Sayha Dergi

  • söz makamı
  • 100 türk büyüğü
  • kitap makamı
  • site haritası
  • ara
  • İletişim
Ana sayfa › Bloglar › Nadir Marmara yazıları

Oryantal Çile

Nadir Marmara — Cts, 21/02/2009 - 10:42

Çoğu zaman – aslında her zaman – öyle anlaşılıyor ki bu yazıların müellifi “bilim karşıtı”dır. Bu görünürde öyledir; ama doğru da değildir. Tekniğin insan yaşamına katkılarını inkar etmek, Amerikan “Hayalet Uçağı”nı sapanıyla indirdiğini iddia eden ve Irak savaşının ilk haftasında el-Cezire televizyonunun manşetlerinden düşmeyen 80’li Arap dedenin “ilkel buluşunu” savunmak olacaktır. Ama, çağdaşlık anlamında Hayalet Uçağın pilotu ile “sapan mucidi” Arap dedenin arasındakı fark yerle gök arasında değildir; insanlığın kendi sınırları içindedir. Her ikisinin de nefsinde yok etme güdüsü vardır. Ama Arap dede kendi becerisini varlığının kanıtı olarak görmedi hiçbir zaman – el-Cezire kanalındakı gülümseyişi de bunu ortaya koymaktadır. Ama Hayalet Uçağın pilotu “insanlığı yok eden sineklerin” kökünü kurutmak için dizayın edilmiş “tanrı maskeli kurtarıcı” edasını da terk etmedi. Hatta Iraklılar tarafından yakalandığı zaman bile varlığının sınırları olabileceğine şaşırmıştı. Ama yine de ülkesi onun yakalandığını inkar etti, zira Iraklılar kendisini Dicle’nin sazlıkları arasından ürkmüş tilki yavrusu halinde bulmalarına karşılık. Zaten savaş boyunca ve devamında Amerikan Savunma Bakanlığının açıklamalarına bakılırsa Amerikalı askerler ya kendi beceriksizliklerinden, ya teknik bir kazadan, ya da terörist saldırısından yaşamlarını kaybetmiştiler.

Bu tabloda, ne Iraklı dedenin, ne Amerikalı pilotun, ne onların kuşandıkları silahların ve arasındakı farkların yerini ve konumunu kesinlikle yatsımıyorum. Ben, kafasına tonlarca ağırlığında bombalar yağan Iraklının mücadelesini bu resimde “terörist” olarak yansıtan “ressam” anlayışını ve bu görüntüye dikizlenmiş “sanatsal” bakışları yadırgıyorum. Bu anlayışın temelleri 1700 yılından itibaren atılmağa başlandı. 1850 yılına gelince inşaası tamamlandı. Bu yüz elli yıllık dönem, dünyanın yeniden boyanması, “sürrealistleşmesi” ve modernlik çemreine alınmasıydı. Bu tablodan sarkanlar ise infaz mahkumları ilan edildiler.

İslamın ortaya çıkışına kadar Avrupa yoktur. Avrupa düşüncesini ortaya çıkaran bizzat İslam olmuştur. İslam ve Müslümanlar hiçbir zaman Avrupa’yı ciddiye almadılar. İslam Peygamberi için bile ilim merkezi Çin idi, Avrupa değil. Bundan dolayı, Avrupa hakkında İslam kaynaklarında yer alan bilgiler, Doğu’nun herhengi bir küçük eyaletinden bile azdır. Ama aynı şey Avrupa için söylenemez. Avrupa kendisini İslam karşısında ve “İslami tehdit” miti ile inşaa etti. Bunun söylem olarak en tipik örneğini, günümüzde sıkça tartışılan “ben ve öteki” anlayışında bulmak mümkündür. “Ben”, Avrupa’nın aradığı bir “öz varlık” inşaasıdır. Öteki ise Doğu’dur; yani “tehditkar İslam”. Bu çetrefilli söylemle hayali bir değer kimliği olarak Avrupa inşa edilmiştir. Aslında Hıristiyanlığı Avrupa’ya yayılmasını sağlayan da bu tehdit miti olmuştur. Bugün bile bu mit olmadan Avrupa, yani Batı yaşayamaz. G. W. Bush’un Irak savaşı öncesinde “haçlı” ifadesini kullanmanın gereçesi de budur. Yaradılışından beri Avrupa’nı besleyen şey, ötekinin varlığı ve kaynakları olmuştur.

