Vakittir, Kavli Karar Edelim
nur zelal — Çar, 20/01/2010 - 13:36
Bir sağırlık çöktü üstüme, bir sağırlık…
Sokak aralarındayım,daracık bir yalnızlık kadar bile yer yok sana içimde ey dünya.Bütün geçmişin kendine övüncüne eşti ve isyanımın sesi bu kadar cılız çıkmasa ne çok anlatmak isterdim sükseli duruşunun ardında sürüklenenleri.
Yılların cilaladığı kavline bakılırsa uzun bir yürüyüştür evrende varlığın ve ben,bir nokta,karanlığından fırlamış bir yalım alaz,senin o her şeyi duyan ve her ışığa öykünen şımarık kızın,sevgilim dediğin,sonra ihanete gittiğin,”olduğun yerde kal”diye cilvelenip de döndüğün,döndüğün...
Evet,kafam karışık haklısın,şiirsel mırıldanmalarım midemi kaldırıyor bu aralar.Elimi değdirdiğim şu toprak ve gözüme kestirdiğim ta ordaki dağ kadar bile şair değilim ben.Yalancıktan katıldım bu oyuna,her şey senin varlığın kadar,başın ve sonun kadar sahici işte.
Söylediğim şarkılarda bile sesimi bölensin,ezberimi tazeleyen.Gece oluyorsun,gözlerimde bir mahmurluk,yüreğimde esnemekten yorulmuş bir kuş çırpınmakta. “ ‘Hadi dağıt kuşkularını’yaslan karanlığıma.Kafanın içindekilere bir had koy ve sıyrıl kendinden artık.Benden bile daha hızlı yaşlanacaksın bu çılgınlıkla,farkında mısın?”diyorsun ya…
Peki ya dışımda akıp giden bu anlamsız kalabalık ve gittikleri gibi geri dönüşlerindeki bu rahatlık? Ben nereye kadar çember çizmekle yetineceğim etraflarına?İçine girdiğimde yitirildiğim,dışında zaten rahatı bozan bir kara tahta…
Biliyorum aslında her şey Adalet'in kabahati.Senin içimize kordan bir aşk yumağı halinde bırakıverdiğin, sonra da dönmeye gittiğin zamandı ve ben,miskinler tekkesinin en yerleşik neferi,yakalandım. Bir adım sonrası kurtuluştu oysa. Sonrası “ayna”nın baştan çıkaran sesi: “En güzel sizsiniz efendiler efendisi,kuşku mu var buna ?”
Ah benim bu sarsaklığım da olmasa.Kıvrılabilsem şöyle en kapkaçından anlamak denizinin sahillerinden kıyılarına.
Hızlıca savurduğun bir ândı sanırım ve bir yerlerde bir la’netin kucağına ittin beni.Hadi buyur dedi, masama bir kadehte zehri sunan sâki,bilmek istiyordun ya,görmek her şeyi.Hadi,bu önünde durduğun kapı ve elinde tuttuğun anahtar.Bu kapıdan sadece körler ve sağırlar hayata açılırlar.Gerisinin bilinmiyor akıbetleri.
Kimileri der ki;onlar,Cazibe’nin ağına yakalandılar ve sürgit aşka tabidir dizlerinin dizginleri.
Kimileri de der ki;baktıkları yerde renk,duydukları seste tını bırakmadılar onlar.Ya siyah oldular kapıya dayandılar,ya siyah oldular namluları baharın alnında,ne ağladılar ne ağlattılar.
Görmek istersen eğer,-ki eninde sonunda duymak ta isteyeceksin-aç kapıyı,dümdüz koyul şu toprak patikadan.İlk açmazdan sağa seyirt ve son kaçamaktan kuzeye çevir yüzünü.Yüzüne dönük bir ışıksız köy göreceksen durma devam et yoluna. Bütün bilinmeyenler o köyün hanelerinde kayıtlıdır ve isimlerinin baş harflerinde merakın vardır.
Yok diyorsan ki,ben geçeyim o kapıdan,gerisi tufan,ötesi kıyamet.Zaten biraz daha yudumlasan kadehteki zehri,biraz daha mahmurlaşsa etrafında dönen gece ve karanlık en koyu daha koyu deminde yakalansa sana…
Zaten feda edilmiştir seni buraya savuran,bir hiç uğruna.
Baktığın yerde hevesin,işittiğin seste kursağın emanettir. Bilmediğin köy “senin değildir” aslında.
