Sayha Dergi

  • söz makamı
  • 100 türk büyüğü
  • kitap makamı
  • site haritası
  • ara
  • İletişim
Ana sayfa › Bloglar › medine dogan yazıları

İbrahim Paşalı ile Güneydoğu - III

medine dogan — Pzt, 31/08/2009 - 09:26

Kıvrım kıvrım yollar geniş ovalar, vadilerden sonra aksam ustu Midyat’tayız. Kimse burada durmaktan yana değil. Konuklayacağımız yerimiz Mardin. Engebeli araziler ardında ova karşısında dağın yamacında bir şahin gibi karşımızda Mardin. Güneşin batışını Mardin’de izlemek nasip imiş. Eski şehre doğru devam ediyoruz. Hangi sokak hangi yamaç olduğunu bilmeden. Bir şeyler sorup biraz hava almak için duruyoruz. Üç genç kız dolaşıyorlar, onlara doğru gidip selam veriyorum, ellerindeki çekirdekleri ikram ediyorlar, yol soruyorum, isterseniz biz de sizinle gelelim diye şakalaşıyorlar benimle. Ailenizin haberi var mı şimdi burada olduğunuzdan diyorum, biz hep gizli çıkarız deyip gülüyorlar. Mardin, dağların eteğinde ışıl ışıl bir kız gibi bize gülümsüyor.Biz de onu selamlıyoruz.

Namazlarımızı kılıyoruz, ismini hatırlayamadığım bir camide. Namazdan sonra kadınlar beklemem için ısrar ediyorlar. Meğerse Mevlitleri varmış. Bizim nasibimize de ekmekleri düşmüş. Bu kadar yol dolaşacaksın. Hiç hesapta yok iken, birilerin ekmeğini paylaşacaksın. İşte bundan büyük ibret var mı alemde?

Mezopotamya çay bahçesine gidiyoruz. Kalabalık, basık bir yer. Pek hoşlanıyoruz. Ara sokaklarda hem geziyor, hem de bugün kalacak otel bakıyoruz. Her tarafı taş şehrin, ara sokaklardan araba geçemiyor, iyi de oluyor. Yokuşlu yollar, işlemeli taşlar. Bu şehri gören bir insan, taşların da ruhu olduğuna kesinlikle şahadet eder. Tarihe yolculuk yapar gibi dalıyoruz sokaklara. Bu kadar farklı dilin, dinin yasadığı bir doğu ili. Acaba bu taşların dili olsa diye geçiriyorum yine içimden. Hangi yaşanmışlıkları anlatmak isterdi bize. Annelerde bazen sunu duyarım ”Anne olacağıma taş olsaydım.” Bu taşları görünce artık bana bu sözün geçerliliği kalmıyor. Çünkü bu taşlar, aşkı, merhameti, hüznü hep üzerlerinde taşıyorlar. Sanki yeryüzünün en güzel taşları buraya getirilmiş.

Kalmak için yeni şehre gidiyoruz. Arabada Almedine radyosu çıkıyor karşımıza, Enes canlanıyor, ağzı kulaklarında sanki yol boyu aradığı bu imiş gibi. Sevdiği şarkılar çıkıyor radyoda Amr Diyat’in. Gençlik deyip gülüyoruz.

Gece burada konaklanıyoruz. Sabah namazında sonra Mardin’i izliyorum, eski Mardin, Yeni Mardin. Birbiri ile hiç alakası yok. Uygunsuz bir yama gibi duruyor. Oysa dağların yamacındaki şehir, heybeti ile kendini o kadar belli ediyor ki. Her yönü ile ben daha asilim diyor. Çünkü orada emek var. Taslar üst üste konulmamış. Ustalar ruhları isle gibi işlemiş. Gittiğimiz her yerdeki aynı yapılarda şehirleri aynılaştırmış. Bu eski şehrin hali korunmazsa, şehirlerin hiç birinin diğerinde farkı kalmayacak.

