Sayha Dergi

  • söz makamı
  • 100 türk büyüğü
  • kitap makamı
  • site haritası
  • ara
  • İletişim
Ana sayfa › Bloglar › Bekir Fuat yazıları

Kürtçü müsün, ulusalcı mı?

Bekir Fuat — Paz, 22/11/2009 - 09:17

Cumhuriyetin bize sunmuş olduğu dünya görüşü ile yaşanan hayat arasında hep bir takım sorunlar olduğunu düşünüyorum. İdeoloji ve dünya görüşü olarak bildiklerimizle yaşadıklarımız arasında tuhaf, açıklamaya muhtaç uyuşmazlıklar, ahenksizlikler var. Cumhuriyetin sunduğu dünya görüşü ile millet çoğunluğunun yaşadığı çatışma çok yaratıcı, dinamik ve özgüvenli bir hayata sürüklemedi bizi. İşte bir şekilde ‘çağdaşlık’, ‘bilimsellik’, ‘ilericilik’ adı altında bizim kültürel köklerimizden beslenmeyen, hayatımızın o gürül gürül akışından bereketini almamış görüşlerle yaşadık. Düşüncelerimizle hayatımız arasında doldurulması gereken bir boşluk oldu, bu boşluk birçok açılardan bizi yoksul bıraktı.

Şimdi memleketin gündeminde demokratik açılım meselesi var. Bir de bu süreç kapsamında Habur’da teslim olan PKK’lıların karşılanışı sırasında ortaya çıkan görüntüler ve onun yansımaları. İktidarın, Kürtlerin haklarını korumak amacıyla yaptığı projeye demokratik açılım deniyor. İçeriği henüz tam olarak belli olmasa da atılan bir takım adımlar var ve hükümetin bu yöndeki çalışmaları sürdüreceği söyleniyor. PKK’lıların karşılanışı sırasında ortaya çıkan görüntüler üzerine çok şey yazıldı, çizildi. DTP’nin öncülük ettiği Kürt gruplar ‘zafer kazanmış adamlar’ olarak arzı endam etti televizyon ekranlarında.

Kürtler asimilasyona uğradı mı?
İki soruyla başlayalım, memleketimizde Kürtler gerçekten ezildi mi? Bir asimilasyona uğradılar mı? Bu sorulara kestirmeden ‘evet’ diyorum. Evet, Kürtler asimilasyona uğradılar, Diyarbakır Cezaevi’nde işkence gördüler ve zorla PKK’lı yapıldılar. Ve şimdi adına ‘Kürt sorunu’ denilen bir olguyla karşı karşıyayız.

Fakat ben burada meselenin arka planına ilişkin bir şeyler söylemek istiyorum. Arka planı şu: Cumhuriyet rejimi bize, nasıl bir hayat ve dünya görüşü sundu, bizim nasıl birer bireyler olmamızı istedi? Bu sorunun cevabını verme iradesi gösterebilirsek bugün ülkemizde yaşanmakta olan şeyin ne olduğunu da daha sağlıklı değerlendirme imkânı buluruz diye düşünüyorum.

