Akif Hasreti / Akif'in Hasreti
Nefi Selamoğlu — Salı, 11/03/2008 - 14:46
İşte böyle evladım...Kah bıçak kavgaları kah Bağdat'a atılan bombalar arasında kaldık bu günlerde. Herkes bizim idam belgelerimizi imzalamakla uğraşırken biz, kimsenin tavuğuna "kışş" dememenin vicdan rahatlığı içinde gardımızı aldık ve bekledik. Ne çare ki dost bî vefâ, devr zalim, hasımlar alçaktı...
Bazı günlerimiz Sebilürreşad'la Akif iken Fatih'in kürsüsünden "Ey Ümmet-i Muhammed uyanın!" dedik. Dedik demesine fakat bir aks göremedik, duyamadık saf saf müslümanlardan. İctihad'da Doktor namlı Abdullah Cevdet alça-ğına ses çıkaran olmadı hiç. Tarih-i Kadim'de batıcılığı "Doğulu değerlerden nefret" olarak takdim eyleyen üstad bozuntusu Tevfik Fikret'e, inadına doğulu olarak ve susarak cevap verdik. Çünkü deplasmanda idik ve yârânımız ne yazık ki yoktu.
Bu bizim makus talihimiz oğlum! Kim ki bir adım öne çıktı, boynunu vurduk Hak adına. Kim ki sövdü saydı mukaddes bildiklerimize, hoşgörü dedik, anlayış dedik. Halt etmekle geçti asırlarımız. Osmanlıcılar, Jön Türkler, Adem-i Merkeziyetçiler, Türkçüler, Batıcılar, İslâmlar...
Meşrutiyet çığırtkanlığı yaptıkları günlerdi oğlum. Hani henüz doğru dürüst tarihi yazılmayan günler. Hani Doksan Üç Harbi, hani milliyetçilik maskesi ile tebaamızın ayaklandığı, Hürriyet isteyenlerin - ki kendileri de bilmemekte idi hürriyetin ne olduğunun - hani her aydın sıfatlı karanlığın Fransızca bildiği ve dahi Fransız kafası ile düşündüğü demlerdi... O günler var ya oğul, bu günlerin bir farklı versiyonundan başka bir şey değildi. Sadece isimler, istenilenler ve zamanın adı değişti. Al birini vur ötekine. Bir Akif vardı. Bir Akif kaldı. Çaresizlikten sıkılmış yumruğunu dişleyen ve öfkelenen ve öfkelendikçe coşan bir Akif.
Sonra o da gitti. Sırlarını kuşanarak önden giden atlılardan biri de Akif oldu. Hani şu "iyi insanlar iyi atlara binip gittiler" denilenler arasında. İstiklal Marşı'nın yerini aldı Akif'in ve Akif düşüncesinin gitmesi ile Onuncu Yıl Marşı. Bülbül'e gerek kalmadı, her yer istila edilmişti çünkü. Çünkü eşi de yok olmuştu Bülbül'ün aşiyanı da...
Bizim semimize düşen bu matem havasında, rahmetle anmak ve dua etmekti Akif ve Akiflerin arkasından. Hoş, onların istedikleri sadece bu muydu? O da bi muamma kaldı bize.
Aynadaki görünen muammayız şimdi...
- Nefi Selamoğlu yazıları
- yorumlamak için giriş/kayıt gerekli



Hüsran
Kâni Çınar — Çar, 12/03/2008 - 19:15Akif'e hasret dolu bu yazı için Akif'in çaresizliğini dile getiren mısraları ile selam durmak gerektir...
Ben böyle bakıp durmayacaktım, dili bağlı,
İslam'ı uyandırmak için haykıracaktım.
Gür hisli, gür imanlı beyinler coşar ancak,
Ben zaten uzunboylu düşünmekten uzaktım!
Haykır! 'Kime, lâkin? Hani sâhibleri yurdun?
Ellerdi yatanlar, sağa baktım, sola baktım;
Feryâdımı artık boğarak, naş'ını tuttum,
Bin parça edip şi'rime gömdüm de bıraktım.
Seller gibi vâdîyi enînim saracakken,
Hiç çağlamadan, gizli inen yaş gibi aktım.
Yoktur elemimden şu sağır kubbede bir iz;
İnler 'Safahat'ımdaki hüsran bile sessiz!
İstanbul, Teşrinievvel 1335 (1919)