Sabah kahvaltıdan sonra kılavuzumuz çelebiye uyup yolumuza devam ediyoruz. Hedefimiz, Fırat kıyısı Birecik. Mardin çıkısında başlıyor yolculuğun en meşakkatli anları, yollar onarımda. Mazıdağı’ndan sonra yollar o kadar kötü ki. Paşalı ve şarkıları olmasa hiç kolay olmayacaktı. Radyoları karıştırırken, Sırp, Hırvat radyoları çıkıyor karşımıza. Bir tarafımızda Suriye sınırı, bir tarafta Sırp, Hırvat radyoları.

Ben bunu şuna yordum. Paşalı bizi gece yürüyüşü yazıları ile şehirden şehre dolaştırdı, şimdi de şehirler ona geliyor sanki. İnsan neyle uğraşırsa Allah onu insanın karşısına çıkartıyor.Allah adildir.

Öğle vakti Birecik’teyiz, Fırat ilçeyi ikiye ayırmış. Burası da eşimin çok sevdiği yer. Yol boyunca Birecik deyip durdu. Kıyı lokantasında Fırat’ı izlerken yemeklerimizi yiyip çayları içiyoruz. Fırat o kadar sakin ki, ona bakınca inanmazsınız onun o kadar ocaklar yıktığına. Ne çok ağlattın insanları. Fırat’a bir sitem tarafımla da bakarım, Hz Hüseyin onun kıyısında susuz olarak şehit olmuş. Herkese nasip olan suyu ona nasip olmamış. Kim bilir belki de Fırat onun için sitemlidir, o yüzden ocaklar yakar. Çocukluğumda hatırladığım en büyük acı 16 yaşındaki ablamı onun sularında kaybetmemizdir. Senin de kaderin böyle imiş ey Fırat! Biz acılarımızla da seni severiz.

Her Cumartesi günü burada sıra geceleri oluyormuş.

Paşalı takılıyor Enes e bir gün daha kalıp sıra gecelerine katılalım diye, ama Enes artık kalmak istemiyor.

Ve Paşalı’nın Halfetisine gidiyoruz. Yolda tabelayı görmüş, yani rastgele gidiyoruz. Camisi sular altında kalan Fırat’ın kıyısındaki köy. Yolda birine yol sormak için duruyor, meğerse o da deli imiş, bizimle gelmek istiyor…

Kayık kiralıyoruz eski köye gitmek için, Kayıkçı buralarda otel yok, ama isterseniz size damda yatak yaparız diyor Paşalı’ya. Sanki onun içinde kalan uhdeyi gerçekleştirmek istiyor. Hepimiz birbirimize bakıp gülüyoruz. Eski Halfetiye kayalar arasında, yemyeşil Fırat’ın sularından geçiyoruz, tıpkı Neretva nehri gibi, yemyeşil Fırat’ı hiç bu kadar güzel görmemiştim. Fırat sen çok güzelsin diyorum içimden.

Musa dayının bahçesinin önünde bağlıyoruz kayığı. Eski evini çay bahçesi haline getirmiş. Kayaların dibinde. Minare önümüzde ama cami görülmüyor, çatı hafif görülüyor. Çaylar geliyor, Musa dayı anlatıyor Paşalı dinliyor, Musa dayının memleket meselelerinde önemli derdi ile öyle dertleniyor ki. Musa dayı çayı pahalı satan komşusundan yakınıyor. Yol boyunca belki en ciddi zamanı idi Paşalı’nın, Musa dayının derdi karşısındaki hali…

Namazımızı kılıyoruz onun küçük odasında, minare önümüzde, dualarımıza Fırat’ın akıntısı amin der gibi. İkindiden sonra çıkıyoruz buradan. Maraş’a doğru.

Maraş…..

Güneş batarken dağın eteğinde Maraş görünüyor. Mardin gibi burası da yamaçlarda kurulmuş dar sokakları, taş evleri ile heybetini uzaktan hissettiriyor. Selam Maraş. Selam şairlerin şehri, selam kahraman şehir!

