Yürüyüş Kararı İdeoloji
Bilal Atış — Salı, 03/11/2009 - 15:34
Askeriyede sıradan bir eylemdir yürüyüş kararı saymak. Her gün aynı saatte aynı yerde içtima olunur ve başta bir rütbeli avazı çıktığı kadar bağırır; "YÜRÜYÜŞ KARARI SAYILACAK!" "SAY!!!" bildik hamasi cümleler dört adıma uydurularak, belki de adımlar bu hamasi cümlelere uydurularak, bağırılır. Ova inler vadi inler ve baştaki rütbeli adeta mest olur. Maazallah yakında bir de üst rütbeden bir zatı muhterem varsa bölük adeta yırtar kendini.
Sıradan bir eğitim günü, yine uygun adım yürüyor ve bağırıyoruz; "HER TÜRK ASKER DOGAR" tekrarların sonu yok. Hemen arkamdaki Mardinli arkadaşın ince telden sesi geliyor kulaklara, "ulan, Kürtler ne doğuyor?" gülesin gelir gülemezsin. Bu söz çarpık sistemin bir yarasıdır.
Başka bir gün başka bir slogan atıyoruz. Bölük avaz avaz, "NE MUTLU TÜRKÜM DIYENE" ayni ses yine kulaklarda, "ulan! Bir Türk doğamadık mutlu olalım." Bu sefer etraftaki Mehmetçiklerle beraber gülüşüyoruz. Bu ve benzeri hamasi cümlelerin sonu gelmez. Ta ki, bir gün hadi oğlum uğurlar olsun derler ve kayıp bir on altı ayın ardından baba ocağına dönersin. Bundan sonra bile çınlar kulağında zaman zaman. "HER TÜRK ASKER DOGAR"
Düşünürüm sonra, Kürtler var, Ermeniler var, Rumlar var, Çerkezler var... Var oğlu var. Türkiye cumhuriyeti vatandaşı olunca otomatik olarak aidiyet mi değişiyor? Sonra askerde bir öğretmen arkadaşın şu tespiti içimi yaktı. Bir akşam kantinde yine bu sloganları ti ye alıp gülüyorduk. Kendisi o zaman şaka olarak söylemişti ama söylediklerine inanıyordu.
Her Türk asker doğar,
Her Kürt eşkıya doğar,
Her Ermeni hain doğar, yakıştırmalar akıp gider. İçimizde Kürt kardeşlerimizde vardı, ya muhatap olmamak için ya da başka sebeplerden ses etmemişler, muhalefet etmemişlerdi.
Devlet yöneticileri, eğitim sistemi ne kadar toplum içerisinde birlik ve beraberlik tohumları ekmeye çalışsalar da, evlatlarımızın en verimli yıllarında bir buçuk senelerini harcadıkları kışlalarda hamasi ayrım rüzgârları esmektedir.
Mutlu olmak için Türk soylu olmak farz mıdır? Birilerine göre Türkler bu ülkenin ana sahipleri, Kürtler, onların alayı apoçi kabilesinden. Ermeniler, ah onlar yok mu alayı hain zaten. Rumları hiç sorma. Hepsi Atina ile ittifak halinde. Böyle bir şey olabilir mi? Böyle bir zihniyetin baskısı altında ne kadar mutlu olunabilir?
Yabancı istihbarat örgütleri ve ülkenin gerilemesinden nemalanan bir takım çevrelerin, sürekli kaşımasıyla Türk toplumu içerisindeki unsurlar sürekli birbirlerine soğuk bakmaktadır. Her unsurun içerisinde uç düşüncelerde insanlar bulunmaktadır. Bizi biz yapan bu topraklarda, huzur ve refah içerisinde yasamak için ayrılıklarımızı değil ortak noktalarımızı sergilemeye çalışmalıyız.
Bir Kürt ile bir Türk din ve itikat kardeşidirler. Bir Ermeni ile ezelden Anadolu kültürü üzerinde yasıyoruz. Kayserili bir teyzemizin mantısıyla, bir yayanın mantısı nasıl birbirinden ayrılacak. Sağduyuyla bakınca görülür ki, müşterek değerlerimiz ayrılıklarımızdan fazladır. Neden üzerine basa basa her Türk'ün asker doğduğunu vurguluyorlar. Bizler, bu kışlalarda hasbelkader bir araya gelen gençler, büyük bir devletin mirasçıları değil miyiz?
“Kıtaların kesiştiği ve tarihe yön veren imparatorlukların kurulduğu bu jeopolitik konum ile miras aldığımız imparatorluk geleneği üzerimize ağır sorumluluklar yüklemektedir. Tarihe göz attığımızda “tek bir ulusa dayalı” hiçbir küresel güç olgusuyla karşılaşmadığımız gibi, kendi halkının değerleriyle çatışma halinde olan değil bir küresel güç, güç dahi görmüyoruz. Dünyayı yönetme iddia ve çabası taşıyan her siyasi irade birbirinden çok farklı inançları ve ırkları bir arada yaşatabilmeyi başarmış olmalıdır.”*
Her Türk asker doğar ama bir baba, bir evlat, bir yar olarak ölür. Neden mutluluğun bağlı olduğu kavimle ilintili olduğu düşünülüyor? Başka kavme mensup insanların mutsuz mu olduklarını sanıyorlar? Kaldı ki, doğum koordinatlarını seçme şansı kaç kişiye nasip oldu? Seçme şansına sahip olmadığım bir şey beni nasıl mutlu etsin?
