Sayha Dergi

  • söz makamı
  • 100 türk büyüğü
  • kitap makamı
  • site haritası
  • ara
  • İletişim
Ana sayfa › Bloglar › mustafa celep yazıları

Hayat Dolu Bir Yürüyüştür Şiir

mustafa celep — Paz, 15/02/2009 - 10:06

İnsanı ve yaşadığı toplumu net ve dolaysız bir biçimde şiirde temaşa eder, aynı zamanda bu gözlem ve izlenimlerden belirli bir yargıya ulaşmak için de şiire gideriz. Şairin iniş-çıkışları, ona kopmaz bağlarla bağlı toplumun iniş-çıkışlarıdır. Şair, ruhundaki med ve cezirden dem vuruyor, kaygılanıyorsa, bu dem ve kaygı, şair de haddizatında bu toplumun bir parçası veya diyelim bütünü olduğu için, bize tüm çelişkileri ve çıkmazlarıyla bir toplum fotoğrafı sunarak,derin bir müşahedeyle bunun dökümünü yapar, anıtlaştırır.

Ölü bir topluma su serpmek şaire düşer. Ve şair yeni bir ruh, yeni bir öz katar, öleyazan topluma. Çağının sorumluluğunu yüklenen şiirin temel vasfıdır bu: diriltici güç olmak. Şair, tek başına ayakta durabilmeyi bilebilmeli.

Şiir , kişisel olanla toplumsal olanın bir sentezidir. İşbu sentezle şiir, insanın kendini tanımasındaki engelleri kaldırır, kendi iç gerçekliğiyle dış gerçekliği arasındaki mesafeyi kısaltır. Hayal dünyasında devinip duran şairin uyuşukluğunu onaylamıyorum. Hayal dünyası en nihayetinde şairin baş düşmanıdır. Dış gerçeklik ile iç gerçeklik arasındaki mesafeyi, hayali, hayal kurmayı azaltarak veya arka plana atarak kısaltabilir, şiiri bütün doluluğuyla hayata daha bir yakınlaştırabiliriz.

Şair, asli özne olmaklığıyla, hayat ile problemi olan kişidir. Şair , yaralıdır, evvela hayat ile; bizi bayağılaştırmaya, sıradanlaştırmaya çalışanların köleleştirici düzenine karşı geliyor oluşuyla yaralıdır, insanın hâli pür melâlini gördüğü için yaralıdır, hayvanlaşma temâyülü içinde olan insanın pespayeliğini gözlemlediği için yaralıdır, zihninde şekillendirdiği dünya ile yürürlükte olan dünya arasında bir koşutluk bulamadığı için yaralıdır, karşılıklı insan ilişkilerinden örülü düzenin, şairi ve diğer insan kütlesini, şerefinden yoksun bırakan işleyişine karşı olduğu için yaralıdır,yaralı olmaya devam edecektir. ‘‘ Tahrik eden şiir hayatı dolduran şiirdir’’, der Mehmet Erdoğan, ‘Sübjektif Yazıları’nda. Şair hayat dolu bir insandır,öyle olmalıdır diyoruz. Şiirden aldığı güç ve enerjiyle, insanı insanlıktan düşüren düzenlere karşı, kelimeyi silah gibi kullanan kişidir. Adeta şair, şiirinin ortasında, tüm donanmışlığıyla ‘‘yeni bir şahsiyet ve yeni bir kimlik’’le yeniden varolur,insanın ruhça dirilişini muştular. Şiir bu anlamda insanın en karanlık en bunalımlı günlerine yeni bir muştu, yeni bir haber gibidir. Zamanla ve mekânla kayıtlı değildir şiir, çağlar üstüdür ve çağı aşar. Bu ise dirimselliğin içinden seslenen şiirin, insanın en can alıcı noktasına yani şiirin karşılık bulacağı yere yapacağı vurgu ve getireceği tazelikle imkân dahiline girer. İçinde insan olan, insanı ilgilendiren her şiir, ölümsüz olmaya adaydır. Şiirin ölümsüzlüğü ile beşeriyetten taşan şiirin doğasındaki çelişki, öğreticidir. Bu paradoksun bize öğrettiği, beşeri bir ses olan şiirin,gönülden gönle kurduğu köprünün insaniliği,sıcaklığı, dünya varoldukça ölümsüzleşen sesidir,sonsuzun sesi oluşudur aynı zamanda. Şiir sonsuzun yanı başındadır. İnsanın ruhça kalkınmasına tanıklık eder, bir nevi kutsala tanıklık.. Manevi olanı içermeyen şiirin ölümsüzlüğünü boşuna beklemeyelim. Süfli olanın ulvi olana galebe çalması,şiiri değersiz kılar. Böylece insan değersizleşir,insanın değersizleşmesiyle hayat da anlamını kaybeder. Anlamsız bir hayat sorgulanmayan bir hayattır,ulvi olanın kovulduğu,ihraç edildiği hayattır. Mekanik bir uğultudur adeta. Ve şeyleşme.