Nuri Pakdil’i, Cahit Zarifoğlu’nu anıyoruz. Onların şehri. Bir şehir insanı ile ne kadar sevilebilirse Maraş da öyle seviliyor. Sevdiğimiz insanların şehri. Sütçü İmam’ın şehri. Merik’in şehri…Aksam vakti sütçü imamı selamlayıp, kaleye çıkıyoruz.Maraş’ı en güzel izleyebileceğimiz yer. Her yer ışıl ışıl. Sohbetimizi çay ile demliyoruz burada.

Gece burada kalmayı düşünmüyoruz. Saat 12’den sonra ilk durağımız İslahiye’de oluyoruz. Maraş’a 40 dakikalık bir mesafe. Bir gün için cıktık, üç gün sonra evdeyiz. Kardeşimden tekrar müsaade istiyoruz. Yarın Hatay’a gitmek için.

Hatay……

Yine direksiyon basında Paşalı. Bu sefer üç kişiyiyiz. Enes’i bırakıyoruz. Öğle vakti yaklaşırken önce Antakya’daki Katolik kilisesindeyiz. Paşalı’nın küçük rehberi Fatma’yı arıyoruz, Arsuz’a gitmiş. Rozali bize eşlik ediyor. Çok güzel, zeki bir kız çocuğu. Çanlarını gösteriyor çatı katında. Bunca yıldır batı ülkesinde yaşayan biri olarak buradaki kadar ferah bir kilise görmedim. Avlu kapısı sokağa bakıyor, şadırvanı, turunçgiller ağacı… mimarisi sıradan değil.

Habibi Neccar camisine gidiyoruz. Yan tarafta onun kabrini önce ziyaret ediyoruz.Namazdan sonra caminin avlusunda oturuyoruz.

Hz Ubeyda bin Cerrah’ın Antakya’yı feth ettiği i dönemde, Hz İsa’ya havarilerine Antakya’da ilk inanan ve şehit olan Yasin suresinde övülen bir mübarek zat.

Anadolu’nun ister doğu ister batı hangi şehrine gidersek gidelim,en az üç dinin nasıl bir arada yaşandığını şehirlerimiz,bize anlatıyor. Bugünkü kadar yüzeysel basiretsiz bir hoş görü değil.Öyle derin bir hoşgörü ki.Kul hakki, adalet duygusu bu şehirleri uzun yıllar farklı dinler bir arada tutmuş.Şehirlerimiz buna şahitlik yapıyor. Burada hiç bir cami kilise kadar gösterişli değil.ilk defa minareli cami bir kaç yıl önce yapıldı.40 yıldır birlikte yasadıkları yabancılarla aralarındaki mesafe o kadar uzak ki…..Çünkü bizim öğretmenimiz farklı.

Yemekten sonra evliya çelebiye uyup, Antakya’nın harika çarşısında geziyoruz.Havlu hediyelik incik boncuk alıyoruz.Paşalının daha önce de gelmiş olduğu odun ateşi ile künefe pişirilen yere gidiyoruz. Bir yazı okuyoruz orda,İnsanın kanını durduran bir yazı ”Kendini övmek rüzgarla karın doyurmaya benzer…” Nasibimizi alırız inşallah.Çok temiz düzenli bir şehir.

Ben de onlara Hatay hediyesi olarak Harbiye’ye götürüyorum. Samandağ’ına yarım saat uzaklıkta.yani sınıra.Çocukluğumuzda hafta sonları geldiğimiz yerler.Ağaçların arasında saklambaç oynadığımız sanki saklı cennet.

Şelalesi, yeşil alanı, yamacın üzerinde olmasıyla harika bir yer.Çaylarımızı içerek Antakya’yı izliyoruz.Demlikteki çayları Paşalı dolduruyor.

Hatay’ın iç kesimi çok nemli, boğucu bir sıcaklığı var. Burası çok güzel esiyor.

İskenderun’a gidiyoruz, akşam üstü,sahilde dolaşıyoruz 100km mesafe ile şehirler o kadar farklılaşıyor ki.çok modern bir şehir, havası bayağı boğuyor bizi.uzun zaman kalmadan tekrar donuyoruz.Kırıkhan ustu İslahiye.

