Duyarken, Duyarsızlaşmak
Fatih Kayabaşı — Pzt, 19/01/2009 - 15:55
Vefa’dan Süleymaniye’ye hızlı adımlarla yürürken insanlara sırtını dönmüş bir çocuğu gördüm. Ayakları yalındı. Ellerini vücudunun arkasına atmış, bir eli diğer elinin üzerindeydi. Bulunduğum yerden heyecanla seslendim:
-Şişşt…Küçük çocuk buraya bakar mısın?
Aynı cümleleri tekrar tekrar kurmuştum ama nafile cevap vermiyordu. Yanına gidecektim; ancak çok acele bir işim vardı yetişmek zorunda olduğum.
-Allah’ım! Sen bu gariplerin yardımcısı ol diyerek oradan geldiğim gibi hızlı adımlarla uzaklaşmaya başladım.
O çocuğun yanından ayrılırken,can çekişen insanlığın damarlarından birini daha kesiyor, insanlığın yok olmasına bir nebze de olsa katkı sağladığımı hissediyordum. Ama ne yapabilirdim? Burası İstanbul’du. Devamlı bir koşuşturma içerisindesin, bazı anormal şeyleri kabullenmeyi, düşene de bir tekme de sen atmayı kendine görev edinmeyi bir borç bilmelisin. Yoksa ayakta durmayı nasıl başarabilirsin ki? Ehh! Ne de olsa bir Avrupa Kıtası parçası üzerindesin, batılılık yavaş yavaş senin de ruhuna işliyor.
-DUYU ORGANLARINI KAYBEDİYORSUN-
İlk önce duymamaya başlıyorsun. Çocuklar ağlaşıyor, birileri imdat diye avaz avaz bağrışıyor kulağını kapatıyorsun. Kulağına bir pamuk da sen kapat kampanyalarına sen de iştirak ediyorsun.
Sonra koku almamaya başlıyorsun. Ara sokaklarda kan gövdeyi götürüyor, yokuş aşağı akan kan selinin etrafa yaydığı kan kokusunu hissetmiyorsun. Lokantaların önünden geçerken etrafa dağılan o güzelim yemek kokuları hiç de umurunda değil; çünkü aç değilsin, aç adamın halinden anlamıyorsun.
Ardından görmüyorsun. Sultanahmet,Süleymaniye, Fatih, Beyazıt, Şehzade sana el sallıyor, bir şeyler anlatmak istiyor ve sen görmüyor, görmemezlikten geliyorsun. Dahası Ayasofya kan ağlıyor dönüp bakmıyorsun bile; çünkü korkuyorsun. Bunca sene aldırış etmediğin,yüzüne bakmadığın bu emanetlerin bir gün yüzüne tüküreceğinden endişe ediyorsun.
Dokunamıyorsun. Öksüzler, yetimler umurunda değil. Kedilerin, köpeklerin bile başını okşarken o garipleri bu fiilden mahrum bırakıyorsun.
Derken tatmıyorsun. Fakirlerle aynı sofraya oturup bir kaşık sallamıyorsun, daha doğrusu onları sallamıyorsun; çünkü kendin sallanıyorsun farkında değilsin yaşadıklarının, hissedemediklerinin.
Evet. O çocuk vardı ya geçen gün onu yine gördüm. Nerede mi? Meğer o sadece Süleymaniye’de değil, Fatih’te Eyüp’te, Beyoğlu’nda, Bakırköy’de, Şişli’de daha doğusu bütün İstanbul’daymış. Hatta Edirne, Kars, İzmir, Konya, Hatay, Sinop, Gaziantep, Trabzon, Diyarbakır, Erzurum, Şanlıurfa ve Sivas’ta yani Türkiye topraklarının her metre karesindeymiş.Daha sonraları öğrendiğim de ise Dünya’nın her köşesindeymiş. Ve o küçük çocuğun adı HANZALA imiş. Kimse ama hiç kimse onun yüzünü görememiş. Filistinliymiş ama 10 yaşından beri Filistin’i hiç görmemiş,o parsellenmiş topraklar ona o zamandan beri hiç gösterilmemiş. İsrail onun vatanını işgal etmiş onu vatanından etmiş. Filistin halkına katliam,soykırım yapılırken, O 8-9 yaşında tankların önüne geçip İsrail askerlerine sapanla taş yağdırmış. Dünya ülkeleri ne mi yapmış? Susmuş, sessizlik en büyük haykırıştır! Nidaları atmış; ama o nidanın bir İsrail atasözü olduğunu bilmeden.
Ve ismini ve davasını kalbime kazıdığım o çocuk,yani Hanzala bizimle konuşmuyor. Filistin özgürlüğe kavuşmadan,İsrail o toprakları terk etmeden de yüzünü bizlere karşı çevirmeyecek. Ey yürekleri dağlayan Hanzala..! Yüzünü göreceğimiz o güzel günü hasretle bekleyeceğiz ve ilk çiçeğini o gün sana ben uzatacağım.
Kaynak: Duyarken, Duyarsızlaşmak
-
Paylaş
- Fatih Kayabaşı yazıları
- yorum yap >giriş/kayıt
- Rastgele

duyarken duyarsızlaşan bizler!
