Sayha Dergi

  • söz makamı
  • 100 türk büyüğü
  • kitap makamı
  • site haritası
  • ara
  • İletişim
Ana sayfa › Bloglar › Nadir Marmara yazıları

Toplumsal Cinnet ve Küresel İslami Sermaye

Nadir Marmara — Per, 02/07/2009 - 09:59

“Yargıç: Bir suç ortağın var mı, yoksa şahı tek başına mı öldürdün?
Zanlı Mirza Rıza Kirmanî: Beş suç ortağım var.
Yargıç: İsimlerini söyle. Bana güvenebilirsin!
Zanlı Mirza Rıza Kirmanî: Ben, kendim, gölgem ve taşaklarım
” (1 Mayıs-9 Ağustos 1896 Mirza Rıza Kirmanî’nin mahkeme dosyasından, kaynak: Nizamü’l-islam Kirmani, Tarih-i Bidar-i İraniyan, Ali Ekber Saidi Sircani nşr., Tahran 1983, c. I, s. 97-124).

İran’da Türk kökenli Kaçar hanedanının en uzun ömürlü hükümdarı Nasreddin Şah, 30 Nisan 1896 yılında Şah Abdülazim türbesini ziyareti sırasında Mirza Rıza Kirmanî tarafından Rus yapımı silahla katle yetirildi. Şahın ölüm haberi İstanbul’a ulaştığında Sultan Abdülhamid, Cemaleddin Afganî’nin “bir kaşık suda boğulmasına” karar verdi.

Nasreddin Şah, İran için kurtarıcı niteliklere sahip biri değildi. Halkının nazarında pek sevilmezdi. Zira uygulamaları yüzünden kendi haremi tarafından protesto edilmiş (Tütün İsyanı nedeniyle) yegane sultan unvanına sahipti. Ama, Batı için de istenmeyen biriydi. Tüm olumsuzluklara rağmen Batı’nın dayatmaları karşısında İran’ın varlığını korumak için çabalamaktaydı. Kimse tarafından sevilmeyen birisinin direnişlerinin de bir anlamı yoktu. Öldürüldüğünde İran pek fazla gecikmeden kaosun ortasına yuvarlandı. Ölümünün sorumluluğu ise Mirza Rıza Kirmanî’nin bedenine yüklendi. Kirmanî ve onun “beş suç ortağı” işkenge rejiminin her safhasından geçtiler. Sonuncu suç ortağı da mengene arasına alınıp çekirdek gibi ezildi ve ardından 10 Ağustos 1896 tarihinde Cuma günü ibreti alem olsun diye halkın gözü önünde ipe çekildi.

***
Beyaz ahlaklı siyahi başkan Barak Obama, Mısır parlamentosunda tüm İslam alemine yönelik yaptığı konuşmasına “es-Selamu’n-aleyküm” diye başladığında Nasreddin Şah’ı hedef alan kurşundan beri İslam dünyasının tekelini ele geçirme mücadelesi veren ve 80’lerden itibaren bunu hemen hemen başarmış Müslüman iktidarının iki büyük gücü karşısında günah çıkarıyordu: dini hiyerarşi ve İslami burjuvazi. 1899-1903 dünya ekonomik krizinde olduğu gibi, 2007’de başlayan ve hâlâ devam eden dünya krizinin temelinde de İslamî sermayenin dünya siyasetindeki balansının dengesizliği idi. 1899-1903 yılları krizi Avrupa’nın sömürgelere olan ihtiyacından doğmuş ve Avrupa yönetimlerinin sömürgelerdeki yerel güçleri bertaraf etmesiyle daha da şiddetlenmiştir. Sekiz yıllık George W. Bush yönetimin izlediği benzer “milliyetçi” politika da İslamî sermayeye gömülmüş Amerikan mali sisteminin açık vermesiyle patlak vermiştir.

