Sayha Dergi

  • söz makamı
  • 100 türk büyüğü
  • kitap makamı
  • site haritası
  • ara
  • İletişim
Ana sayfa › Bloglar › Bilal Can yazıları

Sur Kenti Hikayeleri – Ali Ayçil

Bilal Can — Paz, 14/06/2009 - 13:57

”kırbaç, zaten yola gelecekler için bahane”

Kitap 20 hikâyeden ve bir önsüzden oluşmuş. Denemeleri ve şiirlerine alıştığımız Ayçil’in bu kitabıyla bizde hikâye yazarı olarak isimlendi. Şiirlerindeki ve denemelerindeki doğulu hüznü, doğulu aşkı ve bir ince işçiliğin yansıması olan kelimeleri ‘’sur kenti hikâyeleri” ‘n de açık bir şekilde gördük.

Her hikâye bir diğerine, bir diğeri de her hikâyeye bağlı. Okuduğumuz hikâyelerde kelimelerin bizi alıp götürmesi yazanın maharetinde gizli. Okurken aklımıza kattığımız kelimeler bizde kalsın. Kitabın eşsiz bölümlerinde hikâyesine gönlümüzü kaptırdığımız seyyah olduk. Onun hikâyesini birinci şahsın işlemeli sözlerinde işittik. Seyyaha kaptırdığımız gözlerimizi şehirden şehre giden adımlarıyla ve gönlüne değen hüzünle sağdan soldan duyduğu hikâyelerle birleştirdik. Evet, biliyorduk İbni Battuta’nın seyyahlığını. Orta Çağın en büyük seyyahı olarak anılıyor. Geçtiği ülkeleri ayrıntılı biçimde döktüğü sayfaları ve zamanının Evliya çelebisi olduğunu.

Önsöz kısmında yazanın cümleleri bize kısacık da olsa kitap hakkında bilgi veriyor. Kitabın ana taşıyıcıları İbni Batuta ve Dilber Makbule. Asıl hikâye öyle başlıyordu. Pus ve dumandan sonraydı. Şehir ismi ile uygun sur kenti. Bir sınır kenti. Orada geçen olaylar ve doğanlar aslında bizden biri. Biz kadar doğulu ve biz gibi hayata bakan kişiler.

Kitap ‘’seyyah İbn Battutta Mahinur’u terk ediyor” hikâyesiyle başlıyor. Artık dönüş için çok geç. Çünkü kendimizi bu ilk hikâyeyle yollara döküyoruz.

”heyecanını yitirmiş her kent hatıralarıyla avunurda.; hatırlarını çoğaltır onları biçimsizleştirir, yeniden üretir, bir süre sonra kendini hatıralarından ayırt edemez olurdu. Kendisine kendisini anlatan ve kendisiden kendisini dinleyen kentlerdi bunlar. Hepsinin de sonları kaçınılmazdı: hatıraları tarafından hatırlanmak. Bir de böyle kentlerde yaşamın tek düzeliği zamanla bazılarının ruhlarını fazlasıyla pıhtılaştırır, o pıhtılaşmış ruh, sahibine olmadık bir son hazırlardır. ”

Hikâye kahramanlarının aynı mekânda yaşamış olması ve olayların aynı kişilerle olması kitabı bir roman haline getirmiş olarak gözükse de aslında kitaptaki hikâyeler herkesin bir hikâyesi var olduğunu da gösterir nitelikte. En azından ben kitabı okurken bunu gördüm. Karşılaştığımız, gördüğümüz, izlediğimiz, konuştuğumuz insanların her birinin hayatın bir diliminde geçirdiği şahane hikâyeleri vardı. Zaten bunlar da olmasaydı hayatın tek düzeliği ortaya çıkacaktı. İnsanların her biri hikâyelerini içlerinde taşırken acaba kaç kişi böyle cesur bir halde ve eşsiz bir tad ile dinleyicilerine sunmuştu.

Her hikâyenin sonuna işlenen cümleler okuduğumuz hikâyenin kısa bir özeti gibi. O hikâyede ne geçmişse o cümle ile vurucu bir son hazırlamış yazan bize. Okuduğumuzda her şey seyrinde akarken son cümlede aklımızı alan cümlelere şahit olduk.

Beni vuran hikâyeyse ‘’sakine’nin mil çekilmiş gözleri” bir aşkın ve sadakatin ve aslında yanı başımızda duran güzelliğin farkında olmayışımızı, gör diye beklerken o göremediğimiz şeylerin bir zaman sonra yitirdiklerimiz arasında girmesiyle kendi kahrımızdan hangi göğü başımıza indirsek boştur. Hikâyede bunu bariz bir şekilde gördük görünce de kalbimiz sızladı. Bunun karşısında.

”gözlerine mil çekilmiş tek bir gün, gözlerine sürmeler çekilmiş yılların öcünü fazlasıyla aldı benden”

Hikayelerin akıcı dili ve olayların birbirini takip etmesi kitabı elimizden düşürmemeye söz vermişçesine akıp gidiyor. Yazar dilini iyi kullanmış. Kitabı okurken sıkılmamızın nedeni de budur.

Ara ara ders verir şekilde dizilen cümlelerden de alacağımız çok şey oldu.

”Anladım ki; kalbinden uzak düşenin kalbini üfleyip, onu yeniden içimize konduran kuş nefesi vardır. Bu sıradan hikâyemi, benden yüzyıllar sonra gelen biri benim gibi duyarak anlatsın isterim. Desin ki; cevher kararmadıkça, her hayat için tetikte duran bir mucize vardır”

Hüsrev’in söylediklerini heybemize katıp tamam dedik. Olağan sözlerimize olağan dışı anlamlar yükleyene şükürler olsun.

