Sayha Dergi

  • söz makamı
  • 100 türk büyüğü
  • kitap makamı
  • site haritası
  • ara
  • İletişim
Ana sayfa › Bloglar › Gül Çiğdem yazıları

Nun Kasesinde Bir Gizem Avcısı: Nazan Bekiroğlu

Gül Çiğdem — Pzt, 23/02/2009 - 14:43

Karadeniz’in hırçın dalgalarının İstanbul saraylarına sürüklediği nazenin bir çiçek dalı…
Yusuf ile Züleyha meselesinde kendine has kalem tutuşuyla tanışıklık kazandığım mistik kelamların sahibi Nazan Bekiroğlu…

Gıyabında postmodern tavırlı oluşu dikkat çekici başka bir özellikti.Peki neydi postmodernizm?Bilmeyişimiz o tabire daha bir cezbe kazandırırdı.O zaman bir ‘google efendiye sor’ deyişinizi duyar gibiyim.Lakin geleneksel tavrımı her daim ortaya koyarken sayfaların sıcaklığını parmaklarımda duymak isteyerek, ‘’P’’ harfine doğru yollanıyorum.

Fransızca bir kökenden dilimize yine benzer bir deyişle uyarlanan postmodernizm, ansiklopedik bilgiye göre şöyledir ( google araştırması yapılmadan) :

Modernist kuramların ve uluslararası üslubun yarım yüzyıl boyunca kurduğu egemenliğin tartışılmasına dayanan çağdaş hareket.

Peki yeterli mi bu tanım?Bu tanımda Nazan Bekiroğlu’yla özdeşleşecek ne var?Olmadı,bir tarama daha yapılıyor Diderot kökenli 18.yy Fransız aydınlanmasına ayak tutan, ‘’google’’ düşmanı ansiklopedide.Bakın birkaç madde daha var:

postmodernizmin temel ilkeleri,

-modernist düşünce içinde, bir kenara itilecek öğelerle korunacak öğeleri ayıklamaya çalışarak,geleneklerle beslenme düşüncesi,

-bölgesel özellikleri hesaba katma

-biçimleri özgürce ve çoğu kez barok anlayışla bir araya getirme

-görsel etkiye verilen önem

-seçmeciliğe duyulan bilinçli eğilim.

Bu söylemin türü hala açık seçik olmasa da yine de zihinde bir ampulün fitillenmesinde ön ayak olmuştur diye düşünüyorum.

Gelenekten beslenen bir tarafı her daim açık seçik olan Bekiroğlu’nun postmodernizme uymuş bir çift ayak olduğuna olan inancım artık bir kez daha kesinleşiyor.

Onu bazen imgelerle bir çocuk kurnazlığıyla oynar görürüz.Kahramanlarına daha fazla kişilik yükler çoğu zaman.Hatta yazılarının bir bölümünde karakterlerinin ayaklandığını,karanlıkta kalan Bekiroğlu’nu ele geçirdiklerini bile hissedebilirsiniz.Bazen bilmeden yazar Bekiroğlu.Kahramanlarının onu nereye çekip götüreceğini kestiremez.Bazen bir çöl sarısında görürsünüz kelamlarını,olmadı putların çevresinde.Ama en çok da bir yeniçeri entarisinde.Kalemini birkaç gün önceden saray şerbetine yatırmış gibidir namı-diğer postmodern Bekiroğlu.

Hikaye ve deneme alanında sıkça yazdığını görürüz.Ama bir Nazan Bekiroğlu okuyucusu olarak onun roman alanındaki başarısını her zaman gözümde bir başka görürüm.Roman alanında şu ana kadar verdiği tek eser ‘’İsimle Ateş Arasında’’dır.Bir yeniçeri katibi gözleriyle bir Osmanlı portresi çizen Bekiroğlu,bu serüvende garip,karanlık ve sessiz bir aşk işler kalemiyle.Mansur’un ismini bile bilmediği ama O’na göre Nihade ismine yaraşan,bir buhurdanlıktan öteye geçemeyen bir aşk.Gölgeye mahkum bir aşk.
Nazan Bekiroğlu’na göre;aşk,Yaratıcı tarafından kusurlu yaratılmıştır.Yaratıcı bilerek ve isteyerek aşka mükemmel sıfatı yüklememiştir.Eğer aşk mükemmel olsaydı,kul Rabbine değil,aşka tapardı.Kul aşktaki bitimi anlayıp Rabbine,sonsuz ve mükemmel olan Rabbine döner.