Kırıkhan’da Paşalı Beyazid-i Bestami hazretlerinin tabelasını görüyor.Gece saat 23;30 direksiyonu çeviriyor o yöne.Yol boyunca ilk itirazımı yapıyorum.Gündüzde gele biriz uzak bir yer değil diyorum.Çünkü gündüz bile bu dik yamaca çıkmak hiç kolay değil.”Abla diyor, gündüz riyakarlar gider önemli olan gece gitmek…” , “etme kardeş bize acımıyorsan kendine acı diyorum.” Dinlemiyor beni.:) Daracık yolda yamaca çıkıyoruz sürekli. Ben korkudan gözümü yumuyorum artık. Son dualarımı okuyayım bari diye geçiriyorum içimden. Sonunda kendimizi türbenin bahçesinde buluyoruz.

İçerde biri bize sesleniyor, ama ortada kimse yok. Bir kaç cümle devam ediyor. Yine yok ortada kimse. Korku filmlerini oynuyoruz sanki. Sonunda caminin hocası çıkıyor ortaya bu kadar korku yetti bana. Meğerse tam türbeyi kilitleyeceği zaman uzakta bir ışık görmüş.Kim bu deliler diye galiba merak etmiş.:) Türbeyi ziyaret ediyoruz.Fatihalarımızı okuyoruz. Şükrediyorum kazasız belasız geçti.

Bu olay bana kılavuzumuza uymaktan vazgeçmemiz gerektiğini öğretti. Nerdeyse niyetlerimiz bozuyorduk. İnsan aşkla istedi mi, gecenin bir vaktinde türbeyi ziyaret etmeyi de nasip eder Allah. Paşalı bana bunu öğretti.

İnsan birini en çok yolda tanırmış. Bu yol boyunca rahatlıkla diyebilirim ki. O yola çıkılabilecek, yolculuk yapılacak harika bir insan. Şoförlüğü çok sabırlı kurallara bağlı keyifli…..

Sanki bir hafta boyunca gece yürüyüşünü dinleyerek şehirlerimizi dolaştım. Allah’a şükrediyorum.

Biz ondan razı olduk, Allah da ondan razı olsun.

Son.

  • Şehir Yazıları
  • medine dogan yazıları
  • yazıcı sayfası
  • gönder
  • Rastgele Yazı

"Kendini övmek rüzgarla karın

Halid Aslan — Çar, 02/09/2009 - 12:01

"Kendini övmek rüzgarla karın doyurmaya benzer"
Yazının manası mükemmel, yazının yazıldığı kağıt mükemmel, yazının asıldığı yer mükemmel, yazının asılış biçimi hepsinden mükemmel... Detaylar ne güzel Allah'ım. Her gün tepeleyip geçtiğimiz ve asla bir daha dönüp bakmadığımız detaylar...

Rüzgarla karın doyuranlara veyl...

Rabbim yolda olmayı,

cihad meriç — Salı, 01/09/2009 - 08:19

Rabbim yolda olmayı, medeniyetin damarlarında dolaşabilmeyi, tefekkür edebilmeyi, hayata fark nazarı ile bakabilmeyi nasip etsin. Amin.

Kaptan bir gün kervan düzüp bizde mardine varsak mı ne dersin? Yeraltı camisinde iki rekat namaz kılar döneriz.

sade bir muhabbet

Ben gezdiğiniz yerleri

Kâni Çınar — Pzt, 31/08/2009 - 09:41

Ben gezdiğiniz yerleri okurken yoruldum Medine Abla, siz gezerken yorulmamışsın vallahi. Karşımda orayı iyi tanıyan, oralı birinin yazarak fotoğraflaştırdığı bir Güneydoğu var. Bir nev'i el kitabı gibi gezilecek, gezilmesi gereken yerlerin altını çizen; bununla beraber mekanın taşıdığı mana ve ruha el edip önümüze getiren ve bizim bakış açımızın yüzeyselliğine şerh koyan yazılar... Yazının tamamını bir muhabbetle kucaklarken özellikle Mardin izlenimlerinizi, taştaki manayı, dar sokaklarını, insanlarını daha bir ayrı tutuyorum... Hasankeyf, Hatay, Maraş...

