Yüksek Masallar
herguncel — Cum, 13/03/2009 - 07:23
Köylerim, kentlerim… İçimde ayak basılmamış sahil kasabaları… Çocukluğumun oyun oynayarak sakındığı, masmavi gökyüzündeki uçurtmalarla uçan eşsiz hayalgücü…
Bu yetişkin görüntünün ardında, doyasıya çikolata ve oyuncak alabilmek için büyüyen küçük bir kız mı saklanıyor? Kendini neden, kimden sakınıyor ki göremiyorum aynadaki aksimde bir küçük kıvılcım ondan gözlerimde? Yalancı mı bu aynalar gerçekten? Işığım, dinginliğim nerede? Kendime yine masallar uydurarak; büyümediğime, bu düzenin adamı olmadığıma inandırmaya mı çalışıyorum kendimi?
Yeşil kurbağaların prens olamayacağını bilecek kadar yetişkinim, bir bardak çay içip küçülerek, kanepe altındaki örümceği kovalayamayacağımı bilecek kadar büyüdüm; pilli radyonun içini açarak şarkı söyleyen ve konuşan küçük adamlarla arkadaş olamayacağımı bilecek kadar hem de; masalların masum olmadığını kavrayacak kadar.
Bir meyhane köşesinde bir büyük rakıyı tek başına deviren adamı, masalların sahtekarlığı devirmiş olmalı. Kendimizi devirebilmek için atıyor olmalıyız gümbür gümbür topları kukalara. Tahrip olmuş inançlarımıza fırlatıyor olmalı robin hood tam da onikiden keskin oklarını. Aşka olan inancımızı ıskalamış olmalı eros, belki de miyoptur, yoksa bu kadar mutsuz ilişki, neden bu kadar?
Güzelliğinden başka mahareti olmayan pamuk prensese zehirli elmaları reva gören bilinç mi yarattı, “güzel kadın”dan başka anlamı olmayan “Yosma”ya “kötü yol”u yakıştıranı? Ne çok pamuk prenses dolaşıyor aramızda oysa, kazayla dul kalmış çoğu ve bu toplumun çirkin yüzü hazırlamış zehirli elmaları onlara. Öyle ya, cezalandırılmalı güzellik, ellerine batacak zehirli iğnelerle sindirellalar sonsuza dek uyumalı, pasif kalmalı, kendini geliştirememeli, tecrit edilmeli. Korkulmalı güzellerden, güzelin ardındaki kurtları savunmalı, yoksa bu dünyada hangi sınav yorar bizi?
Saflık içimde ezilip utanırken, kurnazlığıyla nice devler deviren keloğlan “kurnaz olun.” diye haykırmaz mı kulaklarımıza? “Kahramanım, keloğlanım, kandır bütün farklı olanları, kandır ki konalım kralın sarayına.”
İçinden sanat coşan ağustos böceği, herhangi bir tekdüze işte çalışarak öldürmeli ilham perilerini, bu dünyada herkese yetecek kadar aş yok! Aç yatan komşuyu bilecek kadar gelişmiş teknolojisi yok vicdanlarımızın.
Dünle beraber gitti cancağazım… Şimdi yeni masallara kanmak lazım. İki kere iki dört ettiğine iman edercesine inanmalı büyüyen kız çocukları, blendaxla yıkandıkça saçları, köle olacaktır saf erkişileri. Domestos kullanarak taçlandırmalı zaferimizi, titizliğimizi. Televizyon girmeyen eve muhabbet gireceğini unutmalıyız bir an önce, yemekteyiz’i izlemeden kültür edinemeyeceğimizi ezberlemeliyiz.
Zehirli iğnelerimiz dilimizde olmalı bu dünyada, bir fısıltıyla maharetli birini devirebilecek kıvrak zekaya sahip olmalıyız. Fos yeteneklerimizi janjanlayacak entrikalarımız cebimizde hazır olmalı. Bir kalbi bir bakışla üzebilmenin gücünü hissederek; başımız, omuzlarımız dik yürümeliyiz yollarda. Gören “kendine güveni var.” demeli, “uzak duralım bundan.”
Başarılı olmak için işimizi iyi yapmanız yetmemeli, iletişimimiz mükemmel olmalı, öyle ki yapıştırdığımız bir yafta ile, ayak kaydırabilecek kadar güvenilir olmalıyız. Kariyerimiz, inandığımız en önemli putumuz olmalı, kürkümüz için hazırlanmış nice sofralar...
Mutsuzluğu kendi kendine üretebilen ve kısır döngüyle bunu süreklileştiren insanoğlu için, yine insanla sınanmaktan başka büyük bir sınavı var mı?
Güzel ve saf olanın ahını yerde bırakmayan kader için üç defa: Yaşasın cadılar! Yaşasın cadılar! Yaşasın cadılar!

Yüksek Masallar
Fatma Zehra Arslan — Paz, 15/03/2009 - 20:34Umutsuz olmayı sevmiyorum yaşadığımız çağı depresif olarak da değerlendirmek de istemiyorum nihayetinde bu çağda bizler yaşıyoruz hepimiz şikayetçiyiz birşeylerden giden çocukluğumuzdan, ondan, bundan ,şundan haklıyız da peki bizim yaşadığımız çağa kim yön veriyor ya da kimler...Tam bu esnada İğne ve Cuvaldız olayı devreye giriyor sanırım:)
Yalancı mı bu aynalar gerçekten? büyüdükçe aynaların yalan kavramını sevdiği büyük hakikat...
Selamlar hergüncel...