Kanlı Hicaz
asude zeynep toprak — Çar, 08/10/2008 - 14:30
Dem bu demdir, dem bu dem… Dem, aşkın kanı derdi eski zaman sözcüsü öğreticimiz Süleym, sana yanlış yoldan seslendim. Sana kurulu sofraların hicazından ses ettim. Sigarası tütüne hasret köy delikanlılarının parmak aralarında çalınıyor faslım. Ülkemin en hicaz kısmı pencerem, pencereleri bilirsin, bekleyen ve beklenen halidir dil bilgisi derslerinin. Baba eve dönüyordur işte, bilirsin. Baba olarak eve dönüyordur hayallerim…
Bir geçmişin sırtını keseliyorum. Ne çok kir çıktı görsen yaklaşmasın bana. Yaklaşma zaten, acıların en güzel makamı seni söylüyor burada. Burası sen oldu, sen beni görmeyeli. Dilimde tutturduğum bir şarkı var, notası kırık, anahtarını sağa çektim yolum gibi. Beni bilirsin Süleym, hala bildiğin eski Zinanım…
Bildiğin başka zinan yok değil mi Süleym? Varsa söyle, söyle ki bilmediğim akşamları öreneyim bende. Adını bile bilmediğim acıları saplayayım bedenime. Söylenmemiş iftiralarla çekip gideyim Süleym, söyle de bileyim.
Ya da susup kal öylece. Bütün varoş kelimeler hizaya girdi şimdi, vazgeçtim, tevbe ettim cümle kurmaya, çık gel Süleym! Bu firak çok uzak… Ten kendini kandırıyor, sen de toprağı kandır da gel Süleym! Ucu bucağı yok ölümün, hüzün dediğin bildiğin hazan, kasıma kaldı çiçeklerim. Güven olur mu çiçeğin toprağa itaatle bakışına. Toprağına hala itaatle bakıyorum Süleym. Hala dem diyince seni hatırlıyor ve bir erkek gibi ve bir acı yükü uzatıyorum hükmümü. Tevbe ettim Süleym. Hicaz sert esti aşağıdan, bakma bana, hangi devirde çağırılmış ki bir erkek kadınını ayağına. Sadakatim boynumda ipim, geleceğim Süleym.
Hicazı ısınıyor akşamların, bana bilmediğim şiirleri, bilmediğim mevsimler, bilmediğim akşamları göster. Ve de ki ; ‘Sen! Zinan…’ ismimin billur olduğu dilin gölgemdir. Mesken eylesin ismim dilini ve yüreğim ellerini… Allah aşkın ellerini de bırakmasın diye duadayım Süleym. Bilsem dünyalık bir ses verirdim hüznüne… Cahilliğime ver yol iz bilmeyişimi.
Tenine hicaz battıysa affet, babalık hayallerime iyi bak, espri yaptığım günleri sıkıca sar. Beni öyle anımsa ve mektup nasıl yakılır bana ve bütün dünyaya şu anda göster Süleym.
Canım yanıyor, şu önde giden kimin hayali?

uzun ama bir solukta teşekkür....
asude zeynep toprak — Per, 09/10/2008 - 00:49Muhsin Bey,
Aşka dair kelamlar…
İddialı bir cümle… Aşka dair bir şeyler ile itham edilmek. Ürkütücü. Ama lezzetli. Teşekkür ederim beğeniniz için.
Yazı hayatımda en nefret ettiğim şeylerden biri, Nazan üstada benzetilmektir. Çok usta bir kalem ancak etrafta benzerleri çoğaldı. Onlardan biri olmak ya da insanların aklında öyle kalmak beni ürkütüyor. Şükür ki bir tek Nazan üstada benzetmemişsiniz…
Diyordum ki ne göreyim:) İskender bey ile bizzat tanıştık. Pek hayırlı bir görüşme olmamıştı. Neyse ki kitaplarının hepsini kızgınlığımla eşe dosta dağıtmışım. Kalkıp bakmamak üşengeçliğime iyi geldi:)
Benzetmeleriniz çok çok güzeldi. Kelam erişir biz görürsek ne ala…
Selam ile…
Kani hocam,
Değerli katkınız içi teşekkür ederim. İlhamınız bizden mi bilinmez. Zerre zerre içtik. Suskunluk hakkında söylenecek hala ve ‘inatla’ çok söz var… Sahip çıktığınız sözler adına teşekkür ederim…
Muhabbetle…
Aynur Hanım,
Yorgunluğunuzu benim yorgunluğumu görünce unutmuş olmalısınız. Bende yazımın aynı akşam birine iyi geleceğine ihtimal vermiyordum.
