asude zeynep toprak yazıları
Akşam Oturması
asude zeynep toprak — Salı, 18/11/2008 - 13:19
Düşlerimde sabahlayan gözlerini de, hayalini kurduğum günleri de yanıma alarak küçücük bir yürüyüşe çıktım. Yüzüme bahar, yüzüme kasım vurdukça yenilendi kırıklığım, kırıklık dediğim şey elbette soğuk algınlığı. Kaldı ki hayatta nazımın geçtiği Kasım’ımdan gayrı ne’m kaldı?
Sokak esmer yandaşlarını içine çekiyor, ben ilerledikçe içe çekiliyorum. İçe çekilmek fiili, oturmanın, ayağa kalkınca yeterince fiil olmadığını kanıtladığımız kendimize bir cendere aslında. Kendimce hallettiğim şeyleri, tekrar kendimce ‘şey’ olarak hayatıma sokmayı başarmıştım. Elbette bu sıradan bir gün olamazdı, zira Kasım hala bana cilve yapıyordu ve hala krizantemleri akıl edememiştin…
Terzi Kendi Söküğünü Dikemezse; Yama Vurur
asude zeynep toprak — Cts, 08/11/2008 - 08:07
Değerli hocamız, Abdullah Yıldız’ın, 2007 senesinde katıldığım yarışmadan sonra hediye gelen kitaplarını karıştırdım. Neden okumamışım şimdiye dek diye hayıflandım. Müntehasını görmeden yazmaya niyetlendim, çünkü içim ısındı… ‘geçmişten geleceğe ko(nu)şanlar’ kitabımızın ismi. Umran dergisinde yayınlanmış yazılarının toplanması ile oluşmuş.
Minare Dergi/ Edep Görmüş Dergi!
asude zeynep toprak — Çar, 05/11/2008 - 12:35
Adım Attık, O Halde ' Bismillah!'
Besmele çekmek garip şey, yeni bir işe adım atmanın, bir ekmeği ikiye bölmenin garipliği ve sıcaklığı ile sunulmuş bizlere. Bizler de sunulmuş nimetleri fark edenlerden olalım deyip yola çıktık, adım attığımızda, ‘Minare’lerden yükselen ses bizi yanıltmadı!
O halde; Bismillah!
Birkaç Su Birikintisi
asude zeynep toprak — Cts, 18/10/2008 - 07:27
Kelimelerle helalleşip yola çıkmıştım. Gözümde eski zamanlardan kalma birkaç birikinti. Birkaç mı dedim, bir birikinti olacaktı, ah, cümlem düşük oldu! Ve ben ziyadesiyle silmeye üşendim. Silmedim, karalamaya imkânlarım el vermedi, ben de düzenledim. Doğruladım, nasıl denir ki, nasıl anlatılır? Kelimelerle tam da bu sebepten helalleştim.
Etrafta su birikintileri vardı. Üstüme sıçrayanın sonbahar mı, çamur mu, su mu, hayat mı, olduğunu çözemeden ilerledim. Hüzünlü bakan kuşlara çemkirdim. Yürüdüm, yürüdüm… Yol bende ilerledi. Bazen gitmek kelimesinin yetmediği cümleler vardır. Gitmek kelimesi yeterince fiil değildir bazen. Su birikintilerine düşüvermiştir geri kafalı hüzünler. Yağmur toprağı mükâfatlandıracağına söz vermiş fakat onu çamurlaştırıp çekip gitmiştir söylentilere göre. Artık yağmurlu şarkılara da güven olmayacağını bildiğimden ve gitmek kelimesini başkaca bir kelime ile tamlamam gerektiğini fark ettiğimden yola çıkmıştım. İkinci sağdan kıvrılıp 10 metre ileride olan duvara sırtımı garantiledim. Arabesk kokuyor bu sokak!
Kanlı Hicaz
asude zeynep toprak — Çar, 08/10/2008 - 13:30
Dem bu demdir, dem bu dem… Dem, aşkın kanı derdi eski zaman sözcüsü öğreticimiz Süleym, sana yanlış yoldan seslendim. Sana kurulu sofraların hicazından ses ettim. Sigarası tütüne hasret köy delikanlılarının parmak aralarında çalınıyor faslım. Ülkemin en hicaz kısmı pencerem, pencereleri bilirsin, bekleyen ve beklenen halidir dil bilgisi derslerinin. Baba eve dönüyordur işte, bilirsin. Baba olarak eve dönüyordur hayallerim…
Bir geçmişin sırtını keseliyorum. Ne çok kir çıktı görsen yaklaşmasın bana. Yaklaşma zaten, acıların en güzel makamı seni söylüyor burada. Burası sen oldu, sen beni görmeyeli. Dilimde tutturduğum bir şarkı var, notası kırık, anahtarını sağa çektim yolum gibi. Beni bilirsin Süleym, hala bildiğin eski Zinanım…
Fasl-ı Aşk
asude zeynep toprak — Cts, 27/09/2008 - 07:57
Zamanın kıyamı bu olsa gerek… Düş ve gerçek bahçelerinin sonsuz meyvesi olan Süleym, sen ve sana gelen yollarda gençliğimi mübah eyledi Rabb… Sen ve sana gelen yollarda geçti aşkın dibacesi. Sana sonu olmayan masallar, efsaneler sunuyor, bir peri padişahı kisvesinde sana öyküler sunuyorum…
Bağışla!
