Ne Zaman Düşlere Dalsam...
Kâni Çınar — Pzt, 26/11/2007 - 00:00
Ben bu oyunun kralını oynarım, biliyorsunuz, onlar da biliyor. Hem de çok iyi biliyorlar. Biliyorlar, beni ondan kenarda tutuyorlar. Hep bahaneleri var beni oyuna almamak için. Yüzümdeki çillerden kepçe kulaklarıma, üç numara saç tıraşımdan soğukkuyu ayakkabılarıma kadar bahaneleri var. Anamın, “kış soğuk geçecek, baksana kavakların yaprakları üstten dökülmeye başladı” tecrübesiyle kasabanın pazarından aldığı ipi “yavrum, üşümesin, nazlıdır, bükülmesin” diye süveter örmesi bile beni kenarda tutmalarına yetiyor. Onların anaları örgü bilmiyor. Onlar, örgü kazak giyemiyor ve ben onlara inat hiç üşümüyorum kabansız, montsuz dolaşsam da. Hem ben hiç ağlamam biliyorlar bunu. Olsun. Tırnaklarımla oynamamı üzüntümden sanmayın. Ben ne zaman kocaman düşlere dalsam tırnaklarımla oynarım. Küskün, dargın bakışlarımın utangaçlıkla harman oluşuna bakıp acıyla bakmayın. İstemem kimsenin acımasını. Hem ne var ki acına bana. Aslan gibiyim evvelallah… Onlar, sırf onlardan iyi olduğum için almıyorlar oyuna beni. Topla, kedi fare gibi oynuyorum. Gol dersen benim işim. Kalecilik hakeza. Hele bir defansta durayım, top geçer adam geçmez alimallah. Çelik çomakta değneği benden uzağa fırlatan olmaz. Bir vururum “vınnn” diyerek uçar sanki. Herkesi geçerim. Fırıldağı, balmumundan ördüğüm ipimle bir çeviririm ki hiç durmayacak sanırsınız. Dünya bir yandan döner, fırıldak bir yandan. Onlar gıpta ile bakar da başka bir şey gelmez ellerinden. İğde dallarından çatısını kurup kalın naylonlarla yüz geçirdiğim uçurtmamla onların uçurtmalarını hep ben geçerim. En uzağa, en yükseğe benim uçurtmam çıkar. Azıcık bir rüzgarda onların hazır uçurtmaları tepetaklak olurken benim uçurtmam taa bulutların arasında salınmaya, süzülmeye devam eder. Sanki başka göklere, başka alemlere çıkar da masallar getirir bana. Zorlarına gider bunlar. Biliyorlar. Zengin çocukları bilir zaten. Dedem dediydi. Bilirler de rezil olmamak için almazlar kendilerinden üstünleri oyuna. Ben onlardan daha iyiyim çünkü, bilirler.
Yalnız zoruma gider akşam olup da ellerinde poşetlerle evlerine dönen çocukların babalarını görmek. Ben babamı böyle geçen yaz rüyamda gördüydüm. Bir daha da görmedim. Anam tedarik eder evin ihtiyaçlarını. Anam çalışır, didinir, uğraşır. Babasız beş baş horantanın yükü vardır anamın omuzlarında. Onların anaları süslenip püslenirler gezmelere giderler. Anam söz verdi bir gün beni de götürecek gezmeye. Bak oğlum diyecek, işte gezme buna derler. Bak ve öğren, elalemin içinde bilmezlik edip utanma, gör ve öğren. Bunu da öğreneceğim. Başım öne eğilmeyecek. Sonra okuyacağım ben. Yüksek mekteplere gideceğim. Şerife öğretmenim “sen okuyacaksın çocuk” dedi. “ben yardım edeceğim sana.” Şehre gönderecekmiş beni. Anneme diyordu geçenlerde. İşte biraz da bunun için oynuyorum tırnaklarımla. Yüksek mekteplere gideceğim. Beni oyunlarına almayan çocukların gidemeyeceği mekteplere gideceğim. Kalem tutacak ellerim. Kitaplar okuyacağım. “Saçımı süpürge eder, okuturum seni oğlum” diyor annem. Varsınlar beni almasınlar oyunlarına. Annem ve Şerife öğretmen okutacaklar ya beni. Muhtarın kızı Emine abla gibi okuyacağım ben de.