Fanon’la başlayan sömürgelerdeki “şiddet” söylemi, Edwart Said’le “şarkiyatçı” bir yoruma dönüşse de; Batılı sömürge karşıtı aydınların (Sartre başta olmakla) ve Doğulu direnişçi düşünürlerin (Edwart Said’le Hamid Dabaşi’ye kadar uzanan zincir) gözardı ettikleri en önemli unsur İslam dünyasındaki sermayenin XIII. Yüzyıldan beri küresel bir anlayışı benimsemesidir. Tüm Batılı yorumları inkar ederek, kapitalizm ve küreselleşmenin sermaye sınırları içinde gelişiminin Avrupa’dan yüzyıllar önce Doğu İslam dünyasında gerçekleşdiğini söyleyebiliriz. Kapital ve küresel olgular İslam sermayesinin genlerinde bulunmaktadır. Bu anlamda Müslüman direnişçilerinin ve direnişçi söylemlerinin “düşmanları” sanıldığı gibi dışarıda değil içeride barınmış ve barınmağa da devam etmektedir. Bu, “ahlaksız” gibi gözüken güç; söylem anlamında ahlakidir de. Zira, İslami sermayenin dini ve ahlaki besin kaynağı bizzat Kur’an’dır. Kur’an devlet karşıtı olmakla birlikte, ekonomik anlamda küresel mantığa yakın bir dünyanın kaynaklarının paylaşımını emreder. İslam kaynaklarının lanetini üzerine çeken ve hâlâ Müslümanlarca öyle hatırlana gelen Moğol istilasının diplomasi ve ekonomik gücünün İslam ve Yahudi sermayedarlarının elinde olması gözden kaçırılmamalıdır. Dünyaya renk veren siyasi olgunun pozisyonuna bakılmaksızın; İslami sermayenin alanı daraltılmadığı sürece her türlü küresel siyasi söylem ahlakidir. Sevgili Cihad Meriç’in sitesinin bir yerinde bir kaç ay bundan önce yer alan, benim de anlamadığımı dile getirip sorma cehaletinde bulunduğum ve yine muhattabım tarafından düzeltildiğim hadisin birinde aşağı-yukarı şöyle deniliyordu: “İçinizden en hayırlısı sürüsünün peşine takılıp gidendir”. Alın size küresel sermaye şiarı. Türkiye’de bile AKP iktidarıyla patlak veren laik-ulusalçı ve muhafazakar-demokrat İslamçı çatışmaların gerisinde yerel sermayenin paylaşımından doğan kaygılar bulunduğu gibi; İsrail olgusuna tek itiraz etmeyen gücün de İslami sermaye olduğunu hatırlatalım. Hatta siyasal anlamda iki barışmaz ve düşman cepheni temsil eden İran-İsrail düşmanlığının gölgesinde bizzat Ahmedinecad’ın Basra’da sahip olduğu ticaret gemileri bile Çin kanalıyla İsrailli meslektaşlarıyla yoğun ekonomik ilişkilerini sürdürmekte herhangi bir engel görmezler.

Edwart Said’in haklı biçimde “keşf” ettiği şarkiyatçı söylemler İslam dünyası üzerinde kendi havalarını estire dursunlar; Çağdaş İslam trajedisinin gerisinde dünya ekonomik gücünün “yeşil tarafını” oluşturan İslami sermayenin küresel açılımının olmadığı hiç değilse tümden inkar edilemez.

***
Zanlı Mirza Rıza Kirmanî “beş suç ortağından” söz eder; ama dördünün ismini (ben, kendim, gölgem ve taşaklarım) sıralar. Ve, yargıçta merak edip beşincisini sormamıştır. Beşinci “suç ortağı” “ve” bağlacıdır. Arapça “vav” sesi İslami sermayeni temsil eder. Zira, hat sanatında “vav” başlı başına bir estetik ve parasal değeri olan bir simgedir. Nitekim bu anlamda yüzlerce hikayeye de konu olmuştur.