“Yaşamış olduğumuz şanlı tarihimiz ve içerisinde bulunduğumuz jeopolitik ve jeostratejik coğrafya bizden cesur olmayı 19. yy. sapkınlıklarını elimizin tersiyle itmeyi, seküler ifsat kavram ve düşüncelerini tarihin çöp sepetine göndermeyi emrediyor. Bin yıldan beri bir arada yaşadığımız toplumlarla aramızda husumet değil dostluk olmalıdır. Bu dostluk için her bireye her kuruma görev düşmekte. Bu da her fırsatta atılan hamasi söylemlerle olamayacaktır.”*
Vatanseverlik, ülkesini milletini, manevi değerlerini sevmek, dindar bir yasam seçmek elimizde. Bunlar ulvi değerler ama şu kavmin bu kavmin üstünlüğünü vurgulamak pek sağlıklı gelmiyor bana.
Unutmayalım ki, şu göğün altında bizim kadar bizden olmayanlarında hayat hakkı vardır.
Selametle...
*Gerçek Hayat, sayı: 461, sayfa:26
- Bilal Atış yazıları
- yorum yap >giriş/kayıt
- yazıcı sayfası
- Rastgele Yazı
- gönder

vatan sağolsun...
nur zelal — Çar, 04/11/2009 - 20:56Her Türk asker doğar;o halde her kadın mutsuz olmaya mahkumdur.
Mutluluk askerlerin-özellikle Türk olması tercih sebebidir-harcı ve de hakkıdır zira.
Ben de diyordum ki,şu erkekler askerlik anılarını anlatırken niye ağızları kulaklarındadır.
En suspus ,ağır akıllı oturanı bile askerlik anılarını “binbirgece masalları”metrajında ballandırarak uzatır da uzatır,sizi bayılttığının farkına bile varmaz,transtadır.
Hele de çoğunlukta iseler ve biri “ben bir gece “yanmış kazan nöbeti”tutar iken” diye başlamışsa,eyvah ki eyvah.
Zincirleme hikayeler birbirini izler,adeta soluk aldırmaksızın.
Siz daha “yanmış kazan nöbeti”de ne be,diye düşünürken,ipin ucu çoktan kaçmıştır.
Peki bu nedir?
Sayın Marmara bile inzivadan ses verdiğine göre,bu bayağı sağlam bir gendir.
Bu arada,bir ihtimal daha var efendim. “Ebe”lerin Türk olması pratik olarak çürüdüğüne göre,gökten zembille inme ihtimalini devreye sokmak gerekebilir ve bu da kuvvetli bir savdır.
Ne mutlu topuklu ayakkabı giyenlere.
Nadir Marmara — Cum, 06/11/2009 - 10:51Sevgili Nur Zelal. Maşallah "telekulak" gibisin. Nerede olduğumu hemen belirledin:)
Türk ordusunda hiç hizmet yapmadım. Askerliyimi de Kızıl Ordu'da gerçekleştirdim. İyi mi, kötü mü bilmiyorum? Pek geniş çaplı askerlik anılarım da yok. Sadece, Türkmen-Afgan sınırında görevliyidim o kadar.
Yazıya diyeceğim bir şey yok. Kimin ne şekilde doğduğu da umrumda deyil. Sadece, yazının "acıma edebiyatı" yapma üslubuna gönderme yaptım. Birileri kendi milletleri adına bir alt olamamanın suçunu, başkalarının ne alt olduğuna bağlayarak, "ağlamayana meme yok" sloganı atıyor hepsi, bu. Her millet kendi kimliyini savaşarak kazanıyor. Ne mutlu kürdüm, ermeniyim, hatta yamyamım demek için, ne mutlu Türküm demenin yasaklanması gerekmez. Birilerinin mutluluğu mu, başkalarının mutsuzluğu?
Ayrıca "Türk" cinsiyet ifadesi değildir. Kadını da erkeği de birdir. Topuklu ayakkabı ağızlarını bırakın. "Ebe"ye gelince, ebelik "başkasının doğumuna yardımcı olan kişi"dir. Anlaşılan birileri doğurma sorunu yaşıyor da, Türkten ebelik yapmasını bekliyor. Bırakın da bizim, "nereden çıktı bu çocuk" sorma hakkımız olsun. Bu coğrafiyada babası gavur olanlar yeterince mevcut.