Kitabında, aşkın garip,anlaşılmaz sihrine bir damla da o koymuştur imbiğinden.

Nun seyrine doyamamıştır Bekiroğlu.Elif,be,te,se,cim…,sin..,nun…,ye…Yazar da bu harflerin efsunu bir başkadır.Her zaman anlaşılmamayı seçen üslubuyla Nun Masalları’na bir tezgah açar.Bir hattatı konuşturur yine bir aşk sevdasıyla.Saraya bir hayranlık sezilir yine yazarın nağmelerinden.

Doğma büyüme İstanbullu değildir lakin 16 yaşında kapıldığı bir Topkapı efsununun cezbesinden bir türlü kurtulamamıştır.Belki de saray özleminin acısını bu kelamlardan çıkartıyordur kim bilir?

Nazan Bekiroğlu’nun eserlerinde zaman kavramı yine kendi üslubunca gizemini saklar.Ezcümle; bu kavram bile anlaşılmamak kalıbına bürünmüş bir esrarengiz olarak karşımıza çıkar. ‘’Yer, ‘’o yer’’ ,zaman da sözünü ettiğimiz ‘’o zaman’’ olmasına rağmen aslında ne İstanbul o İstanbul’dur ne de vakit bin dokuz yüzlerin başıdır ’’ ,der Neslihan Öksüz, Nazan Bekiroğlu’nun Nun Masalları’nda zaman ve mekan kavramını irdelerken.*
Zamanları iç içe geçmiş zannedersiniz öykülerinin.Kafanız allak bullak olmuştur.Ters giden bir şey var sanırsınız.Lakin bir sayfa ötede bir başka bilinmez tarihle sır görünmez bir gariplikle kendini ele verir.

Yazar bazen öyle ruhsal tahliller yapar ki,okuyucunun kendini kitabın içinde,kahramanın bilmem hangi yanında,ona eşlik ettiğini görürsünüz.Bazen kahramanların elini tutacak kadar yaklaşırsınız.Sanki zahiri bir ayna ve siz o aynanın içine adımını atan meraklı bir çocuk.Dalıp gidersiniz ufukları bilinmeyen bir sınırla çizili bu ruh alemine..Tıpkı yazarın 16 yasında Topkapı Sarayı’nda bir aynayla yaşadıkları ve aynanın içinde kaybolup arayışa geçtiği gibi. Nazan Bekiroğlu dünyasına hoş geldiniz!

Ziyadesiyle farklı lezzet oranlarının birleşimiyle elinden başka kitaplar dökülür Bekiroğlu tezgahına.

Eserleri ;Nun Masalları(1997),Şair Nigâr Hanım(1998),Halide Edip Adıvar(1999),Yûsuf ile Züleyha(2000),Mavi Lâle(2001),İsimle Ateş Arası(2002),Cümle Kapısı(2003),Cam Irmağı Taş Gemi(2006).

Ki bu eserler ayrı ayrı incelendiğinde hepsinde İstanbul’u bulabileceğimiz pek çok özellikle karsılaşabiliriz.Zaman,mekan geçmese de bir histen bile yakalarsınız Nazan Bekiroğlu’nun gizemli İstanbul’unu.

Onu bazen bir cam işliğinde,ateşten kelamlar yazarken görürsünüz,
Bazen bir hattat olur,aharlanmış kağıda nağme-i aşkı çiziktiren,
Bazen buhurdanlıklar içinde aşkın kokusunu arayan bir yeniçeri,
Ya da bir padişahın iç sesini işler görürsünüz nağmelerde…
Bazen de aşkı taşlara kazıyan bir taş ustası.
Ama en çok da karakterlerine esir düşen zarif bir İstanbul aşığı,saray kelamcısı Nazan Bekiroğlu’dur.

* Öksüz, Neslihan, ‘’İstanbul’un Gölgesinde Yazan Bir Yazar:Nazan Bekiroğlu’’, Türk Edebiyatı Dergisi,sayı 415,sayfa 29.
Yolcu Dergisi / 52

  • Kişilere Dair
  • Gül Çiğdem yazıları
  • yazıcı sayfası
  • gönder
  • Rastgele Yazı

Artık bir yerde duralım mı

Halid Aslan — Salı, 03/03/2009 - 17:31

Artık bir yerde duralım mı arkadaşlar?.. Bakınız yeni yazılarıız var, dostlar paylaşalım istemiş. İlgimizi az da o yazılara çevirelim lütfen...