Tütün İsyan’ından (1891) beri İran’da toplum, yerel sermaye ve ondan beslenen dini hiyerarşinin “boğanın karşısına çıkarılan kırmızı şal” ola gelmiştir. 1905-1911 Meşrutiyet devrimi, 1920 Hiyabani ihtilali; 1925 Pehlevi çevrilişi; 1953 Darbesi, 1979 İslam devrimi ve 2009 İran seçimlerinde hep böyle olmuştur. Bunları uzun uzun tahlil etmek yorucu olacağından sadece söylemi açığa çıkartan hususlara yer vereceğim.

***
1750’lerde dünya ticaretinde devreden altının %80’nini Amerikan altınları oluşturmaktaydı ve bu altınlar Batı değil, Doğu piyasasında işlenmekteydi. Gerekçe çok basitti; Batı’nın sömürge anlayışı o dönemde henüz askeri ve siyasi tabandan yerel ekonomik alana nüfus edememişti. Doğu ekonomisi tüm iç ve dış baskılara rağmen yerel sermaye odaklarının ve topluluklarının elinde bulunuyordu. Örneğin, 100 yılından fazla sürüp giden Safevi-Osmanlı savaşlarısı sırasında savaş sahnelerinin ortasından iki ülke arasında geçip giden 1000 develik devasa ticaret kervanı Ermeni ve Yahudilerin imtiyazındaydı. Bunlar XVIII. Yüzyılın başlarında İslam Doğusu’nda tüccar toplumu gibi koloniler halinde yaşamaktaydılar. Benzer biçimde İran’dan Hindistan’a uzanan sermaye ağı ise bir başka küçük ticari azınlığın Zerdüşti Parsilerin tekelindeydi (Parsilerin yaşadığı Gucerat’ın uzun süre Osmanlılarca himaye edildiğini de unutmayalım). Orta Asya’da bu ağ Yahudi, Parsi, Sart ve az sayıda Tatar tüccarlarca kontrol ediliyordu. Arap ve Kuzey Afrika’da ise sermaye odakları Arap ve Yahudi tüccarlarının elindeydi. Osmanlı, Safevi, Babür ve Şibanlılar gibi XVI-XVIII. Yüzyıllar arasında dört büyük Türk imparatorluğu tarafından paylaşılan İslam coğrafyasında birleştirici ekonomik unsurlar IX. Yüzyıldan beri sermaye odaklı ticari topluluklar halini kazanmış düçlerce sağlanmaktaydı (sadece Araplar, IX. Yüzyıldan sonra Türklerce devlet ve askeri kademeden uzaklaştırılmış, ticari-kültürel alanda gelişmlerine olanak tanınmıştır. Nitekim, Osmanlı ve Safevileri birbirine kırdıran şii-sünni çatışmanısın her iki tarafta da ideoloji babaları Arap uleması olmuştur). Selçuklular’la birlikte İslam dünyasının denetimini ellerine geçiren Türk askeri unsuru siyasi egemenlik ve askeri yapı dışında bu unsurların iletişim yapısını bozmamış, aksine kırılan alanları onarmışlardır. Buraya Ming Çin’i de eklendiğinde geniş Doğu’da işlek bir küresel sermaye gücünün varlığı gözardı edilemez. Zira, XVIII. Yüzyıl gibi Batı sömürgeçilerinin (Portekiz, Holland, İngiliz, Fransız, Belçika ved.) Hint okyanusuna nüfuz ettiği bir dönemde Madakaskar’dan Tayvana kadar geniş alanda devasa ticaret gemilerinin faaliyetleri dikkat çekicidir; ki, bu gemilere korsan saldırıları düzenleyen Batılı gemilerin ve Avrupa devletlerinin donanma gücü ve hacmi Çin donanması ve ticaret gemileriyle kıyaslandığında çok düşüktü.