Şiir üzerine yazılan her yazı,şiirin içinde billurlaşan,biçim kazanan özün,daha anlaşılır kılınmasına yapılan bir çağrıdır. Şiir insanı deşer,yaralar ve anlamını açığa çıkartır. Şiir ile ve şiir yoluyla kendimizi tanıma imkânına kavuşabiliriz. En nihayetinde şiir insana yapışıktır. Şiirden elde edilen anlamla,insanın (varlıkla rabıtalı) anlamına su taşır şair,bir tazelik sunar; böylece biz şiir okuyarak hayatın yaşanmaya değer bir deneyim olduğunu kavrar, fark ederiz. Şiirin tahrik edici bir yönü, bir gücü vardır. Dünyanın asl’ını öğrenmeye yönelik okumaların yeni bir çehreye büründüğü şiirde,gerçekten bakılmaya değer, insana önem kazandıran,insanı kâinatta yerli yerine oturtan, dünyada tuttuğu yeri insana hatırlatan,berrak bir çehre vardır. Ve insan ol’ur, şiirle, şiir okuyarak belli bir kıvama erer, olgunlaşır. Hayatın içinde onurlu bir duruş, hakikaten şiirin özlediği bir duruştur. Şairin hasret duyduğu bundan başkası değildir. Şiirin verdiği eğitim, belli bir şuur düzeyinde insanı sağlam bir duruş sahibi kılmaya yönelik bir süreci kapsar. Bu bir hayat dolu yürüyüştür.

Şiirin içinde belirginleşen bireysel ve toplumsal vaziyet alışlar,uyumluluk ve karşı oluşlar da,insanın doğumundan ölümüne kadar temel tutamak noktalarını işaret eder. Zaten şiir de hayat içerisinde anlamlı işaretleri barındırıyor oluşuyla insan için vazgeçilemez bir uğraş alanıdır.

  • Her Dem Yeniden
  • mustafa celep yazıları
  • yazıcı sayfası
  • gönder
  • Rastgele Yazı

Önemli çalışmanızın İsmet

Taha Nevruz — Pzt, 16/02/2009 - 20:48

Önemli çalışmanızın İsmet Özel'in Şiir Okuma Kılavuzu'ndan yaptığımız alıntılarla bir bütünlük sağlayacağını düşünmekteyiz.

Şiir yalnız düzyazıya değil, başka hiçbir sanata, hiçbir biçime, hiçbir eyleme dönüştürülemeyen bir anlatım aracıdır. Musikisinin elinden alınmasıyla, imalarının açıklığa kavuşmasıyla, düzgün bir sözdizimine ulaşmakla düzyazıda ifadesini bulan metin şiir olmasa gerektir. Şiir başka anlatım yollarıyla varılamayan bir beşeri anlatım sanatıdır. Düzyazıdan beklenen hiçbir görev şiire yüklenemez.

Şiir başkaldıranların, haksızlığa uğrayanların sesidir, evet; çünkü şiir çoğunluğun kabullerindeki hapishaneyi, herkesin rahatlık duyduğu değerlerdeki işkence aletini görebilme ayrıcalığına sahip insanların yakınlık duydukları bir etkinliktir. Şiir okumak bu büyük hapishanedeki kardeşlerin birbirlerinden haberleri olmalarına, işkenceye birlikte direnmelerine yarar.

Ayak sürüyen şiir dünya düzeninin ölgün ruhunda yuvalandığı için hesaba katılmaz, ama ayak direyen şiir dünya düzenindeki öldüren ruha göndermede bulunduğu için korunmaya hak kazanır.

Şiirde neyin fazla, neyin eksik olduğunu sormamız abes. Ne dağda bir şey fazla, ne vadide bir şey eksiktir. Bizi besleyen şiirdeki fazlalık, şiirdeki eksikliktir. Ama şairde neyin fazla neyin eksik olduğunu sormamız gerek. Çünkü yıllardır Türkiye'de şiirin yazılan bir metin olduğu kabulü, şiirin şair işi olduğunun anlaşılmayışı şiirden elde edeceğimiz besini berbat ediyor.

...

İsmet Özel - Şiir Okuma Kılavuzu

Çok...

Leyla Karaca — Pzt, 16/02/2009 - 00:26

Çok hoş bir yazı .Güzel ve iddialı , neredeyse gerçek bir şiir kadar duru ve muğlak.

Benzer Yazılar

  • Elifce Gazeli
  • Gün Işığı
  • Gün doğacak…
  • Bakmak Yetmez, Bazen de Görmek Gerekir Suya Yansıyamayanları...
  • Akıllı insanın gideceği tek kapı

Gezinti

  • Son Gönderiler
  • Site Rehberi (Yol Haritası)
  • Komşularımız
  • Fotografhane
  • Kategoriler
  • İzlence

Üye girişi

  • Üyelik başvurusu
  • Şifremi unuttum

Rastgele

  • İçerik
  • İzlence

  • Provokasyon
  • İdeal mi Yenilik mi?
  • Nisyan İle Malul Olmak
  • Üstad Ferîd Kam
  • Bizi Sevdaya Yaklaştıran Şehrayin
  • Kayseri’ye Düşen Cemre: Berceste
  • Şiirde Şekil Üzerine
  • Bu atölyeye para ve erkek giremez!
  • Kulluk Kavramı
  • ey acı!

Fotografhane'den

Mescd-i Nebevi

Duyuru - Etkinlik

  • -"Biz İsrail’i suçlayanlar
  • -"Ne Bahar Kaldı, Ne Gül" Konuşma
  • - ''İkindi Yazıları yeniden tıpkıbasım olarak yayımlanacak''
  • ... Devamı
  • Gözdeler

    Bugün:

    • 100 Türk Büyüğü
    • Nevbahar
    • Dost'a Mektuplar

    Son görüntülenme:

    • Evet İsyan
    • Münacaat - İsmet Özel
    • Konya Dernek Etkinlikleri

    Sayha Dergi © (1990) 1998 - 2010
    Gizlilik ve kullanım şartları

    • söz makamı
    • 100 türk büyüğü
    • kitap makamı
    • site haritası
    • ara
    • İletişim

    @ İktibas - Yazılar için kaynak belirtirseniz acayip memnun oluruz.