Yıldız’dan Beri
Nefi Selamoğlu — Per, 20/03/2008 - 14:20
Yıldız’ın pencerelerinden bakan adam önce sürgüne, sonra öbür dünyaya gitti gitmesine lakin Fukuyama’nın beyanı üzere ne tarihin sonu geldi ne sıkıntılarımızın. Hâlâ aynı otlakta kalan atlarımız, meşrutiyet sloganları arasında kelle alıp kelle vermenin ulusal mizahını kara gözleriyle seyirden kurtulamadılar.
Ahmet Mithat Efendi, el âlemin zıddına batıya bıyık büktü. Ey okuyucu nidaları ile başlayıp nasihatlarla bitirdiği romanlarında Akdeniz’den Atlas Okyanusu’na kadar köpek balıklarıyla kovaladı Venediklileri. Cenevizlilerle muharebe şıkkı ise bizim gibi kot pantolonlu, dağlı insanlara düştü. Nuh da dedik nebî de... Sonra gökten üç elma düştü. Leyla ile Mecnun kapıştı ikisini. Bizim nasibimiz enflasyon, ezilmişlik, şehrin varoşları, Orhan Gencebay ve Ferdi Tayfur düştü. Gecemiz arabesk gündüzümüz realite iklimleri arasında gitti geldi. Maçlar kazandık; kendimizi adam zannettik. Şehirlerin iskanına koştuk; medeni olduğumuz girdi rüyalarımıza. Çocuk masalları gibi yaşadık vesselam: fantastik, sonları önceden belli, yavan, ama hoş, ama sürükleyici. Sonra Cervantes hazretleri arz eyledi. Kosova’dan Rodos’a, Nil kıyılarından Kafkaslara kadar biraz Orhan baba, biraz mehteran bölüklerinin mızıkayı hümayun sıfatları arasında yel de-ğirmenlerine saldırdık. Şehre yağmur yağdı. Logarlar tıkandı. Otomobiller viyadüklerden aşağı uçtu. Bir günde yüzden fazla insan telef oldu karayollarında. Olağandı netekim...
Kurtuluş Meşrutiyette idi. Sadrazam eyledik baskılar sonucu Şair Ziya Paşa’yı. Namık Kemal biraz gücendi ise de onun gönlünü almak en kolayı idi. Hariciye Nazırı ediverdik. Almanlar, müttefik kılındı. Bir kez daha savaş, bir kez daha mağlubiyet... 93 harbi kadar kanlı oldu 3. Dünya savaşı. Yine biz kırıldık, yine biz yetim kaldık. Ziya Paşa’nın vaziyeti kurtarmak için yazdığı Terci-i bend ve Terkib-i bend de ilaç olmadı. Ne yumuşak huylu atların çiftesi pekti artık ne altın semer vurduğumuz eşekler eski eşekti.
Bir tek Ahmet Mithat vardı derdimizden anlayan. Gazetelerden devamlı takip ettik yazdığı romanları, hikayeleri. Felatun Bey ile Rakım Efendi arasında gidip gelen efkar-ı umumiye nihayet kararını, kuzu görünüşlü kurt olan Felatun Bey’e tebdil eyledi. Film koptu. Senelerce süren aynı kareleri yeniden izlemeye koyulduk, ilk kez seyrediyoruz edasıyla. Rakım Efendi, bir köşede mahzun, taraftarsız âşiyânına sığındı.
Bizse bir hezimetin öyküsünü bir kez daha yazmak ve yaşamak zorunda kaldık. Yıldız’dan beri...
- Nefi Selamoğlu yazıları
- yorumlamak için giriş/kayıt gerekli
- Rastgele Yazı
Kategorilerden




Bir kitap ve Yıldız'ın sahibi
Kerem Dağlı — Per, 20/03/2008 - 16:22"İnsana en güzel sıfatı, ‘fani’ diyen vermiştir." Böyle buyuruyor Üstad Cenap Şehabettin Tiryaki Sözleri'nde... Ve ekliyor "Hakikatı güneşe benzetirler; doğrudur: Çünkü gözlerimizi bozar korkusu ile çoğuna bakamayız."
Bu meyanda bir de kitap ismi zikretmek gerek diye düşünüyorum nefis yazınızla ilintili:
ABDÜLHAMİD’İN KURTLARLA DANSI
Abdülhamit'in insan yüzü, entelektül portresi, nasıl çalıştığı, musikişinaslığı, Sherlock Holmes tutkusu gibi şahsi özelliklerini tanıyoruz önce. "Babalar ve Oğulları" başlığı altında ise onun yanlış anlaşılması, aslında ona yakın olduğu düşünülen kişilerle yaşadığı sorunlar ele alınıyor; Mehmet Akif'in Abdülhamid aleyhtarlığı, Bediüzzaman'ın tavrı, Atatürk'ün gözünden Abdülhamid vs. "Bir Proje Adamı" başlığı altında ise onun devlet adamlığı kimliğinin yanı sıra şehircilikle ve yeniliklerle ilişkisi ele alınıyor. Abdülhamid'in Galataport ihalesiyle ne ilgisi olabilir diyorsunuz ama sonra onun bütün Osmanlı coğrafyasında yayılan saat kuleleri, büyük eğitim projeleri ve alt yapı çalışmaları, yaptırdığı çarşılarla ne yapmak istediğini anladıktan sonra bu bağlantıyı kavrıyorsunuz. Kitaba adını veren "Kurtlarla Dans" altbaşlığı altında ise öteden beri tartışageldiğimiz 'kızıl sultan'lık 'müstebitlik', kendisine yapılan suikast, yanında Abdülhamid'in yurtdışı vizyonu üzerinde duruluyor. Amerika dünya siyasetinde varlık göstermeden önce Abdülhamid'in ABD ile kurduğu ilişki dört yazıda ele alınıyor. Vatikan, Japonya, Siyonist, Çin ve Araplarla kurduğu diyaloglar da her birisi ayrı bir konu başlığı olarak karşımıza çıkıyor. Şimdiye kadar pek çok Abdülhamid kitabı çıktı; kitapta yer alan yazıların önemli bir kısmı yayınlanmış yazılar olsa bile o dönemi ve Abdülhamid'i toplu olarak ve farklı bakış açılarıyla görme imkanı vermesi nedeniyle diğerlerinden ayrılıyor.
ABDÜLHAMİD’İN KURTLARLA DANSI
Mustafa Armağan
Ufuk Kitaplar
335 sayfa