille terbiye eder. Eğer biz bugün magazinel hayatın teklifi dışında bir gerçek olduğuna ve asıl gerçeğin bu olduğuna inanıyorsak zaten bunu ilk elden bile görebiliriz. İnsanlar hem senli benli olalım, hem hayatı bir şaka olarak yaşayalım, sanat ve edebiyatla uğraşıyorsak onları da bu bağlamda değerlendirelim, ünü, şanı şöhreti beraberinde getiren ilişkiler kuralım istiyor. Bu değil, Nuri Pakdil’in istediği. Bu nedenle zor aslında onunla beraber olmak. Ama onun ne demek istediğini anlamaya çalıştığımızda, bu zorluğun kazanımlarını düşündüğümüzde bunu başarabiliriz. Burdan bakılması gerekir Nuri Pakdil’e. Eserlerinden de ona ulaşılabilir. Edebiyat Dergisi’nin sayfalarından onun gösterdiği oku ve bu okun doğrultusundaki dosdoğru olmak şeklinde belirtebileceğimiz yönü bulmak mümkündür.
Nasıl bir özel dünyası var Nuri Pakdil’in? Gündelik hayatı, ilişkileri...
Ben Nuri Pakdil’in yaşayışındaki dikkat ve titizliği ikinci bir kişide görmedim. Beslenmeden insan ilişkilerine, su içmeden temizliğe, sağlıktan gazete okuyuşuna kadar hayatı bir bütün olarak anlar. Örneğin onun beslenme konusunda gösterdiği titizlik hiçbirimizin kaldıramayacağı türdendir. Onun önerdiği bizim hayatımızı korumak. Ama biz bunu kaldıramıyoruz çünkü rast gele yaşamaya alışmış bir toplumuz. Son derece modern bir kişi zannedilir, ama geleneği vahyi bir ilik bağı olarak kabul eder. Bu anlamda son derece gelenekçi bir insandır. Yine bu dikkatleri bağlamında Nuri Pakdil’i hava akımının olduğu bir ortamda bir saniye bile oturtamazsınız. Onun ilkesi bu konuda şudur; sağlık bilincini yitirerek hava akımının ortasında oturan bir insan, ideolojik bilincini de yitirmiş demektir. Sağlık ve ideolojisi arasında bu kadar yakın ve keskin bir ilişki kurar. İbadetlerinde son derece dikkatlidir, onun namaz kıldığını gören doğrudan sahabeyi hatırlar. Kesinlikle televizyon seyretmez. Çocukluğundan beri hiç aksatmadan izlediği gazeteler vardır, o gazetelerde neleri okuduğuna dikkat edildiğinde insanlar şaşırır. Birçok insan gibi köşe yazısı okumaz. Magazinle ya da sporla ilgileniyor gibi görünse de bunların Türk toplumundaki ekonomik ve ideolojik boyutuyla ilgileniyordur. Bir politikacı, bir sanatçı, bir futbolcunun gündelik hayatındaki harcamaları onu doğrudan Türkiye’deki yoksulluğa ve soyguna götürür. Bir taraftan da Filistin’le Ortadoğu ile dünyanın en ücra köşesindeki direnişle ilgilidir. Nuri Pakdil’in yirmi dört saati ideolojik, siyasal, entelektüel bir müminin dikkati üzerine kuruludur. Yay gibi gerilmiş bir hayat yaşar; böyle özetlemek mümkündür.
Bir çoğumuzun alkışladığı, iltifat ettiği şeylere o itibar etmiyor yani...
Son derece yapay buluyor çünkü, son derece ideolojik özden yoksun. Ekonomik soygunun, insanımızın önüne konan siyasal senaryoların farkına varılmadığı için bu iltifatların, bu ilgilerin hiçbirine, kendi deyimiyle toz zerresi kadar önem vermiyor. Onun için ilgilenilecek her şey bütün bunların temelinde yatan ideolojik sorunsaldır. Nuri Pakdil hiçbir zaman bu zaviyeden bakılarak anlaşılmaya çalışılmadı. O, hayatını, inandığı ve ardında olduğu her şeyin, gündelik hayatında yüzde yüz gerçekleşmesi gerektiği üzerine kurar. Onun idealizmi budur.
Teşekkür: Bekir Fuat / Gerçek Hayat Dergisi (Gerçek Hayat'ta yayınlanan bu röportaj Sevgili Dostumuz Bekir Fuat'ın izni ile yayınlanmaktadır. Kendisine teşekkürler ediyoruz...)
- Bekir Fuat yazıları
- yorumlamak için giriş/kayıt gerekli



Son yorumlar
30 dk. 10 sn. önce
42 dk. 7 sn. önce
1 sa. 1 dk. önce
1 sa. 8 dk. önce
1 sa. 37 dk. önce
3 sa. 2 dk. önce
17 sa. 42 dk. önce
19 sa. 16 dk. önce
21 sa. 8 dk. önce
21 sa. 14 dk. önce