Gül Çiğdem — Cum, 06/02/2009 - 01:18herkes kaleme alıyor, kalemleriyle duyargalarını hareket haline gecirmeye calışıyor kimileri
bazıları yalan, sahte, düzmece
bazıları kelimelere can yükleyecek kadar gercek, tıpkı okuduğum bu yazı gibi...
hanzalaya dair o kadar cok sey gördüm ve okudum ki
hiç biri beni bu derece etkilememişti...
bu bir nefis muhasebesidir. kan kadar reel.
hanzalanın nesirleşmiş halidir
resmini tuvala yansıtan halidir.
gercektir hemde en sahicisinden...
bu kalemi kutlamak lazım...duyarsızlığımızı yüzümüze tükürdüğü için.
hanzalanın yüzünü görmek dileğiyle...
d'li derviş
d'li derviş... Yorumunuz için teşekkür ederim:)
Fatih Kayabaşı — Per, 12/02/2009 - 23:42Yorumunuzu daha yeni gördüm. Yazdığım yazıları ilk önce özeleştiri yaparak yazıyorum. Bu konuda duyarsız olan milyon belki de milyarlarca kişiden biriyimdir. Yazımı okuyan sizler gibi değerli insaları etkileyebiliyorsam ne mutlu bana. Teşekkür ederim.
Selam ve Dua ile...
Hanzala bize mi dönecek yüzünü!
Gül Çiğdem — Cum, 13/02/2009 - 00:57Şunu artık rahatça itiraf etmeliyiz ki, duyarsızlık bizim hücre çeperimizden içeri hızla enjekte ediliyor.
Öyle ya da böyle buna '' dur! '' demeye bile takatımız kalmamış, çünkü uyuşmuş bedenlerle ve kapitale, emperyalizme sarılmış ruhumuzla ve gerçekleri göstermeyen kara gözlüklerimizle modern hayatın modern(!) insanlarıyız bizler.
Artık maskelerimizi çıkarma vakti gelmedi mi? Hangimiz sahiciyiz? Hanzala bize mi dönecek yüzünü!
d'li derviş
Hiç bu kadar acıtmamıştı beni Hanzala!
Fatih Kayabaşı — Cum, 13/02/2009 - 11:07Sanırım bir şampiyonlar ligi maçı oynanıyordu.Eskisi gibi futbola düşkün biri değildim artık. Kaldığım Muhipte ranzama uzanmış bir şekilde kitap okuyordum. Bir gol sonrası sevinç sesleri duydum ki anlatamam. Aman Allah'ım nasıl bir sesti bu.Herhalde bizim ülkenin bir takımı yabancı takıma karşı gol atmıştı.Ben de dayanamayıp kitabı bir tarafa koyup hızlıca Tv,nin bulunduğu ortama doğru koyuldum.Herkes birbirine sarılmış bir şekilde zıplaşıyordu.Onlara bakarak gülümsemiştim.Asıl yüzümü kızartan görüntü gözüme ilişmemişti henüz..Duvardaki o resim... O çığlıkların arasındaki onun sessiz nidası beni tepetaklak etmişti.Filistin Kan revan içerisindeydi.Çocuklar ölüyordu.Esaret altındaki o ülkelerimiz inim inim inlerken bizim duyarsızlığımız bir golün etkisiyle daha da katmerleşiyordu.Evet sevinmek,eğlenmek bizim de hakkımızdı ama gün sevinme,eğlenme günü değildi.Arkadaşlarım seviniyordu ve ben seviniyordum o resme bakmadan önce.Daha sonrası sevindiğime üzülecektim.Hiç bu şekilde acıtmamıştı beni. Hanzala sırtı dönük bir şekilde duruyordu ve bu halini fırsat bilerek bizler kıs kıs gülüyorduk sevindirik olmuş halimize. Hanzalaya mı soruyorsunuz? Arkadaşlar kıs kıs gole gülerken o da kısık kısık ağlıyordu.
Ve ben de ağlıyor,duyarken duyarsızlaşmak adlı yazımın temellerini atıyordum.
Selam ve dua ile...
Fatih Kayabaşı
Fatih Kayabaşı — Salı, 20/01/2009 - 00:47bu yazıyı yazarken hanzala hakkında bilgi vermeyi düşündüm. Ancak bu yazımı okuyup da hanzala da kim diyen arkadaşların hanzalayı araştırmasına neden olmak istedim. umarım başarılı olmuşturum. Hanzala hakkında bilgi veren arkadaşlara da teşekkür ederim.
hanzala. babasının adı:
Nefi Selamoğlu — Pzt, 19/01/2009 - 19:35hanzala. babasının adı: önemli değil. annesinin adı: nakba, kız kardeşinin adı fatıma, ayakkabı numarası: bilinmiyor. çünkü o hep yalın ayakla dolaşır.”
hanzala hep 10 yaşında, çünkü yurdundan kopartıldığında o yaşta idi. diken diken olmuş saçlarıyla hanzala, filistin dramını haykırır dünyaya.
sırtı okuyucuya dönüktür hep. aslında o filistine bakar, koparıldığı yurduna…
ta ki özgürlüğüne kavuştuğu zamana kadar…
bugün hanzala nın yüzünü görme şansı bir kez daha kayboldu.
fütursuzca yapılan saldırılar onu, yüzünü göremeyeceğimiz küçük bedeninin büyük dünyasına hapsetti…
onu yurdundan edenlere, bölünmüş halkına ve seyreden bize…
barışa kadar dönmeyecek hanzala…
Naci-el Ali'nin Hanzala'sı
Halid Aslan — Pzt, 19/01/2009 - 19:17Naci-el Ali'nin Hanzala'sı bize galiba bir şey daha söylüyor: Hepimiz çok daha ağır yenilgiler yaşadığımıza inanmış olabiliriz, ama bir çocuğun suratımıza bakmayı reddetmesi de yabana atılacak bir yenilgi sayılamaz.
Hanzala, Filistin'i gösteren
Kerem Ağahanlı — Pzt, 19/01/2009 - 19:30Hanzala, Filistin'i gösteren bir pusula