Batılı sömürgeciler, Doğu dünyasına nüfus ederken aracı unsurları devre dışı bırakmakla faaliyete başladılar. Osmanlı ve Safeviler ülkesinde büyük sermayeye sahip Ermeni ticari topluluğunun gençlerini, Hindistan ticaretini ellerinde bulunduran Parsi tüccarların çocuklarını, Ballkanlarda Rumları Batı eğitim merkezlerinde eğiterek, ulasalçı ruhta terbiye etmekle Doğu’daki ticari güce sahip olup ancak siyasi ve askeri varlığı bulunmayan topluluklar arasında milliyetçiliği körüklediler. XIX. Yüzyıla gelindiğinde artık Osmanlı, Safevi-Kaçar, Orta Asya’danın yerel sermaye güçlerini oluşturan Ermeniler, Parsiler, Araplar her türlü ticari kaynakların dışında kalmış; militanlaşarak Türk ve İslam karşıtı ateşli bir milliyetçi ideolojiler kazanmışlardır. Yani küresel ticari gücün yerini parasız ulusalçılık alırken, küresel sermayeni Batı kendi denetimine geirmekle, Doğu’daki büyük sermaye güçlerini ulusalçılıkla bertaraf etmiştir. Ancak, Batının bu vahşi sömürge anlayışı sömürgelerde yeni direniş odakları doğurdu. XIX. Yüzyıla gelindiğinde Müslüman Doğu’sunda sömürge karşıtı dini-burjuvazi-toplum üçleminde yerel güç odakları belirdi. Bu yüzyıl boyunca İngiltere ve Rusya’nın (yanı sıra Fransa, Hollanda, sonraki dönemlerde İtalya, Almanya ve ABD) devamlı sömürgeleriyle savaşmak zorunda klamalarının nedeni budur. İngilere: 1848-1849 II. Sih savaşı; 1857-1858 Hint ayaklanmaları; 1853-1855 II. Bitmanya savaşı; 1878-1880 II. Afgan savaşı; 1879 Zulu savaşı; 1880-1881 ve 1899-1901 I ve II. Boer savaşları; 1881-1898 Mehdi savaşları; 1896-1899 Sudan savaşı ved; Rusya ise 1853-1857 Kırım savaşı; 1804-1813, 1826-1828 İran savaşı; 1856-1864 Müridizm ayaklanmaları; 1864-1865 Orta Asya çatışmaları ve Osmanlı’yla savaşlar kapsamında Doğu’nun yerel güçlerinin imhasıyla meşguldü. Yani Batı “jeopolitik küresel” güç olmanın dışında “ekonomik küresel” bir güç olmak için de Doğu’nun yerel ekonomik güçlerini devre dışı bırakmak amacındaydı. Ancak sömürgelerdeki savaşlar, özellikle de İran kapsamında XIX. Yüzyılın sonundan itibaren cereyan eden olaylar Batılı sömrgecilerin farkında olmadıkları ve göremedikleri bir gücün orataya çıkışını sağladı: bu sömürgeciliğe karşı kimlik savaşı veren Doğulu ulusların kıyıma maruz kalan yerel ticaret odakların kendi toplumların birleşmiş gücüydü. Bunun üzerine Batı tüm bir güçle savaşmaktansa yerel sermaye odaklarıyla anlaşma yoluna giderek parasal olanaklardan soyutlanmış halkları, yerel sermayedarlarla elbirliği içinde sömürmeğe başladı. 1951 yılında İngilzi-ABD sömürgesine karşı İran’da yönetime gelmiş Muhammed Musaddık’ın Ulusal Cephesini dışarıdan devirenler ABD-İngiltere olduğu halde, içerideki destekçileri şii ulema-burjuvazi olmuştur. Rıza Şah Pehlevî, İran’da “ak devrimle” şii ulema ve yerel burjuvazinin çıkarlarını sıfıra indirgemeye kalkışırken ise bu defa sömürgecilik karşı mücadele söylemini kendisine şiar edinen İran şii uleması-burjuvazisi olmuştur. Ahmedinecad’ın dört yıllık hakimiyetliği döneminde Rafsancani-Hatemi çevresinin Fransa, Almanya ve İngiltere ile ticari ilişkilerinin kurutulması, bunun yerine Hameynî-Ahmedinecat denetimindeki şii ulema-burjuvazinin Rusya-Çin ağırlıklı bir yol izlemesi 2009 seçiminde İran’da radikalizmin kaleleri konumunda olan Rafsancani-Muzevi güçlerini bir anda Batı’da reforumcu olarak ortaya çıkmasına neden olmuştur.