Yine de seni seviyorum ey dünya…

şiire durmuş şairler ve sözler
abdurrahman tunç — Salı, 26/01/2010 - 15:12şiire durmuş şairler
yalancı bahara duran çiçek misali
dalında henüz solan
yüzünde aşk adında bir yalan
hangi şiiri bassak yaraya
hangi şairin girsek koynuna
tekil cümlelerle sevişip
pay çıkarırız yalnızlığımıza
sessiz çığlıklar doğururuz dinmeyen suskumuza
ne zaman dalga olmaya çalışsak
gözlerimizde yarım bir ay
kıyılar çekilir içimizden
ve çarptığımız her yürek dolunay
martılar bitmeye yeltenen bir öyküye kaçışır
vapurlar ıssız
vapurlar öksüz
vapurlar çığlıksız
mavi akşamların koynunda üşür aşk
gün geceye kaçtıkça
kaldırımlar çeker ayaza
soğur Tanrının nefesi
daha bir üşür ellerimizin yetimliği
dudaklarımızda cenaze merasimi
birkaç kelimenin izdüşümü
yüreklerimizin
defalarca
kansız
acısız
zamansız
faili meçhul ölümü...
ah bu şiirler, sözler kalbimin der kenarına çarpar da kendimden geçirir..
kaleminize sağlık..
tunç
Şiire çarpıp durmak...
nur zelal — Salı, 26/01/2010 - 20:20Ne yapsam üniformamda dizelerden apoletler,
ne etsem aynı limanda alabora oluyor söz teknem...
Sözüm her defasında bir şiire karşılık gelecekse,kabulümdür.
Teşekkür ederim.
bir dağ kıldım yüreğimi,
Halid Aslan — Per, 21/01/2010 - 19:00bir dağ kıldım yüreğimi, dünya haddim değil
Allah'ın selamıyla girilen mekanlarda tut beni
Şiir tadında, dünyaya eyvallah etmeyen ve içimizden akan bir nehrin sesini duydum ben.
Aşina bir musiki.. Yani bizi dinç ve diri tutan bir yan duruş faniye...
İnsanla insan arasında bir mübadele belki.
Acz yanımız...
Selametle efendim.
“İnsanla insan arasında”
nur zelal — Per, 21/01/2010 - 19:55Rızalıkla yapılan bir mübadele zenginlik değil midir aslında.
Dünyaya nazar etmek için yeni bir çift göz edinmek gibi…
Belki de bu acz yanımızı besleyen ve hatta körükleyen dünya ve onun cazibesidir,içimizden usulca akıp giden nehrin sesini bastıran,kimbilir.Ya da büsbütün kurudu nehrimiz de,bu kuraklıkla dünyaya kafa tutmakta bulduk çareyi.
Aslında hiç bitmeyecek bir mücadele bu …Dünya hikayenin tuzu biberi,topu taca atmaya vesile.
Şiir tadında olsun da,varsın olsun.
Allah'ın selamıyla girilen ve aynı selamla terk-i diyâr edilen mekanlar karşılasın bizi,daima...
Teşekkür ederim.
.......
Mehmet Akif Baltacı — Çar, 20/01/2010 - 22:35" Baktığın yerde hevesin,işittiğin seste kursağın emanettir. Bilmediğin köy “senin değildir” aslında.
Yine de seni seviyorum ey dünya" Tebrikler kaleminize bereket çok güzeldi...
Teşekkür...
nur zelal — Per, 21/01/2010 - 18:46Teşekkür ederim.
Bir şiirin alt yapısı.,
mehsani — Çar, 20/01/2010 - 17:23Güzel bir nesir olmuş ki, bu pekala bir şiirin alt yapısı olabilir.
Yüreğinize sağlık.
Mehmet Sani Özel
Şiir ve nesir...
nur zelal — Per, 21/01/2010 - 18:54Beğeniniz için teşekkürler öncelikle.
Bir şair algısı önemli benim için.Zira şiir her zaman emek ve dikkat istiyor.Düz yazıda esneklik daha fazla,yeriniz daha geniş tabiri caizse.Şiirde ise gerçek anlamda hazır olduğunuzda dökülüyor kelimeler.Böyle bir eşleştirme beni mutlu eder.
Sizin de yüreğinize sağlık...
Tekrar tebrik ederim.
mehsani — Cum, 22/01/2010 - 19:38Efendim, mazur görürseniz sizin "düz yazı" dediğiniz bence çoktan şiir olmuş. Tekrar tebrik ederim.
Bir sağırlık çöktü üstüme,
bir sağırlık…Sokak aralarındayım,daracık
bir yalnızlık kadar bile yer yok sana içimde ey dünya.
