Şiirin Avlusunda Hasretten Bir Gece
Güçer KAFA — Çar, 03/06/2009 - 10:13
Sesinin… Kokunun… Ve varlığının sindiği duvarlar üzerime geliyor. Bir nokta kadar küçülüyorum evimizin içinde… Var iken yoklara karışıyorum. Hasret var ya… O an buhar olup uçuyor can hanemde… Çektiğim hasret ile yarışıyorum. Gözyaşlarım içime akarken… Sen kokan mendil ile barışıyorum.
Şu vakte kadar yudumlamadığım bir his… Ruhumun en ücra köşelerini silip süpürürcesine istila ederken beni… Ben, ben değilim inan! Beni de yanına alıp gittiğini şimdi fark eyledim gülüm! Şu an bu satırları yazan parmaklar… Sana ait olan ‘ben’in bir karalamasından ibaret kesin… Sus… Kara geceler sahipsizliğimi bilmesin! Hayır! Hayır! Sahipsiz değilim… Sen varsın canânım! Başucumda oturmuş demir kırı saçlarımı okşuyorsun…
Ama haksızlık bu! Can sevdiğini, alışığını, aşığını istiyor! Bu sebepten bulut bulaşığı ayın ışığı karanlığa pes diyor. Fasılasız rutubete sıcak işlerken, bu yara onmaz ellerin olmadan… Dört odacıklı kalbimin bütün koridorlarında bir ses çınlar: Aşkım! Aşkım! Aşkım! Aşkım! Duy da uyan ey Serfirâzım! Duy da uyan… Mademki sensiz saatlerin tik takları gözlerime mil çeker… Sen de uyuma!
Altı sandalye ve bir masa… Seni konuşuyoruz. Şimdi… Bu saatte benli rüyalarda Serfirâz… Aylardan mayıs… Dallarda kiraz… Aşk ve hasret iklimine tutulmuş gönlümün mekânı Hafız yurdu Şiraz… Mızıkçı bir çocuk gibi zırlıyorum geceye devrilen boşlukta… Hadi ey canı şikâr eylediğim… Gelsene biraz…
Pencereler üzerime kapanmaktan vazgeçmiyor bu gece… Niçin? Sen yoksun ya… Azatsız bir kölenin açık pencerelerle ne işi olabilir? Hem… Sen teşrif eylemedikçe bu saraya… Bu hasret ve yangın çiçeği ne açılır ne de solabilir! Bağrını yırtan bir goncayım hal-i hazırda… Fuzuli töresince inleyen bir mum alevi… Alevi üşüten şaire nazire edercesine titriyorum Serfirâzım! Titriyorum… Sana kavuşmak için bir titreyiş bu… Gönül… Zahiri sensizlikte bir hüzün kutbu!
Yazmaya takat bırakmayan… Sözün kifâyetsizleştiği bir yerdeyim. Kederdeyim sultanım… Sensiz lezzeti olmayan bir bardak çayımın içinde eriyen şekerdeyim. Farz et ki yâr uğruna çıkılmış bir seferdeyim… Sana varmak için düştüm yola… Düştüm Serfirâzım! Bu gece buğulu gözlerinde el pençe divan durmuş bir düştüm. Kirpiklerine tutunup sana serenat eyledim o harfleri yitik lisanla… Beni kimsecikler anlamaz… Zaten anlasın istemem! Bir tek sen anla…
Yastık taş kesilmiş… Uyku firarî… Sabah ile gecenin arasında bir yerde… Karıncalanan ellerim böğrümde… Sevdamın şarkısıyla yârin ışıltılı hayalini tavaf ediyorum diye adımı Mecnun’a çıkaran bülbüller hasedinden böyle öter. Yeter! Yeter Serfirâzım! Aşığa azaptır mesafeler… Her ne sebeple olursa olsun… Gözyaşı ile dolmasın fağfur kâseler…
Aşk… Senle benim aramda…
Ama sen ve ben yok… Biz adlı binanın her taşında…
Şiirden bir avluda beklerken seni… Kafiyem…
Çok…
Ama çok özledim seni…

Hayatın tam ortasından..
Ethem Pehlivanoğlu — Paz, 07/06/2009 - 11:38"Aşk imiş her ne var ise alemde /İlim bir kıyl u kal imiş ancak"
şiir tadınd bir deneme okuduk.Ellerinize ve yüreğinize sağlık
“Yalın bir aşka katkı”
Zenan Sude — Çar, 03/06/2009 - 17:58Ölün! aşktan, kederden, terkedilmekten…. Ne çıkar?
“hem kaç kez ölünür aşkların sehpasında”
Bir düşünün, “Şiirin Avlusunda Hasretten” tek bir gece bile geçirememiş olanları, aşkın ve ayrılığın avlusuna hiç çağrılmayanları…..
Bırakın gözyaşıyla dolsun “fâğfur kâseler”….Bu yazı o kaselerden taşmadı mı zaten…
Ankara’yı yağmur bastı bugün, yüreğimi hüzün....Bu hüzünle şehrime, İstanbul’a kadar giderim yalınayak “çıkınımda güneş, koynumda bir hüzün” le…..
Kasesi paramparça olmamış yazılar aşkına! Birkaç damla hüzün de ben aşırdım kâsenizden haberiniz ola….
“Ama çok özledim seni” diye bitiriyorsunuz ya…
Ben ne yaptım? finali değiştirdim izniniz olmadan
“Gittiğine inanmıyorum, gel demeyeceğim”
Aşkın şerbetinden içenler
Kerem Dağlı — Çar, 03/06/2009 - 12:24Aşkın şerbetinden içenler aildir buyuran Hatai... Aşk, kağıda yazılmıyor Mihriban diyen Karakoç, Şiirden bir avluda beklerken seni… Kafiyem… buyuran Bayati suskun yanımıza zehr enjekte ettiklerinin farkındalar mı acaba? Çözülmez bulmacalara, çıkmaz sokaklara, dermansız dertlere saldınız bizi ey yarenler... Reva mı?
Serfirâz !...Bu çağrı sana,duymalısın.
nur zelal — Çar, 03/06/2009 - 11:54Beden de terk etmelidir hücresini aşkın fikrimce,duvarlarına sevdanın rengi sinmişse…
Geri dönmeyecek gibidir sanki;eğer o serfirâz ise,boynunu eğip aşkın yenildiği surlarda yeniden saçlarını savurmaya yanaşmayacaktır belki.
Bütün Mayıs’ların katline fermanı imzalasaymış ya mevsim padişahı,daha ilk kalp atışında diyesi geliyor insanın.
Böyle içten yakarışları seviyorum ben,hesabı kitabı yapılmadan olanlarını daha çok.
Mayıs’ı da uğurladığımıza göre, “Haziranda ölmek zor”deyip kırar gururunun zincirlerini Serfirâz,kimbilir?Bir umut…
Şiir gibi ayrılıklara nazire yapan mutlu aşk öyküleri?...
Hala “var mısınız” hayat denen bu karmaşa da?