Yazarlar...

Fatma Zehra Arslan — Pzt, 02/03/2009 - 13:26

Gül Çiğdem Nazan bekiroğlu ile ilgili bir yazı yapmış iyi de yapmış...Tüm okurlar bütün yazarları okumak zorunda ya da anlamak zorunda mıdır? fikrimce elbette hayır...Biz seviyoruz ve okuyoruz nazan bekiroğlunu...Elbetteki eleştiriler olmalıdır edebiyatın olmazsa olmazlarındandır ama uslup en önemli unsurdur ...Sınıf içinde eleştirince hocamız yazılarımız ilk başlarda çok sıkılıyordum ama alıştım çünkü hocam uslubunu çok iyi kullanıyordu ben de burda bir uslupsuzluk sezdim yorumlar kırıcı, okurken bile insan o kötü havayı sezebiliyor...İnsanları soğutmaktan başka birşey değildir bu...Güzeldi Gül Çiğdem sağolasın...

nun iyidir.

m. fatih kutan — Cum, 27/02/2009 - 21:10

nazan bekiroğlu türleri kullanmakta usta bir kalem.
bu denli sert çıkışınızı anlayamadım.
cemil meriç ile nazan bekiroğlu niye karşılaştırma kıvamına alınıyorki?
cemil meriç ayrı bir vakıadır bu ülke'de.
başlıbaşınadır.
nazan bekiroğlu'nu cemil meriç karşısında ezmeye kalkışmak da haksızlıktır.
meriç'in karşısına hangi yazarı koysanız baştan yenik başlıyor demektir zaten.
son kitabı lâ'da da nazan hoca ustalığını göstermiş, mesneviye açılan bir kitap yazmış.
romanın duvarlarına dokunmuş, genişletmeye çalışmış.
derd'i var.
bunlar, iyi bir yazar olmasına kâfi değil mi?

http://kanatritimleri.blogspot.com/

Tanıtım mı, medhiye mi?

Nadir Marmara — Çar, 25/02/2009 - 23:32

Yorumcunun tanıtım yazılarının altına övgüyle katlanışı bir parça duyarsız dinleyici mantığına bağlıdır. Ben bu fırsatı "nankörce" değerlendirmek istiyorum.

Nazan Bekiroğlu kabaca ne kendi, ne de Cemil Meriç olamayı başaramayan bir yazardır. Biraz kendi, biraz Meriç. Eserlerinde, özellikle de ilk dönem yazılarında yüzde yüz masasının üzerinde "araklanmak" üzre açılmış Cemil Meriç kitaplarının boy boy dizildiğine eminim. Ama, onun, Cemil Meriç'in aksine "ahlak" kaygıları bulunmaktadır. Ne saldırabiliyor, ne de susmayı beceriyor. Cümle uyarlamaları kaynağı belirtilmemiş Cemil Meriç "aforizmlerinine" giydirilmiş uysal elbiseler. Cemil Meriç yaşasaydı, muhtemelen ona, İsmet Özel'den daha zalim davranacağına inanmamak sadelik olurdu.

Nazan Bekiroğlu'nun en büyük avantajı, Türk yazınında eleştirmenin olmadığı bir dönemde yazmasıdır. Allah aşkına, sayın Gül Çiğdem Hanımefendi, okuduğunuzu ve bayıldığınızı söylediğiniz "Yusif ile Züleyha"dakı konu kayıplarını göremiyor musunuz? "Bilmeden, kahramanlarının onu nereye çekip götüreceğini" hesap etmeden yazmak bir yazar için erdem değildir. Umarım, bir gün, Türk edebiyatının gerçek isimleri sizin kaleminizden Nazan Bekiroğlu kadar medhiyeye layik olurlar.

Nadir Bey, aslında size yorum

Gül Çiğdem — Pzt, 02/03/2009 - 13:21

Nadir Bey, aslında size yorum yazıp yazmamak konusunda çok tereddüt ettim. Çünkü amacım tartışmalara katılıp boş laf etmek değil. Eleştirilmek insan nefsine ağır gelen bir durum olsa da ben bizzat yazdığım konularda yapıcı eleştirileri her zaman büyük bir dikkatle dinlerim.
Ben bir tanıtım yazısı yazmıyorum. Anlattığım kişileri takip etmişsem ve sevmişsem yazıyorum. Bende ne bıraktılar işte onları aktarıyorum. Ortada bir makale yazısı yok, akademik eleştiri yazısı da yok.