Ortaçağ Hıristiyan Avrupa için Doğu “tehditkar”, “saldırgan” ve “despot” diye özetlenirken; Çağdaş Avrupa için Doğu “kadın” olarak tanımlanıyordu. Ünlü Peter Pan teorisi çağdaşlık söyleminde “dinamik Batı” ve “değişmeyen Doğu” tasvirlerini kullanmaktadır. Daha son yıllara kadar Doğu ezoterik, çekici ve sihirli olarak Batı sinemasının işlev konularından biriydi. Oscak ödüllü Uzakdoğu filimlerinin çoğunun Batılı eleştirmenlere göre en kaydadeğer tarafı “mistik Doğu yatak sahnelerinin” canlandırılmasıydı. Ama, son on yılda “kadınsı Doğu” motiflerinin yerine “terörist Doğu” motifileri kabartılmağa başlandı. Tehditle ancak savaşabilirsiniz (Haçlı seferleri); kadınla oynaşa (sömürge); teröristi ise yoketmeniz gerekmektedir (Afganistan, Irak, Filistin, Kore). Charlman’dan ve onun inşaa ettiği Kutsal Roma İmparatorluğundan beri Avrupa’nın anlayışı budur (Bunun ötesinde Atik Yunan, Eski Mısır ve Ortadoğu’nun bir uzantısı; Roma ise Kartaca’nın mirasçısı olmuştur). Bu anlayışı “öteki” adına hafifletmek, yumuşaltmak, pay almak gibi Çağdaş Doğulu aydınların (İslamçı, modernist, laik fark etmez) ve devletlerin çabasını ben tümden pazarlama (aslında “aydın” tipi bizde Çağdaş dönemin ürünü olduğundan “pezevenk” misyonuna benzemektedir) mantığının kötü kopyaları olarak görmekteyim. İşte bundan dolayı kelimenin, sözcüğün, söylemin orijinine, kökenine, doğum anına dönmeyi zorunlu buluyoruz. Belki, bu ötekileştirilmiş söylemin karanlığında soykırıma maruz kalmış Doğulu benin kafataslarını, kemiklerini bulmaktan öte bir işe yaramayacaktır. Ama bu “Doğu mezarlığı”nın varlığına ilişkin kuşkulara da son verecektir. Bu anlamda Doğu’da en olumlu anlamda bir bilim adamı “arkeolog”, en ölumlu anlamda bir aydın ise “mezar eşicisi” olabilir. Çağdaş Doğulu bilgenin görevi, öllerini dualarıyla anmaktan ibarettir.

Bu ifadelerin yazarı eleştirmenleri tarafından “paranoya derecesinde kuşkucu” olarak addedilebilir. Ancak, aynı yargının yazarın mantığında “paranoya derecesinde Doğulu kadınsı inancı” olarak eleştirmene geri dönme olasılığı da yüksektir. Zira, “paranoya” sözcüğünün kendisi dahi Eski Grekçe’de “dışarıya kaçmış akıl” anlamına gelmektedir. Çağdaş pskiyatrist Emil Kraepelin, bu kelimeni “kuruntulu inançlara” bağlı hastalar için yorumladı.

