Ay Vakti 104-105. Sayı: Bu ne hal?
Mehlika Toyga — Pzt, 15/06/2009 - 13:57
"Bir insanı öldüren bütün insanlığı öldürmüş olur!" desturuyla kapısını açtığımız Ay Vakti, dünyanın iç karartan hal-i pürmelaline, zamanın çalkantılı yaşantısına inâden, sabır ve sebatla yoluna devam ediyor.
Önümüzde; bir lahza soluklanacağımız, ölüm ve dirim temalı, Necip Fazıl Kısakürek'i anarak, Cemil Meriç'i anlamaya çalışarak, emekle, canla başla devşirilmiş dopdolu bir sayı var.
Ay Vakti bu sayıda üç şiire yer vermiş. Selami Şimşek "Ledün pınarına tasını tutmuş gül dervişleri" ile akşamın karanlığında zuhur eden, uzak bir uykunun sükût-u halilesindeki sessiz açılışı resmediyor. Acılar içinde tabutuna sarılmış dünyanın ruhunu taşıyacak ilk ve son ölü salını, gassâlına teslim ediyor. Kişiyi kabrinde yıkayacak imanın mâsivâ işçiliği ile kazanılamayacağının sinyallerini yakıyor. Ölümden korkan okumasın bu şiiri diyor besbelli. Ölümden, yani savaştan, nazarını kaçıran kim varsa Rabb katındaki cuy-i ilahîye layık değildir o, gül-i dervişlerden gayri...
Sayıda yer alan şiirlerin ölüm ve doğum teması etrafında harelendiklerini görüyor, müteakiben Yavuz Ertürk'ten "Doğum", Mustafa Küçüktepe'den "Kurgusal Ölüm" şiirlerini okuyoruz.
Dergi, "Necip Fazıl Kısakürek Panel"inden notlarla devam ediyor. Panelin ilk konuşması Fazıl'ın çağdaşlarından, Yahya Düzenli'ye ait. Yazar üstadla ilgili "iradî" bir ifnadan söz açıyor. O'na dair değişmeyen ezberlerinden, kendisine kaynak olan üstadın, insana, hayata, topluma, tarihe ve medeniyete bıraktığı usül ölçüsünden bahsediyor. Ben, adam tanımanın surat tanımak olmadığını Necip Fazıl'dan öğrendim. O'nun hayatı, bir hesaplaşmanın tarihidir, bir hesap sorma mücadelesidir, diyerek biyografik iç kesitlerle konuşmasına devam ediyor. Sadık Yalsızuçanlar, Mustafa Miyasoğlu ve Yahya Düzenli üçgeninde işleyen panel, dinleyenlere müthiş bir deha portresi sunmuş gibi görünüyor.
"Heybemde sorumluluk var, yüküm ağırdır benim" isimli yazısıyla İmdat Akkoyun, üstad Necip Fazıl'ın "insan üç beş damla kan ırmak üç beş damla su" dizesinden mülhem kâinattaki insan denen ayrıntıyı irdelemiş. Esfeli safiliyyîn ile Ahsen-i takvîm arasındaki açmazı anlamlandırmaya çalışan Akkoyun, insanın hayat üzerindeki işfasını gözler önüne sererek fevkalade bir yazı sunuyor bizlere. Goethe'nin "insan kendini yalnızca insanda tanır" sözü yazının ana temasını oluşturuyor.
Dergiye konu edilen bir diğer isimlerden Cemil Meriç'i Ahmet Albayrak bizler için yazmış. Cumhuriyet sonrası Türk düşün ve edebiyat dünyasının mihenklerinden olan Meriç'i anlama psikolojisi üzerinde duran yazar, O'nu tanıyabilmenin üslubuna doğru götürüyor bizi. İlim Çin'de de olsa arayınız emrinin üzerinde şekillendiği isimlerden olan Meriç, Albayrak'ın kaleminde doruklara çıkmış. Sayının ikinci inceleme yazısı, Eyyüp Azlal tarafından Şair Nigarî'yi anlatan biyografik divan şerhi olarak karşımıza çıkıyor.