Evet irdelenmesi gereken bir yazı ve ben bu yazıyı suan yazsam emin olun elimden daha ayrıntılı ve irdeleyici bir yazı cıkabilirdi. Dediğim gibi 6 ay önce yazılan bir begeni yazısıdır. Sizin tabirinizle ortada bir medhiye yazısı var, ben tersini savunmuyorum zaten.

Sadece tek istediğim eleştirirken, yazıya yeni ısınmış kişilere karsı daha yapıcı olun ve eger bir şeyler biliyorsanız nazan bekiroğlu hakkında bunu bizimle paylaşın ve neymiş durum bizde bilelim.

Siz sadece beyan ediyorsunuz ama örnek sunmuyorsunuz ki?

Cemil Meriç'ten öykünmesini yadırgayamam kesinlikle ama sadece şunu merak ediyorum, C, Meriçten birebir alıntıladığı cümlelerini bizimle paylaşır mısınız?

d'li derviş

"Kamus Namustur" C.Meriç

Zenan Sude — Cts, 28/02/2009 - 03:27

Wıttgenstein’ın deyimiyle, gerekmedikçe, insanların derinlikleriyle oynamamanızı şiddetle öneririm. Nazan Bekiroğlu okumamış ancak Cemil Meriç’in üslubundan haberdar olan bir okuyucu olarak Gül Çiğdem adına değil vicdan ve ahlak sahibi bütün Sayhacılar adına iddianızı ispata davet ediyorum sizi.

Bazı şeylerin “cılkını” çıkartmak noktasında rahatsızlığı paylaşmıyor değilim yalnız bunu anlatmanın yolunu en iyi Cemil Meriç tarif etmiş zaten: Düşünceden evvel söz var. Anlatış tarzı mühim, anlattıkları değil. (ama bilirim bellek zayıftır unutur! Siz de unutmuş olabilirsiniz )

övgüye sövgüyle karşılık vermek

abdulkadir akdemir — Cum, 27/02/2009 - 22:38

"Eserlerinde, özellikle de ilk dönem yazılarında yüzde yüz masasının üzerinde "araklanmak" üzre açılmış Cemil Meriç kitaplarının boy boy dizildiğine eminim."

sn Nadir Marmara tanıtım ile övgü arasındaki farkı öğrendiğiniz kadar tanımadığınız bir insana yukarıda sizden alıntıladığım sözleri sarf etmenizin (nedenini anlamadığımı itiraf etmeliyim) ve iftiraya varan bir dil kullanmanızın size ne kazandırdığını veya kazandıracağını anlamadım. Çekememezlik desem neyi ve niye diye de sormam gerekecek -oysa sizin ne haddinize-. Mümkünse bahsettiğiniz türk edebiyatının gerçek isimlerini sizin kaleminizden (tabi anlatabilecekseniz:) okumak isteriz. Nazan hanımın eserleri hakkında da bir eleştiri yazın ve tam olarak bize ne demek istediğinizi anlatın isterseniz. Zihninize geçirdiğiniz siyah ve hırçın elbiseyi de çıkarınız (Bu sözü Cemil Meriç'ten sizin için uyarladım). Bu tavrın kimseye faydası olmaz.

Bu bicare vereceğiniz engin bilgileri beklemektedir

www.bizim-yeni-mahalle.blogspot.com

Kümes yazarları

Nadir Marmara — Cts, 28/02/2009 - 02:26

Beyefendi, kendi sitesinin tanıtım panosunu asmak için benim yorumumun altında konaklamayı tercih ettiği için bahtiyar oldum. Bu da yeni icat anlaşılan. Kendi sitesinin afişini bir yerlere kazımak isteyenler üç beş satır kelam edib, internet saadetine erişme mutluluğuyla vazifelerini tamamlamış addediyorlar. Yaşamı boyunca bir kütüphanenin kapısını açmayanların site canbazlıkları cesaret doğrusu.

