Okumak mı Yazmak mı
nurullah — Cts, 08/03/2008 - 00:03
Bugünkü üniversite gençliği kitap okuyamama hastalığı içinde boğuşuyor. Sıradanlaşan üniversite hayatlarının temelinde de bence bu sorun yatıyor. Ve de kalkmaya hiç niyeti yok. Çünkü halis olan bir niyet yok.S orunda burada. Okumaya bile çalışmadık maalesef. Peki çözüm ne?
Bizler kitap okuyamamanın yanında ayrı bir deryada yazmaya merak salmış gidiyoruz maalesef. Yazmanın okumaktan daha popüler olduğu mâlum. Fakat unutmayalım ki ilke emre (iqra) itaat bence yazmaktan daha önce gelir. Râb katındaki bu kutsal emir maalesef unutuldu.Belki de unutturuldu…
Düşünün bir mağaradasınız.Boyut olarak bir insanını sıkışarak sığacağı bir yer. Zifiri bir karanlık ve sessizliğin hâkim olduğu bir çevre şartları. Nefes alan tek canlı sizsiniz. Bir anda bir sadâ yükseliyor OKU diye…. Okunası bir şeyin olmadığı mekânda. Bir ürkme ve titreme sarıyor dört bir yanınızı. Öyle bir korku ki okumayı bilmediğinizi bile söyleyemiyorsunuz. Aynı emir tekrarlanıyor defalarca. Tekrarlanan korkular öyle ki kalbinizi durduracak nitelikte. Dikkat edelim bu emir bildiklerinizi yazmayı değil, yokluğun tam ortasındaki olmayanı oku diyor. Oysa yazılacak çok şey varken neden okumak..İ şte peygamberin başından geçenler. Akledip tefekkür edenler için müthiş bir olay. Adeta rabbimiz bizim okuma zaafımızı biliyormuşçasına bizi bu fiile zorluyor. Ve netice okutturabiliyor biricik elçisine okunacakları ve iniyor ayetler semadan teker teker…
Velhasıl eğer ilk emir yaz olsa idi, peygamberin işi daha kolay olmayacak mıydı. Kaldı ki onca hadiseler vardı yazılacak. Okunacakların azlığında ve yazılacakların çokluğunda peygamberi okumaya zorlamanın yagane temeli sizce nedir?
Eğer siz yazmayı okumanın önünde bir kavram olarak tanımlıyorsanız, yazdıklarınızın hiçbir zaman okunmayacak olması, okunsa bile anlaşılamayacak olması sizi yeterince üzmeyecek mi? Aynı zamanda bu, akla ilk emre itaatinizdeki samimiyetsizliği getirmeyecek mi? Bunun için ey biz gençlik! okumayı yazmaktan yüce bir mevkide görelim.İlk olarak yazılanları çizilenleri okuyalım. Nede olsa peygamber mesleğini icra etmiş olacağız, iyi olmaz mı sizce?
Okuyamamanın yanında okutturamama gibi bir sıkıntımızda var. Bunu en fazla ebeveynler çekiyor. Eğer okutturamıyorsak şunu iyi bilelim ki okumuyoruzdur. Şimdi bana kızacaksınız ne bu kardeşim ne kadar eksiğimiz varmış diye. Ama böyle işte zincirin halkaları hep eksik kalıyor. Ve hiçbir zaman tamamlanmayan zincir de işe yaramayacaktır. Sıradanlaşmamız yetmiyormuş gibi bunun gelecek nesil için önlemini de almıyoruz. Tüm bu konular dahilinde Mansur İbn Sarjun (Saint Jean De Damas) ‘un şu sözü benim okuma şevkimi bir nebzede olsa artırdığı için sizlerle paylaşmayı uygun gördüm:
“Felsefe bilgelik aşkıdır. Fakat gerçek bilge Allah’tır. O halde Allah aşkı gerçek felsefedir.”
O halde benim sorum şu bilgelik nedir? Bilgelik okumakla kısmen erişilebilecek bir mevkidir. Ancak hiçbir zaman Allah’ın bilgeliğine ulaşılamaz. Zaten amaç da o olamaz.
Ezcümle; okumalıyız. Neden mi? Çünkü Rab aşkını gerçek felsefeye bağlayan İbn Sarjun, gerçek felsefeyi de okumaya bağlamıştır. Kaldı ki Rab bile kendine ulaşma yolunu İKRA temeline dayandırmıştır. Rabbim okuyan, okuduklarıyla amel eden ve amelleri ile de firdevsi, adni hak eden mümtaz kullarından eylesin…AMİN
- nurullah yazıları
- yorumlamak için giriş/kayıt gerekli



Son yorumlar
1 sa. 12 dk. önce
15 sa. 52 dk. önce
17 sa. 26 dk. önce
19 sa. 18 dk. önce
19 sa. 24 dk. önce
19 sa. 46 dk. önce
19 sa. 52 dk. önce
20 sa. 1 dk. önce
1 gün 56 dk. önce
1 gün 1 sa. önce