Kitap ”dilber makbule” hikâyesinde toparlanmış olarak sunulmuş Dilber Makbule’nin ağzıyla kitaba bir özet daha geçtik.

Son bölümde Sur kenti’nin talanına gözlerimizi kısarken kitap artık bitmişti. Bizde bıraktıkları ile bize kattıklarıyla, bizde uyandırdıklarıyla…

Yazana teşekkür ederiz.

kitaphaber.net

  • Kitaplık
  • Bilal Can yazıları
  • yazıcı sayfası
  • gönder
  • Rastgele Yazı

Kimi, "Uzun Çarşının

Aynur Yavuz — Salı, 21/07/2009 - 22:50

Kimi, "Uzun Çarşının Ulular"ı, kimi "Benim Adım Kırmızı" tadında okunmuş olup, tadına doyulamadı.

"Sakın her şeyin bu kadar kısa olmasına şaırma.Çünkü biz,Tanrı'nın kader hesabını tutacak bilgiye sahip değiliz.."

kitap sayfaları arasında kaybolup, hayatı hiç değilse bir müddet olsun durdurmak arzusunda olanlar için ilaç gibi gelecek cinsten(miş).Tecrübeyle sabit olup bir söyleyelim dedik..

Sakine’nin mil çekilmiş

cihad meriç — Pzt, 29/06/2009 - 08:14

Sakine’nin mil çekilmiş gözlerini okuyunca eşinizin gözlerine bakıp sarılacak mısınız, alıştığımız yaşamın ihmal ettiğimiz güzelliklerini anlayacak mısınız?
Sarraf nizamettin’in üç kızı hikayesinde her kız babasının bir yönünü bulabileceği bir eş arar önermesine ulaşacak mısınız?
Bilge Mansur şehri terk ederken sizi de öğrencisi kadar yalnız; ve fakat dolu bırakacak mı?
...
Teşekkürler Ali Ayçil, bu güzel hikayeleri bizlere bağışladığın için.

sade bir muhabbet

"Yılkıdan üç türlü at gelir:

Asu Turnacı — Pzt, 15/06/2009 - 20:40

"Yılkıdan üç türlü at gelir: Bazı atlar, daha diğer atlara vurulan kırbacın sesini duyduklarında terk ederler huysuzluklarını; ruhlarıyla derileri arasında bir mesafe yoktur.Bazı atlar ise, kırbacın açtığı yarayla ruhları arasında gider gelirler, yara açıldıkça ruhlarıyla derileri arasındaki mesafe kapanıverir. Kan ruhlarına damlayınca teslim ederler kendilerini. Bazı atlar da var ki, her kırbaçta açılır ruhlarıyla bedenleri arasındaki mesafe. Sen onu kırbaçladıkça ele geçmez olur onun ruhu. Öylelerinden geriye, cansız bir tay bedeni kalır. Bir de seyisin hafızasında, gururu hiç öldürülemeyen bir tayın guru kıran görüntüsü... Ustalık, bu tür tayları uslandırmakta değil, ona hiç bulaşmamakta saklı. Kırbaç, zaten yola gelecekler için bir bahane..."

Sur Kenti Hikayeleri Sayha'da

Halid Aslan — Paz, 14/06/2009 - 21:15

Sur Kenti Hikayeleri Sayha'da ayrıca şu adreste yer almıştı. http://www.sayhadergi.com/9/sur-kenti-hikayeleri
İlgilisine duyuralım da Hikayeci tahir'in kesik dili aramıza girmesin...

Benzer Yazılar

  • Bahar Sürgünü
  • “Bu Ülke”de Yaşamak ve Yazmak
  • Anıkolik
  • Kendi Kalemini Kıranlar
  • Fareler ve İnsanlar'a Dair

Gezinti

  • Son Gönderiler
  • Site Rehberi (Yol Haritası)
  • Komşularımız
  • Fotografhane
  • Kategoriler
  • İzlence

Üye girişi

  • Üyelik başvurusu
  • Şifremi unuttum

Rastgele

  • İçerik
  • İzlence

  • 47 Yıldır Mezar Yeri Tartışılan NUR ÜSTAD
  • Anlamazın Makamı
  • Gece ile gündüzün sırrı
  • iktibas-ı hal(den)
  • ''Aşkar 7'' ledi
  • Aşkın Hâli
  • Başın Sağolsun Yeryüzü
  • Vural Kaya ile…
  • Efendim
  • Bir dergi çıkarmak, bir dua etmektir

Fotografhane'den

Mescd-i Nebevi

Duyuru - Etkinlik

  • -"Biz İsrail’i suçlayanlar
  • -"Ne Bahar Kaldı, Ne Gül" Konuşma
  • - ''İkindi Yazıları yeniden tıpkıbasım olarak yayımlanacak''
  • ... Devamı
  • Gözdeler

    Bugün:

    • Nevbahar
    • 100 Türk Büyüğü
    • Mülteci Hayatlar

    Son görüntülenme:

    • Hasan Nail Canat'a Vefa
    • Yayın Dünyası Geleceğini Tartışıyor
    • Bilge Kral: Aliya İzzetbegoviç

    Sayha Dergi © (1990) 1998 - 2010
    Gizlilik ve kullanım şartları

    • söz makamı
    • 100 türk büyüğü
    • kitap makamı
    • site haritası
    • ara
    • İletişim

    @ İktibas - Yazılar için kaynak belirtirseniz acayip memnun oluruz.