Yorgunluk bedenimizde değil, bizim ruhlarımız yorgun.
cihad meriç — Cum, 19/12/2008 - 12:31
Bu adam kafayı sabah ile bozmuş diyen çıkar mı? Evet çıkabilir. İki sözünün birinde sabahtan dem vuruyor, adamın yaşadığı tek heyecan herhalde sabah vakti diyenler de olabilir. Bence de tüm bu cümleler mantıklı; fakat biz kim ne derse desin sabah kültürüne vurgu yapmaya devam edeceğiz.
Nefsimiz hiç boş durmuyor, perşembeden hatta birkaç gün önceden derinlerden vurgu yapmaya başladı. Bak değerli kardeşim pazar sabahı bayram olduğu için nasıl olsa erken kalkacaksın bırak bu cumada erkenden kalkıp kendini yorma, ta merkezlere gideceğim sabah namazı kılacağım diyerek kendini üzme, bak ne güzel evin sıcacık, şuracıkta kılıver namazını, ille de dışarı çıkacağım dersen bak mahalle camimiz ne güne duruyor. İşte bu cümlelerle beni ayartmaya kalkan nefsim avuçlarını yaladı. Büromuzun kapı komşusu Ensar dostumuz olmasa belki de nefsin dediğini yapacaktık. Hayatı toplumla birlikte yaşamak veya cemaat olmak işte budur. Bazen sizin nefsiniz problem oluşturur, diğeri sizi hayra davet eder, böylece bir gün biri bir gün diğeri derken nefis denen koca oğlan belli bir terbiye derecesine ulaşır. Nefse kullanılan Koca Oğlan tabiri, bir yıl önce rahmetli olan Hanefi Hoca’nın yakıştırmasıdır, Rabbim rahmetiyle muamele eylesin, arada ziyaret ederek heybemize muhabbet doldururduk.
Cuma sabah planında mutat olan Kapu Camisi’ne gitme yaklaşımını da değiştirme kararı aldık. Bu hafta planına göre sabah namazını Konevi Camisi’nde kılacağız, haftaya Şems Camisi’ni programa aldık. Böylece Konya’nın selahattin camilerini dolaşmış olacağız. Şerafettin ve Sultan Selim camilerini de sıraya yazmakta fayda var.
Yorgunluk bedenimizde değil bizim ruhlarımız yorgun. Her sabah uyanıyoruz, elhamdulillah; fakat saat 04 civarı kalkıp kendimi böyle heyecanlı hissettiğim olmuyor. Diyorduk ki erken yatsak erken kalkarız. Belki erken yatmakta bir tedbirdir; fakat bence yeterli değil. Bazı kişilere iki saat uyku yetiyor ki bu nasıl enerji. Biz 6-8 saat uyumadık mı dinlenemiyoruz. Heyhat! İş aşkta bitiyor. Ya nasip diyerek yola çıkarsan her yer dümdüz olur. Kendim için söylüyorum, bedenim değil ruhum yorgun ve yeni heyecanlarla aşkımızı tazelemeliyiz. İçimize bir hoşluk doğmuyorsa kendimizi ve çevremizi gözden geçirmeliyiz, rabıtayı engelleyen ne var. Dert Rıza kapısını çalmaksa işler kolaylaşıyor. Sabah vaktini hayatımızda değişiklik olsun, bak böyle de güzel oluyor diye yaşarsak o da iş değil. Her işimizde olması gereken rıza hedefi birinci ve en önemli amaç olmalı.
Konevi’de sabah namazı yatsı namazı kadar güzel. Yeryüzü Allah’ın bizlere mescid kıldığı mekan; fakat üç mescid (Kâbe, Mescid-i Nebevi, Mescid-i Aksa) önemli ki hepsinin Allah (c.c.) nazarında anlamı var. İşte her yerde cami var; fakat birkaç derece üstün namazgah ve nazargah olma mertebesine yükselenlerin olması da muhtemel, her şeyde olduğu gibi en güzelini Allah bilir. Sonuçta mekanı anlamlı kılan insan, kabe yolcusuna etrafımda dön diyen muhterem de bu konuya vurgu yapıyordu.