İslami sermayenin bölge açısından dengeleyici bir güç olduğunu Arap ülkelerinde de görmekteyiz. 11 Eylül faillerinin tamamı Suudi Arabistan kökenli oldukları halde Arabistan hiçbir zaman ABD’nin hedefinde yer almamıştır. Aksine, ABD Çin ekseninde kayma gösteren Irak-İran-Afganistan ve Pakistan’a yüzünü çevirmiş, Rusya ve Çin’in saldırgan maskesi olan Kuzey Kore’ni şer eksenine oturtmağa çalışmıştır. İnsan hakları, kadın özgürlükleri, demokrasi gibi anlayışlarda en ufak bir eğilimin dahi yaşanmadığı Suudi Arabistan, Mısır, Ürdün’e yönelik ABD yönetiminden en ufak bir tepki gelmezken; Irak ve Afganistan aynı söylemlerin kurbanı olmuş ve İran hedef konumuna gelmiştir. Bu karanlık tablonun Doğu’daki iç sermayenin Batılı sermaye ile paylaşım göstermediği ülkelerde sergilenmesi özellikle dikkat çekicidir. 2009 yılında iki Amerikalı eski CIA Ortadoğu uzmanı Türkiye basınında bir anda arz-ı endam ederek açık biçimde şu mesajı vermekteydiler: “Türkiye, AB beklentilerini bir tarafa bırakarak Ordadoğu’ya (Arap ülekelrine) yönelmeli ve Osmanlı kimliğini onarmalıdı”. Söz konusu kaynakları 1930’larda ciddi bir Ordadoğu politikasına sahip Türkiye’nin 1940-2000 yıllarda hedefinin Avrupa olmasını gerektiğini şiddetle savunur bulurdunuz. Neden mi? Çünkü, 1940’lardan sonra Sovyetler’in derin baskının yanı sıra sömürgeciliğe karşı mücadele eden Ortadoğu ile Türkiye’nin ilişkileri ABD tarafından istenmediği gibi, son Irak savaşıyla Almanya ve Fransa’nın diş göstermesiyle yavaş yavaş denetimden çıkan AB ile Türkiye’nin ilişkileri de istenmemektedir. 1980 darbesi ile Türkiye’nin ulusalçı-laik söylemlerini “örnek” olarak İslam ülkelerine gösteren Amerika, 2000’den itibaren Türkiye’deki ılımlı İslam’ı örnekleştirmeğe başladı. Bunu ülkesel, hatta kentsel boyutlara da indirebiliriz. Örneğin, sürekli “gavur İzmir”le yargılanan İzmir, bu haftanın Aksiyon dergisinin kapağında “Batı’ya karşı Muhafazakar Batılı: Kaybetmiş kent İzmir” olarak çıkarıldı. Gavurluk, gavurun uyumluluk ölçülerine uymayınca gavur kalmak bile kaybedilmişliğe neden olabiliyor.

Bu, sürekli değişen, kaybolan, doğru olmayan doğrular dengesinde başta İran toplumu olmakla tüm bölge toplumları bir cinnet süreci yaşamaktadırlar. Ordu-rejim-sivillik aynasında hergün birden fazla kendisini seyreden Doğu toplumları ne emin bir ulusalçılık, ne emin bir yerel burjuvazi, ne de emin bir askeri söyleme güvenebilmektedir. Veya daha kötüsü, farklı kesimlere ayrılıp üçüne de aynı anda güvenmektedir.