İnsan çokça soru sorar, en ağırı aynayı kırarken sorduğudur. Rabb sizi cam kırıklarından esirgesin…
Cihan Bey,
Hissedar olduğunuz cümle adına bir eyvallah da bizden…
Selam ile…
http://www.oykuzen.com/
"Bir geçmişin sırtını
Cihan Ülsen — Per, 09/10/2008 - 00:17"Bir geçmişin sırtını keseliyorum. Ne çok kir çıktı görsen yaklaşmasın bana. Yaklaşma zaten, acıların en güzel makamı seni söylüyor burada"
Yetmez mi bana?
Yeter...
Sermaye diye çıkınımın en güzel yerinde, bir de avuçlarımda...
Eywallah
Her hicret bir inkılaptır...
...
Aynur Yavuz — Çar, 08/10/2008 - 20:58Ne yalan söyleyeyim bir yazının bana iyi geleceğini aklımın ucundan bile geçirmiyordum bu akşam için.
Fakat insanın içine işleyen hüzünden müteşekkil cümleler bir yandan ruhu nasıl teskin eder hala anlayabilmiş değilim.
Yazanın ruhunun dinginliği sinmiştir belki yazıya.. yorgunluğumu unutuşum da bu yüzdendir belki..
cevaplanması asla mümkün olmayacak sorular sarsar insanı en çok.
İşte o sorulara verilebilecek en güzel örneklerden biri...
"Bildiğin başka zinan yok değil mi Süleym? Varsa söyle, söyle ki bilmediğim akşamları öreneyim bende. Adını bile bilmediğim acıları saplayayım bedenime. Söylenmemiş iftiralarla çekip gideyim Süleym, söyle de bileyim."
Yüzüne bakarak susacağım.
Kâni Çınar — Çar, 08/10/2008 - 20:37Canım yanıyor, şu önde giden kimin hayali?
Bir başka acının hayali. Yani bizaat kendisini acıya zerk etmiş malihülya demin sahibi. Yani ismiyle müsemma bir yalnızlık tarih, acılarıyla hemhal...
Aşk ağlatır, dert söyletir derler. Ben susmanın erdemine inanıyorum. Hep sussam, susarak sussam... Güzel yazınızdan ilhamla suskunluk üzerine..
Yüzüne bakarak susacağım.
Mahrem ve bakir bir elif ba arıyorum durmadan.
Mümkün mü?
Yüzüne bakarak susacağım.
Sana bakan bu gözler ardında esmer, nazlı bir mazi göreceksin. Bir yağmur tanesi midyenin tam yüreğine düşecek; inci olacak, sen baktığın zaman. Yücelerden ak bir bulur geçecek, bir çocuğun elinden kaçan bir balon. Sen bakacaksın ve içli mısralar dökülecek kalemim ucundan. Bir başım, bir yüreğim ile dikilmiş karşında şefkatin umarken, bir bakacaksın, yanacağım.
Yüzüne bakarak susacağım.
Yüzüme bakarak sus sevgili.
Gözümü yollara dikmiş, susuyorum. Yılların gurbet kahrını bıkmadan, usanmadan taşıyan eski bir demiryolu, bir buharlı tren; demir, yağ lekeleri, gıcırtılar arasında "hasret"in portresini çiziyor. Işıklar karanlık bakar yüreğe. Ölümler hasret, toprak hasret, ağaç hasret, su hasret...
...
u.d — Per, 09/10/2008 - 13:30Allah razı olsun...ne denir ki..yazınıza bakarak,yüreğimiz şekilden şekile girerek..susacağızz..."ışıklar karanlık bakar yüreğe.ölümler hasret,toprak hasret,ağaç hasret,su hasret..."allah gerçekten razı olsunn..
muazzam bir tümevarım
muhsin kalender — Çar, 08/10/2008 - 16:08Asude Zeynep Toprak aşka dair kelamlarını sistemik bir kurgu içinde yavaş yavaş ama dikkatle örüyor. Fasl-ı Aşk'a göre daha bir melankolik ve daha edebi geldi bana Kanlı Hicaz. Yazarın anlatım dilinde itirafkâr tavrıyla Nazan Bekiroğlu, disiplinli yanıyla İskender Pala ve aşka sahip çıkmasıyla Fuzuli'den parçalar görüyoruz. Kimi zaman aşkın mücella dokusunu anlatan ama kimi zaman da aşkın elinde tutulduğu vakit tüm bedeni yakan bir kutsal acı olduğunu haykıran bir yazar Asude Zeynep Toprak. Bu, okuyucuyu kâh meraka sevkeden, kâh acıyı, mutluluğu yazarla birlikte yaşamak isteyen bir dilemmaya dehrediyor. Ve ben okuyucu olarak bu durumdan hayli hoşnut kaldım. Allah aşkı yaşayanlardan değil, sadece ama sadece hakikat silüetinde o kutsal duyguyu hissedebilenlerden eylesin cümlemizi. Zira hissetmekten sonra farketmek gelir ki, farkedenlerin ağlarını bozmaz güvercinler.
Saygı ve selamlar.
kalp penceresinden günışığı sızdıkça
şiiri tutuklayamaz hiçbir gardiyan