Cumhuriyet içimizdeki boşlukları dolduramadı!
Cumhuriyetin bize sunmuş olduğu dünya görüşü ile yaşanan hayat arasında hep bir takım sorunlar olduğunu düşünüyorum. İdeoloji ve dünya görüşü olarak bildiklerimizle yaşadıklarımız arasında tuhaf, açıklamaya muhtaç uyuşmazlıklar, ahenksizlikler var. Cumhuriyetin sunduğu dünya görüşü ile millet çoğunluğunun yaşadığı bu çatışma çok yaratıcı, dinamik ve özgüvenli bir hayata sürüklemedi bizi. İşte bir şekilde ‘çağdaşlık’, ‘bilimsellik’, ‘ilericilik’ adı altında bizim kültürel köklerimizden beslenmeyen, hayatımızın o gürül gürül akışından bereketini almamış görüşlerle yaşadık. Düşüncelerimizle hayatımız arasında doldurulması gereken bir boşluk oldu, bu boşluk birçok açılardan bizi yoksul bıraktı. (Kürt’ü de Türkmen’i de, aslında hepimizi yoksul bıraktı) Felsefi alanda, fikri alanda doğru dürüst -elbette dünya ölçeğinde- eserler ortaya koyamadı Cumhuriyet nesilleri. Kuşkusuz, bu tezatlar tümüyle Cumhuriyetin getirdiği tezatlar değil, ama Cumhuriyet çoğu tezatları ortadan kaldırabilecek veya ona yeni şekil verebilecek güçte bir dünya görüşüyle gelemedi. Cumhuriyetin belki çok derin bir fikriyatının da olmadığını görüyorsunuz. Elbette birden bire gökten zembille inmedi Cumhuriyet, birkaç yüzyıl öncesinden bu konular Osmanlı aydınları tarafından düşünüldü. Ama kendisini teorik olarak yeterince besleyecek kadroyu oluşturamadı. Çok özendiği Batı medeniyetininse arkasında çok müthiş bir teori var. Ama siz sadece görünüşleri alıp bir takım kitapları tercüme ederek, bu medeniyeti devralabileceğinizi sanıyorsanız yanılgı içerisindesiniz.

Bir yerlere geldik gelmesine, ama…
Şimdi burada üçüncü bir soru daha soralım, Cumhuriyetin bir tezi var mıydı, bir medeniyet tezi? Evet vardı. Ortada bir tez var. Bu tez işte altı okla özetlenen çağdaşlaşma projesi. Yani kendi kültürümüzü Batı medeniyetine intibak ettirmek. Biraz da İslami geçmişimizi ve Türklüğümüzü reddetmeden, Batı medeniyeti ile kaynaşmak. Yani bir sentez oluşturulamaya çalışıldı ama o da çok yapay ve eğreti durdu. Bir yerlere gedik mi ondan tam emin değilim, hadi bir yerlere geldik gelmesine diyelim, ama içimizdeki boşlukları dolduramadık. Hala o boşluklarla yürümeye devam ediyoruz. Bu boşluğu doldurmak için onlarla yüzleşmek gerekiyor. Geldiğimiz kültürel köklerle şimdi içinde bulunduğumuz durum arasındaki ilişkileri yeniden ve yeniden sürekli gözden geçirmek gerekiyor.

Onuncu yıl marşı niye var?
Cumhuriyetin ilk dönemlerinde bir marş vardı, onuncu yıl marşı. Gerçi şimdi de var ya!) İşte çıktık açık alınla on yılda her savaştan; on yılda on beş milyon genç yarattık her yaştan. Başta bütün dünyanın saydığı başkumandan; demir ağlarla ördük ana yurdu dört baştan, filan diye sözleri var… İşte onuncu yıl marşıyla filan söylenen, diriltilmeye çalışılan bir şey vardı. Cumhuriyetin ilk dönemlerinde yakılan bir ateş olmuş belli ki. Ama o ateş de çabuk eridi. Çok çabuk eridi, çünkü gerçekten bizim hayat tarzımızla münasebete geçilemediği için, Cumhuriyeti böyle bir bağlantı içinde oluşturamadığımız ve devam ettiremediğimiz için ikinci, beşinci gibi değişik cumhuriyetler ortaya atıldı. Dolayısıyla bu süreçte Cumhuriyet görünüşü altında yaşadığımız hayatın aslında cumhuriyete çok benzemediği, demokrasi adı altında yaşadığımız hayatın demokratik olmadığı iyice anlaşıldı. Bu bireye yukarıdan giydirilen bir hayat. Kendi köklerinden beslenmeyen, dolayısıyla kendi bireylerinden de beslenmeyen bir hayat sunuldu. Şimdi biz, Cumhuriyet nesilleri olarak kabul edelim ki, imal edilmiş bireyler şeklindeyiz. Bizi besleyen kültür kökleriyle ilişki kuramadığımız için bir takım özentili tipler olduk. İşte Fransız düşüncesine özenen veya ne bileyim ilme, fenne, Amerikan yaşama biçimine, Alman düşüncesine, Avrupa’ya özenen insanlar haline geldik. Çünkü fikirlerimiz hayattan beslenmiyor, onların kaynağı yine başkalarından aldığımız başka fikirler. Bu nedenle Cumhuriyet hep bir özenti, hep bir taklit olarak kaldı ve insanımıza özgün bir felsefe sunamadı. Cumhuriyet kurulduğu ilk yıllarda kendine göre bir insan tipi oluşturmaya çalıştı, ama o da olmadı. Yapılan inkılâplar geniş halk kitlelerinin ihtiyaçlarını karşılamaktan ziyade mutlu, elit bir azınlığın emellerini tatmine yaradı.