Zanlı Mirza Rıza Kirmanî’nin suç ortakları; şimdi tüm bir Doğu toplumunun suç ortaklarına dönüşmüşlerdir. Doğulu benliğiyle, kendisiyle, gölgesiyle ve cinsel güdüleriyle aynı anda savaş vermektedir. Mirza Rıza Kirmanî’nin katletmeğe iten suç ortakları; Doğulu toplumların kendisini katleden suç ortakları haline gelmiştir.

Share/Save
  • Tefekkür
  • Nadir Marmara yazıları
  • yorumlamak için giriş/kayıt gerekli
  • Rastgele Yazı

en belirgin işaret okumalarda

gürbüz ünal — Paz, 05/07/2009 - 21:58

en belirgin işaret okumalarda kullandığımız dil olarak iktisat değil mi.marx bizden bir adım olsa da.kapitalı ilahlaştıran biz olmasak da içine sokulmuş olmaklığımız kalıpları tartışmamızı da anlamsızlaştırmakta.neden batı elindeki bıçakla doğu elindeki bıçak aynı göstergede değerlendirilmek zorunda ki.güzel girişler savaş ortamlarında dahi ticaret kesiminin nötr :(faydacılık)bir usulle işleyişini su misali kolaylaştırarak kesimlerden bağımsız olarak hatta kendi işleyişini kolaylaştıran yordamlarla hareket serbestisi kazanmasıyla karşıt toplumlardan kendisi için çıkar temin etmesi.her dönüşüm dışardan sevklerle olmasa gerek.kendi nefislerinde olanı değiştirmedikçe allah bir kavmi değiştirmez ayetiyle bakmamız gereken dönüşümleri de göremez olmaklığımız korkutmalı bizleri.iktisatla alakalı çıkarsamalar takdire şayan ama belirgin etken olarak öne çıkarılmaları haksız bir yer tahakkümü.diğer faktörlere de ihtiyacımız olmalı.kirmaninin cabiri elbet olabilir ama mecburu da vardır,mücbir sebebleri de .saygılar

  • yorumlamak için giriş/kayıt gerekli

Yaşasın çok çok bilgi. Tamam

Halid Aslan — Cum, 03/07/2009 - 07:05

“Türkiye, AB beklentilerini bir tarafa bırakarak Ordadoğu’ya (Arap ülekelrine) yönelmeli ve Osmanlı kimliğini onarmalıdı”. emir büyük yerden gelse de Ortadoğu ile ilişkilerin ısınması güzel bir sonuça matuf olabilir, Tamam...

Modern zamanlarda "Dinin parası olmadığı gibi paranın da parası olmaz" tamam...

Kervanlarım varsa ağırlığım ve sözümün karşılığı da vardır adamım Tamam.

Rockefeller "masum değiliz hiçbirimiz"i çığırırmış en fazla... ya Koç, Sabancı... Tamam.

Suud bahsini hiç açmayalım Hilton'un, CocaCola'nın, Pepsi'nin ve dahasının Kabe ile karşı karşıya ve hatta Arapça ile yazılı levhaları istikamet konusunda ipuçları vermektedir, Tamam...

Sermaye büyük ağabeyin rızasına matuf ise "kadınlardan seçme ve seçilme hakkını" alabiliriz tamam...

E izmir'de Gavur be kardeşim, Limanlarında hala Venedikiler geziyor. Tamam...

1980 darbesi ile Türkiye’nin ulusalçı-laik söylemlerini “örnek” olarak İslam ülkelerine gösteren Amerika, 2000’den itibaren Türkiye’deki ılımlı İslam’ı örnekleştirmeğe başladı. Bunu ülkesel, hatta kentsel boyutlara da indirebiliriz. Tamam...

Kayseri'ye dair onca yaygaranın kopmasında, koca koca devletlerin temsilcilerinin gelip gitmesinde, projelerin havada uçuşmasında bizim başkan Özhaseki de kerameti kendinden biliyordu. Tamam...