Bana gelince, topuklu ayakkabı giyenlerin mutluluğundan yanayım.
rap rap sesleri mi,tak tak sesleri mi?
nur zelal — Cum, 06/11/2009 - 19:57Sayın komşumuz,Sevgili Nadir;
“inziva tespiti”kulağımın değil,gözümün marifetidir.(Kulağım sadece nota seslerine duyarlıdır zira)
Hadi bizi bu "kümes"te bırakıp gittiniz,kendinizi niye arada bir yoklamıyorsunuz yahu? Bakınız:
http://www.sayhadergi.com/2081/yaz-tatilinde-nereye-gitsek#comment-4088
Samimi olarak ifade etmeliyim ki;bizim favori yorumlarımızdan biridir.Çok fiyakalı ve oturaklı bir “veda”seslenişidir aynı zamanda.
Ne yani,siz şimdi hiç “yanmış kazan nöbeti”tutmadım mı diyorsunuz?Ne diyorsunuz?
Fakat üzgünüm;bu geni insiyatifiniz dışında taşıyorsunuz.Yeterince yaşlandığınızda hafızınızın oyununa gelip başlayacaksınız anlatmaya –nöbet halinde-,hiç yolu yok.
Hadi bakalım;yeni bir mevzi daha:
“Topuklu ayakkabı ağzı”Ne var yani?Her ağzı olan konuşuyor,taktakçılar eksik mi kalsın?
“Eksik etek”,”Saçı uzun aklı kısa”gibilerinden sonra bir de bu çıktı.
Vallahi haksızlık ediyorsunuz efendim.Bir özrü hak ediyorum,neden mi?Ben sadece “Rap Rap senfonisi”nden örnekler vererek bir sonuç çıkardım.
Ne diyorlar sabahın köründe içtimaya çıkan arkadaşlar:
“Her Türk Asker Doğar”, “Ne Mutlu Türk’üm Diyene”
Sadece erkekler askere alındığına göre-ülkemizde-,kadınlar doğarken sakata geliyor demektir.
Mutluluk Türk’ün-yani asker,yani erkek-hakkı olduğuna göre…
“Her Türk asker doğar;o halde her kadın mutsuz olmaya mahkumdur.” Savımın kaynağında ne olduğunu anlamışsınızdır sanırım.
E daha ne yapayım…
Evet;
Birilerinin mutluluğunun üstüne basarak “mutlu” olabilenlerin bayağı bir yekün tuttuğu bir ülke burası Sevgili Marmara.
O’yum,Bu’yum demek için değil sırf, “Sen işte Bu’sun”naraları atabilmek için ömür çürütenler…
Kimliğini başka kimliklerin varlığına küfretmekte konumlandıranlar…
Savaşarak kazanılanı,kumar masasında kaybedenler…
Kimlik üzerinden mutluluk üretmeye teşne olanlar...
Hadi söyleyin simdi;
Rap Rap sesleri mi ? Tak Tak(topuk) sesleri mi?Hangisi daha ritmik geliyor kulağa?
Not:Sevgili Editörüm,desenize anılarınızı tazeleme şansınız olacak,üstelik Sayın Marmara eşliğinde.
Allahım,iyi ki askere bir kere gidiliyor.Düşünsenize;bin bir asker masalları bitmez de bitmez.
Ne mutlu bana ki Nadir
Halid Aslan — Cum, 06/11/2009 - 17:16Ne mutlu bana ki Nadir Marmara'yı tanıyorum.
Eyvah sistem çatırdadı şimdi, az sonra net çökecek ve vaveyla... Kazan devrildi, masa yan yattı, Marmara bir de Türk ordusunda askerlik yapacakmış hem de İstanbul'dan acayip uzak bir yerde.
Sevgili Marmara...
tertip kıl beni.
Şu Erkekler...
Yusuf Öztürk — Per, 05/11/2009 - 10:58Soluk almaksınız, ağzım kulaklarımda ve binbirgece masalları metrajında asker anıları anlatmak çok isterdim.
tıkaç
Zenan Sude — Cum, 06/11/2009 - 01:55kulak tıkaçlarımız elimizde heyecanla dinlemeyi çok isterdik biz de...
Her Türk "ebe" mi doğmalı?
Nadir Marmara — Çar, 04/11/2009 - 14:29"Kurt kocayınca köpeklere maskara olur".
Asker doğulanların ata sözü.
Uzun bir yolcluk yaptık yazı
Halid Aslan — Salı, 03/11/2009 - 21:06Uzun bir yolcluk yaptık yazı sayesinde... Yürüyüş kararı SAY... Bir lüzumsuz onbaşı o zamanlar daha moda olmamış onuncu yıl marşını söyletmeye kalkardı da kendi bile gülerdi askerin vaziyetine... Sonra "annem beni yetiştirdi bu ellere yolladı..." filan... Erzincan'ın karları içerisinde özellikle doğu kökenli gençler gönderilirdi eğitim tugayına... gözler kapalı keleş söker takarlardı da af edersiniz tuvalete oturmayı bilmezlerdi... Ve bizler bunlara TÜRK mahreçli marşlar ve yürüyüş kararları saydırırdık. Ne mi olurdu? O mekanda bir şey olmazdı da sonra içlerinde hangi kavramlar büyürdü bilinmez...