Kemalizm: Bir yabancılaşma ideolojisi
Öbür taraftan geniş halk kitlelerine de değişik zaman birimlerinde, -insanların Türkmen yada Kürt, İslamcı yada milliyetçi olmalarına hiç bakılmaksızın- baskılar yapıldı; acılar yaşandı, yaşatıldı. Türkiye topraklarında Kur’an-ı Kerim okunması yasaklandı, daha ne olsun! Mamak Cezaevinde ülkücüler büyük işkenceler gördü. Tarihe, topluma, ülkeye ve insanlığa karşı zerre kadar olsun sorumluluk hissi duymayan bir kısım devlet erkânı, siyasetçi, gazeteci ve yargı mensubu, ‘oligarşik’ iktidarlarının devamı uğruna Türkiye’nin millet çoğunluğunun hissiyatıyla oynadılar. ‘Laisizm’i tarihimizin hiç bir döneminde görülmemiş bir şekilde bambaşka bir alana da taşımadı mı bu adamlar? Milletin tamamına Kemalizm adı altında bir kimlik projesi dayatılmadı mı? Kemalizm elbette bir yabancılaşma ideolojisi. Ve maalesef Türkiye’nin mukadderatı üzerinde etki gücüne sahip bulunan bir kısım elitlerin zihinlerine egemen bir anlayış. Yol boyunca söz konusu egemen elitler kendi zihinlerindeki marazın ürettiği bu çarpık projeyi topluma dayatma işgüzarlığından geri durmadılar. Ve proje gereği kendinden başkası olmaya zorladıkları toplumun gösterdiği doğal direnci zorbalıkla ortadan kaldırmaya çalışıyorlar. Bu anlamda ve esasen bütün toplum Kemalist tahakkümün mağduru durumunda. Dolayısıyla milletin yaşadığı sıkıntıları etnik temelli bir sorun gibi görmek ve göstermek doğru değil, meseleyi böyle görmek bizi, bu toprakların millet çoğunluğunu hayırlı bir yere de götürmez. Bugün adına Türkiye dediğimiz coğrafya üzerinde yaklaşık bin yıl içinde farklı etnik kökenlerden unsurların müştereken oluşturduğu bir millet var. Çerkezler, Boşnaklar, Araplar, Arnavutlar gibi Kürtler de bu milletten gayrı değil.

Millet çoğunluğunun parçası mıyız?
Toparlarsak, Kemalist elitler bu toprakların millet çoğunluğunun rengine, kokusuna tahammül edemedi, edemiyor. Bu topraklarda yaşayan insan yüzlerini silmek istediler, istiyorlar. ‘Herkes Kemalist olsun bitsin bu iş’ dediler, diyorlar. Evet, uzun yıllar boyunca Cumhuriyet kurucu kadrosu ve şimdinin Kemalist elitleri sadece Kemalist olun dedi başka da bir şey söylemedi. Ama bu laflar ve dayatmalar sadece Kürtlere yapılmadı. Millet çoğunluğunun tamamı nasibini aldı kötü gidişten. Dolayısıyla dün yaşanan şey Kürt sorunu değildi. Bugün yaşanan şey de Kürt sorunu değil. Ortada uzun yıllar boyunca süren bir rejim sorunu var. Yaşanan şey o. Bu topraklarda biz bir milletiz. Verilecek olan mücadele de devleti milletin değerleriyle buluşturma mücadelesi olmalı. Kendilerini millet çoğunluğunun bir parçası olarak görmeyen insanlar ise ya ulusalcı oldu ya da Kürtçü. Ama Kürtçüleri ortaya çıkaran da ulusalcı dediğimiz zihniyet. Birbirini besledi bu iki Kâfir anlayışı. Peki, bizim yerimiz neresi? Elbette millet çoğunluğunun yanı!