Namaza yetiştik elhamdulillah, Konevi Camii görkemli bir yapı değil hatta karmaşık bir girişi var da diyebiliriz. Sonradan ekler yapılmış, külliye olarak kalması muhtemel alan, şehrin göbeğinde olduğu için kısmen yok olmuş ve yüksek binalar tarafından sıkıştırılmış bir halde. Konevi Hazretlerinin kabrinin bulunduğu bahçe her zaman kilitli. Demirlerin üzerinden atlayıp ancak hazrete yaklaşabiliriz veya benim yaptığım gibi caminin sol kenarındaki kabri gören camın kenarına oturmanız gerekiyor. Kimse kapmamışsa benim yerim orasıdır. Sabah vakti ilk oturduğumda tabi ki hava karanlıktı ve kabir belli olmuyordu. Namazı bitirip tekrar mekanıma döndüğümde ağır ağır perde kalktı ve hazretin üstü açık özel kabri gün yüzüne çıktı. Her daim güllerin açtığı bu kabir bizi tefekküre zorunlu kılıyor. İçinde iki denizi kendinde birleştirmiş güzel bir insan istirahat ediyor. Mekke ve Medine’den; Mısır, Tunus,Cezayir, Fas gibi Afrika ülkelerinde gelişen ilim Endülüs’ten taşarak Muhyiddin-i Arabi aracılığı ile Sadreddin-i Konevi’ye ve yine Mekke ve Medine’den Bağdat, Şam,Tebriz, Belh gibi Asya şehirlerinde yükselen ilim Mevlana aracılığı ile Konya’ya akmış oldu ki bu iki damar Konevi’de buluşmuştur. Ahmet Yesevi'de pişip Ahi Evran’da şekillenen bir üçüncü damardan da bahsedilebilir. Konevi Hazretleri’nin hayatı ve eserleri incelendiğinde bu üç damar izleri karşımıza çıkar. Ne yazık ki Sadreddin Konevi Hazretleri’nin hayatı ile ilgili kapsamlı çalışma yapılamamıştır. İz yayıncılığın Konevi'nin eserlerini günümüz türkçesine çevirmesi takdiri haketmektedir. İnternet ortamında hayatı ile ilgili bilgiyi ibnularabi.com sitesinde bulabilirsiniz.

Koca Oğlan'ın ıslahı için
Halid Aslan — Cts, 20/12/2008 - 09:27Koca Oğlan'ın ıslahı için omuz verecek dostlar gerçekten önemli... İşi yavaştan ladığı vakit uyaracak, el verecek, kemlik etmeyecek... Yazıdan nasibime en çok bu düştü sanırım... Konevi Camiinde seneler önce bir cuma kılmış ve lakin kabrisatanı kapalı olduğu için ziyaret edememiştik. Nasipse bir dafaki sefere sizin yaptığınız gibi yapacağım...
Ömrünü Allahü teâlânın kullarına hizmet etmekle, ilim ve edep öğretmekle geçiren Sadreddîn-i Konevî hazretleri duâlarında:
"Yâ Rabbî! Kalbimizi senden başka şeye yönelmekten ve senden başkasıyla meşgûl olmaktan temizle. Bizi bizden al, bizim yerimize bizi kendinle doldur. Bizi başkalarına ve şeytana oyuncak yapma. Bize nûr bahşet. Duâlarımızı çabucak, kendi istediğin şekilde kabûl buyur. Sen işitensin. Sen bize yakınsın. Sen duâlara icâbet edensin." buyururdu.
Amin. Amin. Amin...
O kapının kilidi
cihad meriç — Cts, 20/12/2008 - 12:54Bir daha ki sefere korkuluklardan da atlayabilirsiniz. O kapının kilidi biraz Nasreddin Hoca Efendi'nin kapı kilidine benziyor. Bir birimizi vesile olabildiğimiz kadar yol alıyoruz. Rabbim hayra vesile olan güzel dostlarla beraber kılsın her daim. Amin.
sade bir muhabbet