Yaşasın çok çok bilgi. Tamam

  • yorumlamak için giriş/kayıt gerekli

İlham Kaynağı

nev zuhur — Cum, 03/07/2009 - 02:07

"Zanlı Mirza Rıza Kirmanî: Ben, kendim, gölgem ve taş..larım” den ilham alarak öyle bir yazı döktürmeniz takdire şayan.

Ancak ...

"Ve, yargıçta merak edip beşincisini sormamıştır. Beşinci “suç ortağı” “ve” bağlacıdır. Arapça “vav” sesi İslami sermayeni temsil eder. Zira, hat sanatında “vav” başlı başına bir estetik ve parasal değeri olan bir simgedir. Nitekim bu anlamda yüzlerce hikayeye de konu olmuştur."

Ordaki beşinci ortak ,çift olan TAŞ'ların ikincisi olmasın!

"İslami sermayenin dini ve ahlaki besin kaynağı bizzat Kur’an’dır. Kur’an devlet karşıtı olmakla birlikte, ekonomik anlamda küresel mantığa yakın bir dünyanın kaynaklarının paylaşımını emreder."

Nasıl yani ve nerden çıkardınız?
Kur'an vahşi kapitalist bir ekonomik mantık mı güder?

“İçinizden en hayırlısı sürüsünün peşine takılıp gidendir”.

Bu hadisin tevile bile ihtiyacı yok.İlahi kelam, öyle bir anlayışı temelden reddeder.

Vesaire...

Fazla zorlama ve kirli bilgi içermiyor mu yazınız?
Zihnim yoruldu okurken.Hangi bilgi doğru ,hangisi yanlış diye düşünerek okudum.
Doneleriniz güven vermedi bana.Teyide muhtaç gibi geldi.

Evet bir çok doğru gelen şey var yazınızda ,ama yanlış gelenler daha az değil.

Her konuda cinsel güdülerin mana edilmesi fazla Freudyen deyil mi?
hayatın her alanı cinsellikle bu kadar mı bağdaşık sizce?

Vesselam ...

Körlerle sağırlar misali yorumlamak istemedim yazınızı.

Eleştirilerimi anlayışla karşılamanızı dilerim.

Esen kalın...

  • yorumlamak için giriş/kayıt gerekli

Eleştiri doğruya en yakın yoldur

Nadir Marmara — Cum, 03/07/2009 - 15:05

Teşekkür ediyorum sayın Zeynul Ayn, dikkatli okumanız için.

Sadece şunu söylemek isterim. Suç ortakları konusunda söylediğimi söyledim. Devlet konusunada da aynı görüşteğim (Hamidullah'a rağmen). Çok daha önemlisi ben İslami sermaye ve hatta İslami kapitalizm ve küreselliği kötü ve düşman bir güç hesap etmiyorum.

Sizin eleştirilerinizi de büyük bir keyfle okuduğumu ve buradaki yazılarımın okur katında her türlü değerlendirmeğe açık olduğunu belirtmek isterim.

  • yorumlamak için giriş/kayıt gerekli

O hadis küresel sermayeye

cihad meriç — Per, 02/07/2009 - 23:56

O hadis küresel sermayeye sokulacak çomaktır.
(Her şey öyle kirlenecek ki) kişinin en değerli malı dağlarda peşinden koştuğu koyunları olacak, anlamındaydı.

Sermaye ve iktidar ilişkileri konusunda Nadir Bey'e katılıyorum.
Güç ve iktidarı elinde bulunduranların adil olması çok zor. Hesap soracak kabiliyette birileri yoksa bu iş daha da zor.

Ticaret ve sermaye gün geçtikçe daha da kirleniyor.

Kendi kendine yeten sistemler ve dostlarla bu çarklar kırılabilir. Fakat çok zor.

sade bir muhabbet

  • yorumlamak için giriş/kayıt gerekli

Teşekkür babından...

Nadir Marmara — Cum, 03/07/2009 - 00:43

Sevgili Cihad Meriç, beni ikinci kez bu hususta uyardığınız için teşekkürlerimi lütfen kabul ediniz.