Bir üsteki yazıda yorumcular İsmail Okutan'ın yakasına yapışıp bağırıyor: "alternatif, alternatif, alternatif". "Zavallım"dan sanki betimlediği dünyayı kendisi yaratmış da birde "alternatifi"ni yaratması isteniyor. Alternatifli gezegenin mahlukatları edasıyla sürdürülen bu misyonerlik mantığına sahiplerden biri de benden olmadığına emin "gerçek Türk edebiyatının gerçek yazarları" hakkında rapor istiyor. Peki ben o raporu size veriyorum: İki günlük internet kümesinizden uzaklaşıp, bir kitapçıya girerek "iltifata şayan" Nazan Hanımefendi kadar daha kaç yazara sahip olduğunuzu keşfedebilirsiniz.

Öte yandan kimse Nazan Hanıma dil uzatmıyor. Sadece kriterleri belirlenmiş bir tenkit yazısının daha güzel olacağına vurgu yapılıyor o kadar. Bunlar sizin hemşehrilik kanınıza dokunuyorsa, o zaman mehdiye kazanına kömürçülük yapalım da asabınız düzelsin.

Yanılmıyorsam, V. S. Naipaul bir yazısında Ed. Said'i "Şarkiyat" eleştirisinde şöyle bir cümle sarfetmiştir: "İmparatorluğun kurbanları ülkeleri paramparça olurken sızlanmaktan başka bir şey yapmıyorlar". Ed. Said bu eleştiriye şu yanıtı vermiştir: "Bu sığ mantık, imparatorluğun "aşağı" halkların ve "tabi ırklar"ın hayatlarında kuşaklar boyunca yarattığı muazzam tahrifatı nasıl da alelacele azaltıveriyor".

Saygılarımla...

ulemayi şuara'i fukara kemkümes

abdulkadir akdemir — Cts, 28/02/2009 - 22:06

sn Nadir Marmara

"Beyefendi, kendi sitesinin tanıtım panosunu asmak için benim yorumumun altında konaklamayı tercih ettiği için bahtiyar oldum. Bu da yeni icat anlaşılan. Kendi sitesinin afişini bir yerlere kazımak isteyenler üç beş satır kelam edib, internet saadetine erişme mutluluğuyla vazifelerini tamamlamış addediyorlar."

-anlaşılan iftiraya yakın bir tarzınız var. bu söyleminiz çok acımasız. dediğiniz doğru olsaydı sayha takipçisi olarak her yazılana yorum yazar siteyi tanıtırdım. özellikle de sizin yazdıklarınıza :) malum sizin yakınlarınızda bulunmak iltifata mazhar olabilmek için yeterli olacaktır. ben söylediğimi kanıtlamak için sayhada adıma arama yapmanızı öneririm.

"Yaşamı boyunca bir kütüphanenin kapısını açmayanların site canbazlıkları cesaret doğrusu."

-yine bir iddia. dedim ya tarzınız bu. kitaplığımız maddi imkanlarımız ölçüsünde tüm yazarlara açıktır. Nazan Hanımın ve bir çok yazarın tüm eserleri dahil olmak üzre şahsımıza zimmetli olarak elimizin altında bulunmaktadır. kendinizi dünyanın merkezi olarak görmeseniz ve biz de bunları açıklamak zorunda kalmasak. bunları nesnel olmak için yazdığımı söylemek isterim.

"gerçek Türk edebiyatının gerçek yazarları" hakkında rapor istiyor."

-sizden yalnızca bol keseden savurduğunuz iddiaları kanıtlamanızı istedim. fakat yazdığınızı sağdan sola bile okudum yine de herhangi bir kanıta raslamadım. ben söylersem öyledir havasından kurtulun biraz.

"İki günlük internet kümesinizden uzaklaşıp, bir kitapçıya girerek "iltifata şayan" Nazan Hanımefendi kadar daha kaç yazara sahip olduğunuzu keşfedebilirsiniz. "

-fark etmenizi istediğim bir şey var burda olduğunuza göre bu kümeste beraberiz. yer geniş fakat siz fazla kıvranıyor bize de rahatsızlık veriyorsunuz. çok şey bildiğini kimse iddia edemez siz bile. ya görüşünüzü kanıtlarsınız ya da haklıya hakkını verirsiniz. bunların haricinde her söz içi boş lakırdıdan öteye geçmez.

"Öte yandan kimse Nazan Hanıma dil uzatmıyor."

-tanınmış ve ismi çokları tarafından bilinen bir yazar hakkında: başkasından aşırdı, arakladı demek zaten dil uzatmak değildir. dil uzatıyorsunuz demedim iftira atıyorsunuz dedim. o kadar kötü olamam.