Eleştirmenlerin ezberledikleri ikinci tenkit ifadesi ise bir söylemde ve karşıt duruşta yazarın alternatif ortaya koyamamasıdır. Bu paranoya derecesindeki inanmışlıktan daha korkakça ifadedir. Bu kendi barınağını daha güvenilir yere taşıma hevesini gösteren hayvansı bir içgüdür. Oysa karşı çıkışın kendisi bir alternatiftir zaten. Eleştirmenin tekrar tekrar yazarı doğru şıkkı yanıtlamamakta itham etmesinin kendisi despotik bir muhakemedir.

Bu yazının müellifi, İkiz Ablaların Hollywood tarzı tezavüzünün ardından belirgin biçimde yaygınlık kazanan “İslami terörizm” söylemlerinden sonraki bir yazısında “Müslüman’ın öldüğünü” ve dolayısıyla bir hadis yorumu olan “Kur’an’ın yeryüzünden kaldırılması”nın gerçekleştiğini dile getirmiştir. “Kadınsı Doğulu mantığın” bunu kabullenmesi olanaksızdır. Peki, kabullenmesinden nasıl bir sonucun doğacağını varsayabiliriz? Bu en basit anlamda hükmün kaldırılması anlamına gelmektedir ki bu kendisi bir mezara dönüştür. Bu en azından Davos’ta iki sözcük için umutlanacak kadar değersizleşmiş kalabalığın çaresizliğinin bitişidir. Bu hiç değilse, klasik sınırların tek yanlı çizilemeyeceğine karşı her türlü başkaldırının meşru odağıdır.

Doğu’nun oryantal dansını sürdürmek, ancak Ortodoks Batılı sosyal bilimci zihniyetin arzusu olabilir. Ve bu arzu nesnele ilişkin buyurucu öznenin içgüdüleriyle donatılmış olduğundan diyalog sonsuza kadar mümkün değildir.

  • Tefekkür
  • Nadir Marmara yazıları
  • yazıcı sayfası
  • gönder
  • Rastgele Yazı

"Ah, beyaz adam sen ne kadar

Kerem Ağahanlı — Cts, 21/02/2009 - 16:38

"Ah, beyaz adam sen ne kadar da karaymışsın!"

Benzer Yazılar

  • Hayat İki Ağlayış Arasında Bir Gülümseyiştir.
  • Medeni Şehirler Uygar Kentler
  • Var Olma Kuramı Olarak Çatışma
  • Köle Karakterli İnsanlar
  • Varolmak: Cebr ve İşrâk

Gezinti

  • Son Gönderiler
  • Site Rehberi (Yol Haritası)
  • Komşularımız
  • Fotografhane
  • Kategoriler
  • İzlence

Üye girişi

  • Üyelik başvurusu
  • Şifremi unuttum

Rastgele

  • İçerik
  • İzlence

  • Öyle Bakmayın Gözlerime
  • O'na!
  • TEMRİN Nisan 2010
  • Uzağın Kızı
  • Rüyam, Şebboy Çiçeğim ve Ben
  • Sus Dergisi– Şubat/Mart 2010
  • Okuduklarım - 4
  • Hayatın Kırlangıcı
  • Ne
  • Sulak Şehir

Fotografhane'den

Mescd-i Nebevi

Duyuru - Etkinlik

  • -"Biz İsrail’i suçlayanlar
  • -"Ne Bahar Kaldı, Ne Gül" Konuşma
  • - ''İkindi Yazıları yeniden tıpkıbasım olarak yayımlanacak''
  • ... Devamı
  • Gözdeler

    Bugün:

    • Nevbahar
    • 100 Türk Büyüğü
    • Mülteci Hayatlar

    Son görüntülenme:

    • Seyyah...
    • Coca Cola, Pepsi vb. Ramazan Sömürüsü Yapıyor mu?
    • Mülteci Hayatlar

    Sayha Dergi © (1990) 1998 - 2010
    Gizlilik ve kullanım şartları

    • söz makamı
    • 100 türk büyüğü
    • kitap makamı
    • site haritası
    • ara
    • İletişim

    @ İktibas - Yazılar için kaynak belirtirseniz acayip memnun oluruz.