Teşekkür: Bekir Fuat / Gerçek Hayat Dergisi (Gerçek Hayat'ta yayınlanan bu yazı Sevgili Dostumuz Bekir Fuat'ın izni ile yayınlanmaktadır. Kendisine teşekkürler ediyoruz...)

  • Söz Ola
  • Bekir Fuat yazıları
  • yazıcı sayfası
  • gönder
  • Rastgele Yazı

gerçek hayat'ın son sayısında

cihad meriç — Pzt, 23/11/2009 - 09:41

gerçek hayat'ın son sayısında yasin aktay hocamız meseleyi en güzel şekilde ifade etmiş: "kürt milliyetçiliği cumhuriyetin başarısıdır!"

adamları zorla ırk milliyetçisi yaptık şimdi kara kara düşünüyoruz. ok yaydan çıkmış bir kere; fakat hala ortak maya sağlamdır, bu yüzden ortak değerler üzerinden güven ve adalet tesis edilmelidir.

ortak düşman dünyayı tek yumruk yönetmek isteyen para babaları değil mi? birlik olmazsak ağzımızı yüzümüzü şimdi olduğu gibi dağıtmaya devam ederler.

sade bir muhabbet

Yasin Aktay söyleşisini

Kâni Çınar — Pzt, 23/11/2009 - 16:24

Yasin Aktay söyleşisini okudum. Derin tahliller ve kesin tespitler var. Tırnak içersindeki alıntınız da meseleyi olduğu gibi özetleyen harika bir tespit... Okumayanlara bir kez daha tavsiyede bulunalım.

Benzer Yazılar

  • Duvar
  • Tam Bağımsızlık Hedefinin Neresindeyiz?
  • Geçmişten Günümüze Mahpusluk ve Hapishane
  • Vara Var Gerek
  • Her Zaman

Gezinti

  • Son Gönderiler
  • Site Rehberi (Yol Haritası)
  • Komşularımız
  • Fotografhane
  • Kategoriler
  • İzlence

Üye girişi

  • Üyelik başvurusu
  • Şifremi unuttum

Rastgele

  • İçerik
  • İzlence

  • İsmet Özel Şiire Damıtılmış Hayat
  • mezelya
  • Mesnevi Dersleri
  • Ne acı seni anmak
  • köpüksüz yar yaresi
  • Fetih Düşleri Yahut Fatih'in Rüyası
  • Çatık Kaşlarla
  • Gezi ve İzlenimlerim
  • Külliyat Manifesto
  • Yâr Mektupları - III

Fotografhane'den

Mescd-i Nebevi

Duyuru - Etkinlik

  • -"Biz İsrail’i suçlayanlar
  • -"Ne Bahar Kaldı, Ne Gül" Konuşma
  • - ''İkindi Yazıları yeniden tıpkıbasım olarak yayımlanacak''
  • ... Devamı
  • Gözdeler

    Bugün:

    • 100 Türk Büyüğü
    • Nevbahar
    • Dost'a Mektuplar

    Son görüntülenme:

    • Yâr Mektupları - II
    • Hiç Acımadı ki
    • Amel Mathlouthi - Naci En Palestina

    Sayha Dergi © (1990) 1998 - 2010
    Gizlilik ve kullanım şartları

    • söz makamı
    • 100 türk büyüğü
    • kitap makamı
    • site haritası
    • ara
    • İletişim

    @ İktibas - Yazılar için kaynak belirtirseniz acayip memnun oluruz.