"Bunlar sizin hemşehrilik kanınıza dokunuyorsa, o zaman mehdiye kazanına kömürçülük yapalım da asabınız düzelsin."

-benim kanıma dokunan yanlış tavır ve haksızlık. kimsenin özel alanı değil buralar. olur olmadık ahkam kesemezsiniz. o yazarı okumam dersiniz; su sözünü beğenmedim, şu kitabı şöyle, olması gereken budur gibi başlayan cümlelere kimse bir şey demez. zevkinize kimse karışmaz lakin yapıcı bir eleştiriden iz yok. yapmak isteyip de yapamadığınız şey: yapılan eleştirinin yanlı olmasının haksızlığı üzerine olmalıydı. kömürcülük demişsiniz. kömür iyidir, sıcak tutar. yani anlayacağınız bu tarz haksızlıklara karşı 'Robin Kömürcü' olmak herkesin görevidir. yazana hakkını vermeliyiz. Nazan Hanım iyidir, tanıdık asildir, severiz, sayarız. kimsenin değerinin anlaşılması için ölmesi gerekmiyor. bu da böyledir.

'sığ mantık' demiş Ed. Said , ne güzel söylemiş
söylenen kafidir sanırım. kusurumuza bakmayın haksızlığa gelemiyoruz.

saygılar

www.bizim-yeni-mahalle.blogspot.com

tamamen katılıyorum

canan — Per, 26/02/2009 - 00:37

Sayın Marmara,
Yorumunuza katılıyorum fazlası varda hadi demiyeyim.
Daha öncede bu hanım yazarı süreyya yıldızına çıkarmışlardı şaşırmıştım. Asla okuyamadığım okuyamayacağım ne dediğini anlamak istemediğim bir yazar o kadar.

nasıl okursunuz

abdulkadir akdemir — Cts, 28/02/2009 - 22:12

Canan Hanımefendi ne olur dahasını da söyleyin

ne söylediğini anlamak istemediğiniz birini "nasıl okursunuz" nasıl okumak istersiniz ?

www.bizim-yeni-mahalle.blogspot.com

Eleştirileriniz için teşekkür

Gül Çiğdem — Per, 26/02/2009 - 23:18

Eleştirileriniz için teşekkür ederim Sayın Marmara ve Sayın Canan hanım

Saygılarla

d'li derviş

Nazan Bekiroğlu yazılarını

Hilal Acar — Pzt, 23/02/2009 - 18:12

Nazan Bekiroğlu yazılarını severek dahası içinde kendimi kaybederek okuyorum. Beni onun yazılarına en fazla çeken ise Aşk'a getirdiği anlam olsa gerek.

" Nazan Bekiroğlu’na göre;aşk,Yaratıcı tarafından kusurlu yaratılmıştır.Yaratıcı bilerek ve isteyerek aşka mükemmel sıfatı yüklememiştir.Eğer aşk mükemmel olsaydı,kul Rabbine değil,aşka tapardı.Kul aşktaki bitimi anlayıp Rabbine,sonsuz ve mükemmel olan Rabbine döner."

İşte bu bölümdeki anlatım... Aynı düşünceye sahibim. Aşkı öldürmeden, ölüme esir etmeden içinde taşımak isteyenlerin kusurlu olan aşkları teğet geçip gerçek aşka yelken açmaları gerektiğini düşünüyorum.

Böylesine değerli bir yazarı ve yazılarını çok güzel bir uslup ile anlatmışsınız sevgili Gül Çiğdem... Kaleminize sağlık...

Selam ile...

güncellenmesi gerekenler

Gül Çiğdem — Çar, 25/02/2009 - 11:14

Teşekkür ediyorum yorumunuz için. Yalnız yazıda eksiklikler var çünkü bu yazıyı yaz tatilinde yazmıştım. Dolayısıyla güncellenmesi gereken bir iki bilgi var.

Bu yazıyı yazdığım dönemde Nazan Bekiroğlu'nun roman alandaki tek kitabı 'isimle ateş arasında' idi. Şimdiyse bu alanda bir kitabı daha var. Yeni çıktığı için yazıya da dahil etme fırsatım olmadı.

Sonsuzluk hecesi: LA' yı unutmayalım.