  • yorumlamak için giriş/kayıt gerekli

Benzer Yazılar

  • Var Olma Kuramı Olarak Çatışma
  • Köle Karakterli İnsanlar
  • Varolmak: Cebr ve İşrâk
  • Kayıp Ayna - Züleyha -
  • Balçığın Taarruzu ya da İnsanın Ölümü
  • Eliflenmek

Kategorilerden

İz Bırakanlar Gelişi Güzel Hay Sızı Kara Kalem Yazıları Sorulunca Söylenenler İzlence Haberdar Kimdir Nicedir Zamana Dair Şiir Makamı Kapılar Köprüler Ümmet Coğrafyası Kişilere Dair Tanıtılanlar Tefekkür Berceste Hür Tefekkürün Kaleleri Yürek Yarası Düş Vakitleri Hikâye Makamı Güncel Makamı-ı Dikkat Hüzün Alanı İçe Dönüş Duyduk Duymadık Demeyin
tamamı

Üye girişi

  • Üyelik başvurusu
  • Şifremi unuttum

Gezinti

  • Son Gönderiler
  • Site Rehberi (Yol Haritası)
  • Komşularımız

Üyelerimiz

  • Çevrimiçi
  • Yeni Üyeler

Şu an 3 üye ve 9 misafir çevrimiçi.

Çevrimiçi üyeler

  • Sayha
  • Aynur Yavuz
  • nur zelal

  • bahar mavera
  • vildan babacan
  • baran amedi
  • mürüvvet söylemez
  • Yasemin Güney

İçeriden Rastgele

  • Bir İsmet ÖZEL Manifestosu
  • Safahat Okuyoruz
  • Çan İle İftar
  • "Aşkar" dergisi
  • "Yedi İklim" edebiyat dergisi
  • Küçük eller dua eder…
  • Kalpten Kalbe Giden Yol

Fotografhane'den

i protest

Son yorumlar

  • “Celenamım”dan Molla’ya…
    8 sa. 28 dk. önce
  • Sayın Molla Bey
    18 sa. 35 dk. önce
  • Son durak...
    19 sa. 33 dk. önce
  • Değişim güzel şey...
    21 sa. 10 dk. önce
  • Eşrepaşalılar harika bir
    1 gün 1 sa. önce
  • Ah be celenamım! Ah be yarım
    1 gün 2 sa. önce
  • Ey talip !
    1 gün 19 sa. önce
  • Bak şu karganın işine...
    1 gün 19 sa. önce
  • Ah ki ah !...Bir suya,bir ateşe...
    1 gün 18 sa. önce
  • Sözün bittiği yerden başlayan
    1 gün 21 sa. önce

İzlence'den

  • Aşksızlara Verme Öğüt-Yunus Emre
  • Yolumuz Gurbete Düştü İlkay Akkaya
  • ezginin günlüğü (gemi)
  • Metin Önal Mengüşoğlu - Son Ali
  • Amel Mathlouthi - Naci En Palestina

Anket

Sezai Karakoç'un Kaç Eserine Sahipsiniz?:

Duyuru - Etkinlik

  • - ''Bizim Mahalle Edebiyat 3-4''
  • -Temrin Dergisİ - 23.Sayı Mart'10
  • - Hâr Dergisi 5.sayı
  • - ''İkindi Yazıları yeniden tıpkıbasım olarak yayımlanacak''
  • ... Devamı
  • Haftanın İkilisi

    • Film
    • Kitap

    ''İyiliğe adanmış bir film: Eşrefpaşalılar"

    Hz. İnsan - Dücane Cündioğlu

    Sayha Dergi © (1990) 1998 - 2010

    • söz makamı
    • 100 türk büyüğü
    • kitap makamı
    • site haritası
    • ara
    • İletişim

    @ İktibas - Yazılar için kaynak belirtirseniz acayip memnun oluruz.