Ay Vakti'nin değerli kalemlerinden Necmettin Evci, "Radikal patinajlar" isimli yazısıyla, tersten ideolojik kimlikler karşısında olmak ya da olmamak savunmasını sorguluyor. Liberalizmden radikalizme uzanan ruhsal dilemmalara ve aktüel piyasadaki düşünce vitrinlerinin camlarına sürülen el izlerine ayna tutuyor. "Kendi kendisiyle konuşan çocuk" Yunus Emre Tozal, içindeki ve içinizdeki çocuğa lisan-ı devâ, bir uçurtma uçuruyor göğümüze. Uçurtmanın sırrını fısıldayan cümleleri ile emanet olan eşyanın, yani kâinat kardeşimizin elden kaçırılmaması gerektiğinin de öğüdünü veriyor usuldan. "Ölüm çiçekleri" Nur Soydan Hacımustafaoğulları'nın söze döktüğü bir Bosna hatırası... Üzeyir Süğümlü "Aşkın ruhuna dokunmak" ruha aşk ile dokunmaktır diyor, aşktan içeri yazısıyla... "Aşk-ı elifbâ"yı Senem Gezeroğlu'nun tefsirinden okuyoruz.
Tek bir su damlası neler içredir? Oradan oraya koşuşan bulutlar bize ne anlatır? Katre üzerine latif bir deneme okumak istiyorsanız, bakışlarınızı Mustafa Çayır'ın "Tek bir su damlası" başlıklı yazısına çevirebilirsiniz.
"Rüya ile gelen mektup" Cemil Köksal, "Meksika Körfezi'nden pelikanlar uçurmak" Naz Ferniba, derginin öykü yazıları...
Ölümün ehl-i kelâmın üzerine üzerine geldiği son günlerde, üzüntü, rahmet ve telkinlerle demliyoruz içimizi. Pek değerli şahsiyetleri uğurladık alem-i ebedîye. Şeref Akbaba "Ölüm güzel şey, budur perde ardından haber" başlığı altında Ay Vakti'nin yürüyüş serüvenine tanık olan ehl-i memattan haber veriyor. Kimler gelmiş, kimler geçmiş meğer... Bi'lvesile Faruk Yücel kardeşimizi ve Fethi Yeken üstadı Rabb'in rahmetine havale ediyoruz.
Şirâze "Saklı Mektuplar L" ile yine iç burkuyor.
İçindekiler
Şiir
Ledün Pınarında Tasını Tutmuş Gül Dervişleri / Selami Şimşek
Doğum / Yavuz Ertürk
Kurgusal Ölüm / Mustafa Küçüktepe
Deneme
Heybemde Sorumluluk Var, Yüküm Ağırdır Benim / İmdat Akkoyun
Radikal Patinajlar / Necmettin Evci
Kendi Kendisiyle Konuşan Çocuk / Yunus Emre Tozal
Aşkın Ruhuna dokunmak / Üzeyir Süğümlü
Aşk-ı Elifbâ / Senem Gezeroğlu
Tek Bir Su Damlası / Mustafa Çayır
İnceleme
Cemil Meriç'i Anlamak / Ahmet Albayrak
Aşk-u Niyaz ile Şair Nigarî / Eyyüp Azlal
Öykü
Meksika Körfezi'nden Pelikanlar Uçurmak / Naz Ferniba
Rüya ile Gelen Mektup / Cemil Köksal
Hatıra
Ölüm Çiçekleri / Nur Soydan Hacımustafaoğulları
Günlük
Ölüm Güzel Şey Budur Perde Ardından Haber / Şeref Akbaba
Panel
Necip Fazıl Kısakürek
Mektup
Saklı Mektuplar / Şirâze
- Mehlika Toyga yazıları
- yorumlamak için giriş/kayıt gerekli
- Rastgele Yazı



İstikrarlı olarak okumaya hep
Aynur Yavuz — Paz, 21/06/2009 - 20:29İstikrarlı olarak okumaya hep en sonundan başladığım tek dergi. Sebebi; Şiraze.
Bu ayki sayıda dikkatimi en çok çeken ve okuduğum ilk andan beri dilimden düşürmediğim dizeler ise,
"Ömrümü hecelesem
değmeyecek geride bıraktığım zamanlara" ( Y. Ertürk)
Sadece bunun için bile bir dergi çıkartılır..
Ay Vakti'nin ısrar ve isyan
Kerem Ağahanlı — Pzt, 15/06/2009 - 14:57Ay Vakti'nin ısrar ve isyan ile bıkıp usanmadan yayınına devam etmesini kıskanmamak mümkün değil. Ne güzel bizde de böyle uzun soluklu uzun süreli yayınların olması...
Kaleminize kuvvet dostlar... Allah yar ve yardımcınız olsun.