Paşalı ne iyi etmiş de sizi ziyarete gitmiş. Allah ondan razı olsun.
Sizler ne iyi etmiş de onu misafir etmişsiniz. Allah sizlerden razı olsun.
Yüreğiniz gibi sıcak, dostluğunuz gibi içten yazınız için tekrar teşekkür ediyorum.
Selamlar efendim.

okurken mi gezeken mi yorulur insan?

medine dogan — Pzt, 31/08/2009 - 15:15

Valla kardesim,ben yazarken,okurken daha cok yoruldum,gezerken o kadar yorulmamistim:) Ama masaAllah Pasali hepimizden daha aktif idi.Arabayi hep o kullanmasina ragmen.
Bu Yazilardaki en buyuk elestiriyide yine Pasali dan aldim,hakli olarak.Eksikliklerimin farkindayim.O yuzden okuyucularda haklarini helal etsinler.
Bir de gezi yazilari bazende cok ozel yanlari kaliyor insana.Acamayacagi acikiyamayacagi.Ama yinede insan hep kendini ele veriyor yazdikca.Eminin her giden oralari daha farkli gorur.Bazen bir sehir sizi oyle alir goturuki,bazen bu duygulari yasamak icin tek basina olmak istersiniz.Aglamak istersiniz,dokunmak istersiniz.....
Medineye giderken,yanimda arkadas yok diye baya uzulmustum,grubumuzda hep yaslilar vardi.Ama oraya gittigimde,iyiki akadasim yok imis demsitim.Insan kendisi ile duygulari ile olmak ister,tabi bunun genclerin anlamasi zor ama.yas biraz kirka yaklasti mi.bu bir ihtiyac olur.Kendini tekrar gozden gecirmek icin.

Mahsus Selam ederim.

Benzer Yazılar

  • Habib-i Neccar'da Neler Gördüm
  • Hâlâ Umudum Var...
  • Yahudi Mahallesi'nden Notlar
  • İbrahim Paşalı ile Güneydoğu - II
  • İbrahim Paşalı ile Güneydoğu - I

Gezinti

  • Son Gönderiler
  • Site Rehberi (Yol Haritası)
  • Komşularımız
  • Fotografhane
  • Kategoriler
  • İzlence

Üye girişi

  • Üyelik başvurusu
  • Şifremi unuttum

Rastgele

  • İçerik
  • İzlence

  • Mabetsiz Şehrin Çankaya Muhafız Alayı
  • Yanmak Bana Düşer Sevda Ateşinde
  • Fikir Cüceliğinin Anayasası
  • Haritalarda Yaşamak
  • Kurtuba Ekspresin Makinisti: Selman Maltaş
  • Kuşlar Uçmadı Bugün
  • Veyl olsun
  • Akan Zamanın İçinde Taşra
  • Yalınayak bir yalnızlık
  • gecenin geldiği şehirden geliyorum

Fotografhane'den

Mescd-i Nebevi

Duyuru - Etkinlik

  • -"Biz İsrail’i suçlayanlar
  • -"Ne Bahar Kaldı, Ne Gül" Konuşma
  • - ''İkindi Yazıları yeniden tıpkıbasım olarak yayımlanacak''
  • ... Devamı
  • Gözdeler

    Bugün:

    • 100 Türk Büyüğü
    • Nevbahar
    • Dost'a Mektuplar

    Son görüntülenme:

    • Fransız Sinemasının Modern Masalı: AMELIE
    • Müsâde İsteriz
    • İbrahim Makamı

    Sayha Dergi © (1990) 1998 - 2010
    Gizlilik ve kullanım şartları

    • söz makamı
    • 100 türk büyüğü
    • kitap makamı
    • site haritası
    • ara
    • İletişim

    @ İktibas - Yazılar için kaynak belirtirseniz acayip memnun oluruz.