Geldi cüreti aşkın… Aşk fasla durdu, içimden geçen sesler seni tanımlıyor,
Arıkuşu Dostum ve Geçmişin Plakaları
asude zeynep toprak — Per, 11/09/2008 - 12:11
Devşirme dostlukların ve çıtası yüksek tutulmuş bir şehrin içinden akıyor yollar. Anlatımı mecaz olmuş hikâyeler adına alışveriş yapıyor insanlar, yol kenarında çocukluğumu sayıyor serçeler. Arıkuşu dostum ekliyor ardından;
- İyi olun ki iyi şeyler yazın güzel kardeşim… Güzel şeyler yazın ki insanlarda tebessüm etsin…
Kudurdu, Haberin Yok!
asude zeynep toprak — Cts, 30/08/2008 - 08:26
Dilimde olan nice şarkıyı dize getiriyordum bakışlarımla. Cümlelerimi pat diye çekinmeden orta yere söylüyordum. Kederimi öyle bir gizleyişim vardı ki, bazen kendim bile göremiyordum. Arada bir ‘insanım bende ulan’ desem de pek işe yaramıyordu. Her şeyi ve herkesi anlamam gerekiyordu doğuştan… İnsan doğuştan kederli bir yaratıktı ve bunun ayırtına varamayacak kadar kederliydim…
Bütün şarkılar orta yerde canımı sıkmaya devam ediyordu, onları umursamamak için pek çok kez gayretlenmiş ve gayretime yenik düşmüştüm. Hayat, hangi elbiseyi giydirdiyse, üzerime bol oluyordu, hangi ayakkabıyı giydirse, ayaklarımı vuruyordu… Üstelik lanet yağdıracağım tek nesnem aynamdı… Kendi kendime saydırıp gidiyordum yani, argosu yarım kalmış bir imla kılavuzuydum, bütün çekişmelerde adım geçiyordu; yarım…
Pencere Fıtratı
asude zeynep toprak — Paz, 10/08/2008 - 04:46
Bu gece sana o hep bilindik öyküyü ısıttım; hayatı… Bütün pencerelerde dillendirilmiş sözleri sezinledim. El yordamıyla birkaç vedayı yerinden oynattığımı da itiraf etmeliyim. Şehir yazıları gibi, veda yazıları, ağıtları döküldü duvarlardan. İşte o hep bilinen hayatlardan çıkageldim sana, dilimde kimsenin söylemediği şarkılarla…
Bir gece uyku tutmamıştı. Karşı penceremde yağmurdan rica da bulunan bir kızla tanış olmuştum. O gece bana nice eskimiş birikintileri fısıldadı. Penceresinden hayatının önsözünü dillendiriyor gibiydi;
-Yağmur, seni seviyorum, çiçekler de seviyor, seni herkes seviyor ama babam sevmiyor. Lütfen onunla konuşur musun? Çünkü senin yüzünden anneme kızıyor, su yine çok geldi, hep senin yüzünden diyor, dikkatsizmiş annem, babam öyle söylüyor. Rica etsem bize biraz daha az gelir misin?
Gözyaşı Vesairesi
asude zeynep toprak — Per, 31/07/2008 - 07:23
Yumuşak başlı mektuplarda varıyorum sana…
Özeniveriyor uzun bir cümle yokluğuna.
Devriliveriyor anlamı mecazlarıma.
İmlama sığmıyor seni noktandan ayırmak,
Üçe beşe vuruyorum gerisinde kaldığım şiirleri…
Sözünü tutamamış bir iklimden sesleniyorum sana.
Temmuzunda kar yağar böylesinin,
Ki görmezsin parmak uçlarında biriken üşüyüşü…
Bir bakarsın paltosu sırtında,
İhtilaldan dönüyordur kafiyelerim…



Son yorumlar
1 sa. 8 dk. önce
15 sa. 48 dk. önce
17 sa. 22 dk. önce
19 sa. 14 dk. önce
19 sa. 20 dk. önce
19 sa. 42 dk. önce
19 sa. 48 dk. önce
19 sa. 57 dk. önce
1 gün 52 dk. önce
1 gün 59 dk. önce