Bütün geçmişin kendine övüncüne eşti ve isyanımın sesi
bu kadar cılız çıkmasa ne çok anlatmak isterdim
sükseli duruşunun ardında sürüklenenleri.
Yılların cilaladığı kavline bakılırsa
uzun bir yürüyüştür evrende varlığın
ve ben,bir nokta,karanlığından fırlamış
bir yalım alaz,
senin o her şeyi duyan ve her ışığa öykünen
şımarık kızın,sevgilim dediğin,sonra ihanete gittiğin,
”olduğun yerde kal”diye cilvelenip de
döndüğün,döndüğün...
Evet,kafam karışık haklısın,
şiirsel mırıldanmalarım midemi kaldırıyor bu aralar.
Elimi değdirdiğim şu toprak ve gözüme kestirdiğim
ta orda ki dağ kadar bile şair değilim ben.
Yalancıktan katıldım bu oyuna,
her şey senin varlığın kadar,
başın ve sonun kadar sahici işte.
Söylediğim şarkılarda bile
sesimi bölensin, ezberimi tazeleyen.
Gece oluyorsun,gözlerimde bir mahmurluk,
yüreğimde esnemekten yorulmuş bir kuş çırpınmakta.
“ ‘Hadi dağıt kuşkularını’yaslan karanlığıma
Kafanın içindekilere bir had koy ve sıyrıl kendinden artık.
Benden bile daha hızlı yaşlanacaksın bu çılgınlıkla,
farkında mısın?”diyorsun ya…
Peki ya dışımda akıp giden bu anlamsız kalabalık
ve gittikleri gibi geri dönüşlerindeki bu rahatlık?
Ben nereye kadar çember çizmekle yetineceğim etraflarına?
İçine girdiğimde yitirildiğim,
dışında zaten rahatı bozan bir kara tahta…
Biliyorum aslında her şey Adalet'in kabahati.
Senin içimize kordan bir aşk yumağı halinde bırakıverdiğin,
sonra da dönmeye gittiğin zamandı ve ben,
miskinler tekkesinin en yerleşik neferi,yakalandım.
Bir adım sonrası kurtuluştu oysa.
Sonrası “ayna”nın baştan çıkaran sesi:
“En güzel sizsiniz efendiler efendisi,kuşku mu var buna ?”
Ah benim bu sarsaklığım da olmasa.
Kıvrılabilsem şöyle en kapkaçından anlamak
denizinin sahillerinden kıyılarına.
Hızlıca savurduğun bir ândı sanırım
ve bir yerlerde bir la’netin kucağına ittin beni.
Hadi buyur dedi, masama bir kadehte zehri sunan sâki,
bilmek istiyordun ya,görmek her şeyi.
Hadi,bu önünde durduğun kapı ve elinde tuttuğun anahtar.
Bu kapıdan sadece körler ve sağırlar hayata açılırlar.
Gerisinin bilinmiyor akıbetleri.
Kimileri der ki;onlar,
Cazibe’nin ağına yakalandılar
ve sürgit aşka tabidir dizlerinin dizginleri.
Kimileri de der ki;baktıkları yerde renk,
duydukları seste tını bırakmadılar onlar.
Ya siyah oldular kapıya dayandılar,ya siyah oldular
namluları baharın alnında,ne ağladılar ne ağlattılar.
Görmek istersen eğer,-ki eninde sonunda
duymak ta isteyeceksin-aç kapıyı,dümdüz
koyul şu toprak patikadan.İlk açmazdan sağa seyirt
ve son kaçamaktan kuzeye çevir yüzünü.
Yüzüne dönük bir ışıksız köy göreceksen
durma devam et yoluna.
Bütün bilinmeyenler o köyün hanelerinde kayıtlıdır
ve isimlerinin baş harflerinde merakın vardır.
Yok diyorsan ki,ben geçeyim o kapıdan,
gerisi tufan,ötesi kıyamet.
Zaten biraz daha yudumlasan kadehteki zehri,
biraz daha mahmurlaşsa etrafında dönen gece ve karanlık
en koyu daha koyu deminde yakalansa sana…
Zaten feda edilmiştir seni buraya savuran,
bir hiç uğruna.
Baktığın yerde hevesin,
işittiğin seste kursağın emanettir.
Bilmediğin köy “senin değildir” aslında.
Yine de seni seviyorum ey dünya…
Mehmet Sani Özel
Bu da olur...
nur zelal — Cum, 22/01/2010 - 21:06Uğraşıp dönüştürdüğünüz için teşekkür ederim Mehmet Bey.
Hiç fena olmamış hani.
Selamlar...