Yalnızlığın İki Yüzü
hasanparlak — Salı, 18/03/2008 - 14:13
“Ne yanar kimse bana ateş-i dilden özge
Ne açar kimse kapım bad-ı sabadan gayrı”
Gönül şairi Fuzuli, bu mısralara emanet eder hüzün ve teslimiyetini. Bir sitem hali söyletse de onu, bu buruk serzenişin adını vermese de; yalnızlık, artık bürümüştür kaderini. İsyan değil tevekkül, yürek kırgınlığından öte kendi haline çekiliş, sabrın gölgesine sığınıştır bütün yapabildiği.
İnsanlığa yakın yüzü böyle algılandığından olsa gerek, kimsecikler, üzerlerine yalnızlık gölgesinin düşmesini istemez. Gerçi işin doğasında vardır bu çekince ama kim, ne kadar hazırlıklı olabilmiştir vefasızlığın beklenmedik zamanda çıkıp geliverişine? Hangi insan kabullenebilmiştir unutuluş gerçeğini? Terk edilme şanssızlığını acıya, umutsuzluğa dönüştüren etken; bir başına kalmışlık, ümitsiz bir yalnızlık hali değil midir?
İnsanların haklı olarak , bu melankolik çerçeve içersinde düşünüp, uzak durdukları bir duygu atmosferinin, yaşanmaya değer yönlerinin olabileceği fikri , o hassas evrede hiç kimsenin aklına gelmez... İşte tam da bu noktada, düşüncelerimizin ışığını bu satırlardan itibaren, daha sessiz ve kuytularda kalmış bir dünyanın içyüzüne tutalım dilerseniz. Yani yalnızlığın, biraz gizemle tüllendirilmiş diğer yüzüne. Nedir, yalnızlığı sevmenin özündeki duygu ve gereksinim? İnsana, benliğin sırlarını açmayı vaat eden esrarlı gönül hali?
Düşünceler, tefekküre yönelme anlarında, varlığındaki ipuçlarını da bırakır zihnimize. Biz de işte bu aşamada meselenin özünü kavramaya başlarız. Anlarız ki yalnızlık, değerini erbabının bileceği sükun dolu bir sığınaktır. İçersinde sanat, fikir, huzur içeren bütün düşünce ve eylemlerin doğuşuna müsait, müşfik ve aynı zamanda verimli bir manevi kucaktır. Bir kendini buluş, görünmeyeni keşfediş halidir. Schiller’in, “Asıl yalnızken yalnız değilim” cümlesinde kendini bulan ruh derinliğinin, kısa ama veciz bir söylemle dikkatlere sunulmasıdır.
Yalnızlığın hakkiyle yaşanması, bir duygu yoğunluğunu da beraberinde getirir. O nedenledir ki bu zorlu göreve talip olanlar, ancak sevdalarına, tutkularına, soylu amaçların manevi güçlerine tutunabilenlerdir. Peki, bu zorlu serüvenin, bir murada erme bahtiyarlığıyla bitmesi meselesi yok mudur? Burada, sorunun cevabını biz değil, istiridye üstlensin isterseniz. Bir küçük kum tanesinin iki kabuk arasındaki karanlıklar içersinde, aydınlık gülüşlü bir inciye dönüşmesi desin kendi hal diliyle.
Bizler de, yalnızlık halini bir daha düşünüp, hassas kıstaslarla yeniden değerlendirelim.
Hayaller, nice özlü duygular, keşifler ve tefekkürle çepeçevre sarılı billur bir fanusun içersinde olabilmek, azımsanacak bir nimet midir sizce?
- hasanparlak yazıları
- yorumlamak için giriş/kayıt gerekli




Yalnızlık
Kâni Çınar — Pzt, 31/03/2008 - 20:39Bir Özdemir Asaf şiiri ile selamlıyorum sizi. Kaleminize, yüreğinize sağlık.
Yalnız kaldınız sanırsınız,
Biliyorum.
Yalnız bırakılmışsınız,
Biliyorum.
Ötesi yok.
II
Ötesi var:
Yalnızlık
Müziğin bile seni dinlemesidir.
Yalnızlık
İnsanin kendine mektup yazması
Ve donup-donup onu okuması
Yalnızlığın da ötesidir.
Özdemir Asaf
Tamamlanan anlam
hasanparlak — Salı, 01/04/2008 - 09:07Değerli üstadım Kani bey,
Sunduğunuz şiir, yazımda değerli bir anlam tamamlanmasını gerçekleştirdi. Bu değerli ilginiz, zenginleştirici katkınız için çok teşekkür ederim. Saygılarımla.
Hasan Parlak