Bu yorum küçük bir dipnot olsun:)

d'li derviş

Bu ablamızla ilgili hep güzel

Halid Aslan — Pzt, 23/02/2009 - 16:57

Bu ablamızla ilgili hep güzel sözler duyuyoruz, ne güzel... Bir öğretmen arkadaş - ki pek okumak illetine düçar olmamış - Trabzon mezunu ve ablamız derslerine girmiş, şitayişle bahsediyor. o dedik bu kadar insan iyi diyorsa vardır bir bildikleri diye başladık okumaya. İlk eserlerinden bu yana La'ya kadar okumak bahtiyarlığı duyanlardanım. Ablamızla ilgili Beşir Ayvazoğlu'nun şe değerlendirmelerine acayip katılıyorum:

"Nazan Bekiroğlu'nun Osmanlı dünyasındaki gezintilerinin bir çeşit "rüyada yolculuk" olduğu söylenebilir. Bir manzarayı tül perdelerin ardından seyrettiğinizi düşünün! Nun Masalları’nı okurken -başkalarını bilmem ama- ben böyle bir duyguya kapıldım. Bünunla beraber, tülleri aradan kaldırdığınızda, gösterilen dünyanın gerçekliğinden şüphe edilemeyeceğini, başka bir ifadeyle, görüntülerin fluluğuna rağmen, Bekiroğlu'nün kadınca bir duyarlık ve benzersiz bir sezgiyle yakaladıklarının doğruyu adı geçen romancılardan (hatta belgelerden) daha doğru yansıttığını hissediyorsunuz. Bir minyatürle oryantalist bir gravür arasındaki fark gibi. Gravürlerdeki tasvirler birebir olmalarına rağmen, Osmanlı gerçekliğini minyatürler kadar doğru yansıtamaz. Minyatür o dünyanın kendini ifade etmek için geliştirdiği özel bir ifade vasıtasıdır; gravürler ise, görüntülerin orijinallerine benzerliğine rağmen, ressamın bir yığın peşin hükümle yüklü kafasındaki "kurmaca" gerçekliğin yansıtıldığı resimler..."

Ablamızdır, severiz, Trabzon'da yaşar, Saraydan bildirir... Sanırsın ki sarayda yaşar...

Zeyl: Göznurumuz Sayha'da konuyla alakalı şu yazı Nun Masalları yayınlanmıştı. Bilgilerinize dostlar...

Benzer Yazılar

  • 'İsyan Etmek ya da Etmemek': Bütün Mesele Bu
  • Hem İsyankâr Hem De Uysal Bir Mütefekkir: Nurettin Topçu
  • Necip Fazıl Kısakürek’i Anlamak…
  • Neyzen Hacı Emin Dede: Maziden bir Hüzzam üfleniyor
  • Aşk-ı Kaotik

Gezinti

  • Son Gönderiler
  • Site Rehberi (Yol Haritası)
  • Komşularımız
  • Fotografhane
  • Kategoriler
  • İzlence

Üye girişi

  • Üyelik başvurusu
  • Şifremi unuttum

Rastgele

  • İçerik
  • İzlence

  • filbahar 5 inci
  • MORO Müslümanları Bağımsızlığa Koşuyor!
  • Hayatı Bunaltan Sorular
  • Orta Doğu Çocukları
  • Bir Ülke Var Yeryüzünde
  • Efendim
  • Kayseri Hakkında Yazılan Eserler - Mehmet Ayman
  • Bakmak Yetmez, Bazen de Görmek Gerekir Suya Yansıyamayanları...
  • Kertenkele Edebiyat ve Düşünce Dergisinin 14. Sayısı
  • Dönüş - Vozvrashcheniye

Fotografhane'den

Mescd-i Nebevi

Duyuru - Etkinlik

  • -"Biz İsrail’i suçlayanlar
  • -"Ne Bahar Kaldı, Ne Gül" Konuşma
  • - ''İkindi Yazıları yeniden tıpkıbasım olarak yayımlanacak''
  • ... Devamı
  • Gözdeler

    Bugün:

    • Nevbahar
    • 100 Türk Büyüğü
    • Dost'a Mektuplar

    Son görüntülenme:

    • Yedi Yüz Güzel Adam
    • Çan İle İftar
    • Gözümüz ‘Aydın’ mı ?

    Sayha Dergi © (1990) 1998 - 2010
    Gizlilik ve kullanım şartları

    • söz makamı
    • 100 türk büyüğü
    • kitap makamı
    • site haritası
    • ara
    • İletişim

    @ İktibas - Yazılar için kaynak belirtirseniz acayip memnun oluruz.