Tezgâh
Halid Aslan — Salı, 18/03/2008 - 14:09
Sizler de benim gibi dağınık mısınız? Çalışma masanızın üzeri ana - baba gününü andırır mı?
Ne kadar düzenli, intizamlı olmayı istesem de muvaffak olamıyorum buna. Elimi attığım zaman hemen bulabilmeliyim kitapları, dergileri... En münasip yer, masa. Yani elimin altı. Zaman oluyor masanın üzerinde biriken kitaplar, dergiler, taslak yazıları, yedekleme cdleri, kül tablası, sigara, çakmak vs. öylesi bir manzara meydana getiriyor ki buna en münasip benzetme olarak Tayland meclisini düşünebiliyorum. Orası da benim masamdan pek farklı değil çünkü.
Bir de masa başı olan fakat bizim ilgi ve bilgimizin dışında cereyan eden çalışma şekilleri var. Buna benzetme yapmaya veya bir isim ile ilişkilendirmeye gerek yok. Aşağı doğru indikçe maksadın ne olduğu kolayca anlaşılacaktır sanırım.
Yaşadığımız topraklar enteresan bir ülke. Nev'i şahsına münhasır derler ya işte ondan. Ne zaman, nerede, ne olup nasıl neticeleneği pek belli olmuyor. 12 Eylül dönemini bizzat yaşayanların anlattıkları ile yine o döneme ait yazılan kitapların bahsettiği hadiseler karşısında insan şunu düşünmeden edemiyor: Tezgâh. Olayların oluşumu, gelişimi ve neticelenişi o kadar enteresan ki, birilerinin bütün bu öldürmeler, sağ - sol çatışmaları, kahvehane baskınları gibi cinnet mahsulü gelişmeleri ellerini delice çırparak zevk içinde, hesap kitap ilişkileri içinde seyrettiği ayan beyan belli oluyor. Tabii bu hükme olayların dışından ve zamanın gerisinden bakmak daha sağlıklı sonuç veriyor. İşte o dönem insanının yapamadığı bu idi.
Şimdi yeni bin yılın ilk kilometre taşlarında bizler, farklı 12 Eylüller, 27 Mayıslar, 31 Mart Vak'aları... yaşıyoruz. Bir farkımız var: O dönemlerden daha süratli ve daha şedid yaşıyoruz. Bir gece içerisinde, nüfus cüzdanınızda yazan doğum yeriniz sebebiyle potansiyel suçlu olabilirsiniz mesela. Yapmadığınız bir olay, hayatta yüzünü dahi görmediğiniz bir şahıs, gitmediğiniz bir maç, söylemediğiniz bir türkü yüzünden sanık ediliverilirsiniz. Kime neyi, nasıl anlatacaksınız ki? "Vay be herifte neler de varmış?","Ummadığın taş baş yarar diye boşuna söylememişler", "Bir de müslüman geçinirdi!", "Allah Allah"... Sonra vatandaş, yani hemşehriniz, mahalleliniz, komşunuz sizi bu ve benzeri sözlerle değerlendir. İşiniz bitiktir netekim.
Tamam da okuduğumuz gazete, parmağımıza taktığımız yüzük, izlemediğimiz tv. kanalları, tuvalet adabımız, gökyüzüne karşı tavrımız, çayı karıştırma istikametimiz vs. ne zaman bizi zan altında bırakacak? El - cevap: "Lüzumu halinde." O hal için artık bir ihale mi gerekir, batık banka mı vardır, gündem değiştirme zarureti mi hasıl olmuştur, vatandaşın dili çok uzayıp nazik konularda sorular mı sormaya başlamıştır bunu bilemem.
Bunu kim mi bilir?
Onu da bilmem.
Benim çalışma masam çok dağınıktır. Masa başı işleri bir türlü sevmem. Elimi attığımda masamda bulmak istediğim ne varsa bir türlü bulunmaz. Çekmecelerimde ne zamanını bekleyen dosyalar vardır ne vergi iade de dahil "fişler".
Dağınık kalmak yakışıyor bana.
- Halid Aslan yazıları
- yorumlamak için giriş/kayıt gerekli




Son yorumlar
10 sa. 41 dk. önce
11 sa. 9 dk. önce
11 sa. 20 dk. önce
11 sa. 27 dk. önce
11 sa. 31 dk. önce
13 sa. 49 dk. önce
1 gün 2 sa. önce
1 gün 15 sa. önce
1 gün 15 sa. önce
1 gün 16 sa. önce