Tırnaklarımla oynamamı üzüntümden sanmayın. Ben ne zaman kocaman düşlere dalsam tırnaklarımla oynarım. Küskün, dargın bakışlarımın utangaçlıkla harman oluşuna bakıp acıyla bakmayın. Onlar beni oyunlarına almayacak ben adam olacağım.
- Kâni Çınar yazıları
- yorumlamak için giriş/kayıt gerekli




tınaklarıyla düşlerine tırmanan çocuk...
Gül Çiğdem — Salı, 09/09/2008 - 13:55bugün birinci sınıf öğrencilerinin yanındaydım..iki gündür onların yüzünü görmek beni heyecanlandırıyor
yüzlerindeki masum meraka takılıyor gözlerim...
yüzlerini süzüyorum...
sırasına gecen bir çocuk dikkatimi çekti...
tırnaklarıyla oynuyordu..
o kadar temizdi ve sessiz bir durustu ki
kimsenin dikkatini çekmeyen ama benim gözüme takılan çocuktu..
bunu neden mi anlatıyorum...
bu yazı o çocugun saflığına ucurdu beni...
onu bu hafta sürekli görmenin güzel sevinci sararken beni
kani çınar o çocuk da düşlerine dalmıştı belki tırnaklarıyla oynarken...
yüzünde tebessümü eksik etmeden...gülerken bile cekinirken belki..
size dair bir yazıyı okumuştum gecenlerde...ordaki size dair cümlelerin masumluğu bu cümlelere alıştırma olmuş..
onlar sizi oyunlarına almadılar ki inşallah sizde okumuş adam olmuşsunuzdur...
gözlerim dolu tebessümle okudum
Bu nasıl bir yürek ki!
nur zelal — Pzt, 08/09/2008 - 20:54Her yazınız bir başka parçamızı bütüne kavuşturmanın huzurunu işliyor nakış gibi.İşte hayallerine ket vurulmuş bizim mahallenin kayıp delikanlıları ve inadına tutunurken hayatın ince dallarına,umutlu yine de,gözleri gökte...Şiirlerde dahi sen,ben,o,hepimiz ufka dalıp gitmişiz.İlan edildikleri andan itibaren o satırlar biziz çünkü.Yolların ve yolculukların dilini çözmüş bir seyyahın şehirlerin sırrını ifşa edişine de şahidiz.Belli ki o seyyahın şehirlerin ruhuyla ruhumuzu birleştiren yanına boyun eğmişiz.Emekli ve zahmetli bir serüvenin izlerini taşıyor her bir yazınız.İnsan hiç yabancılık çekmiyor. Hüzün de yakışıyor gözbebeklerimize,umut ta.Ama en çok direnmek oluyor sonunda adı hikayemizin;sert esen tüm rüzgarlara rağmen mürekkep tadında direnmek...Sayha hep bir tuş uzağımızda olsun inşallah...
Bir tuş uzağımız
Kâni Çınar — Salı, 09/09/2008 - 12:52Taltif dolu güzel cümleleriniz için çok teşekkür ediyorum. Mahcup ettiniz beni. Allah razı olsun. "Sayha hep bir tuş uzağımızda olsun inşallah."
Bu bakış, bu örgü, bu
Münekkid — Cum, 22/08/2008 - 09:42Bu bakış, bu örgü, bu tırnaklarla oynamalar... Bu çaresizlikle birleşen sıkılganlık... Ne çok şey anlatıyor Allah'ım. Sözün bittiği yer diye buna desek malayani olmaz herhal... Saygılar üstad.
Bulunduğum yeri hatırlattı
Kerem Ağahanlı — Çar, 11/06/2008 - 13:17Bulunduğum yeri hatırlattı yazınız. Yok hatırlatmadı yüzüme vurdu. Yağmur gibi. Beş baş ve babasız bir horanta... Hep içimize sığındık hep kendi mahallemizde kendimiz gibilerle arkadaşlık ettik. Hani sınıf farkı yoktu bu memlekette... Oy... Çocukluğum.
Yürek telimiz sızlıyor daim.