17 maddede şu sinema meselesi
Fatih Mutlu — Çar, 03/02/2010 - 10:55
Hakan Albayrak ve Sadık Battal'ın engin aflarına sığınarak...
1- Sinema pahalı bir sanattır. Sinemacılık pahalı bir meslektir. Paranız yoksa film de çekemezsiniz, bir filmin seyircisi de olamazsınız.
2- Sinema bir sektördür. Kapanış jeneriğinde isimlerini okumaya üşendiğiniz yüzlerce ismin maişet kaygısını barındırır. Para kazanmazsansanız, film çekemezsiniz. Film çekmezseniz, iyi film çekemezsiniz. Eleştirmenler Başka Gün Öl-Die Another Day'i yerden yere vurup Esaretin Bedeli-The Shawshank Redemption'ı göklere çıkarabilirler; ancak Esaretin Bedeli gibi filmlerin çekilebilmesi, Başka Gün Öl gibi filmlerin sektöre bırakacağı parayla mümkündür.
3- Sinema bir sektördür ve bu sektörün lokomotifi Hollywood'dur. Sektöre en çok parayı, en çok oyuncuyu, en çok yönetmeni Hollywood bırakır. Amerikan sinemasını yok sayarak yapacağınız tahliller -üzgünüm ama- fena sayıda maddi hatayı barındırır.
4- Sinema da tıpkı edebiyat gibi bir piramit düzeninde güçlenir ya da zayıflar. Edebiyatta en tepedeki 3 şair iyi şiir yaz(a)mazsa, alttaki 30 romancıdan da iyi roman çık(a)maz. Sinemada da 'vurdulu kırdılı gişe filmleri'nin çoğalabilmesi için taş gibi dramaların kalitesini koruması gerekir. Esaretin Bedeli gibi filmler varlığını sürdürmezse, Başka Gün Öl'ler de tat vermemeye başlar. Hollywood'u 1999'da Matrix'e, 2001'de Yüzüklerin Efendisi-The Lord of the Rings'e ulaştıran sürecin en geç 1997 yapımı Can Dostum-Good Will Hunting'le başlatılması gerektiğini unutamayız.
5- İyi şiir okumamış biri iyi drama çekemez. İyi şiirin var olmadığı bir atmosferde iyi filmden de söz edilemez.
İLK ANTRAKTTA KONUŞULANLAR: İyi şiir olmadan iyi drama, iyi drama olmadan iyi gişe filmleri, iyi gişe filmleri olmadan iyi para, iyi para olmadan iyi sinema, iyi sinema olmadan iyi drama olmaz. Sinemada gayrısafi beynelmilel hasılaya en çok katkı veren Hollywood'dur.
6- Sinema hem görsel hem işitsel ve hem de zihinsel bir meseledir. Bu yüzden bazen Kayıp Ruhlar-Failan gibi şahane bir senaryoyla karşılaşırsınız, ama içinizden "Keşke bu film -mesela David Fincher gibi- hem kafası çalışan hem de parası olan birinin eline düşseydi" dersiniz. Piyasada 'sanat filmi' 'rütbesi' almış filmlerin kahir ekseriyetinin gerçekten sıkıcı olması asla sebepsiz değildir.
7- 'Minimalist sinema' denen şeyin bir tercih değil düpedüz bir zorunluluk olduğuna inanmak bize hiçbir şey kaybettirmez. 'Minimalist yönetmen'lerin köşeyi dönmek gibi bir amaçları olmayabilir, fakat aynı zevat birazcık daha varlıklı olsaydı 'minimalizm'de ısrar ederler miydi, bilemeyiz (Aslında bal gibi biliriz.)
8- Sinema duygusal bir meseledir. Para verip filme gelen seyirci ya hüngür hüngür ağlamalı ya hiç gülmediği kadar gülmeli ya afallamaktan deliye dönmeli ya sevinçten havaya zıplamalı ya alkış fırtınasına kapılmalı ya da ödünü patlatan şeyler görmelidir. Herkes Alfred Hitchcock'la aynı fikirdedir; hiç kimse 'kendi hayatından daha sıkıcı bir filmi izlemek istemez.' Bu yüzden, aslında sağlam bir senaryoya sahip olmamasına rağmen Recep İvedik ya da Pearl Harbor gişede patlama yapabilir.
9- Bir filmin popüler olması ona peşinen mesafeli yaklaşılmasına neden olamamalıdır. Aksi halde ne Can Dostum'u ne Matrix'i ne Eşkıya'yı ne de Selvi Boylum Al Yazmalım'ı izah edebiliriz. Öte yandan, yüz binlerce insanın teveccühünü kazanmak kadar, onların tercihlerine saygı duymak da bir meziyettir. En öte yandan, seyircinin huzurunda Örümcek Adam-Spider Man'i yerden yere vurmaya ayırdığımız zamanın yarısını Dövüş Kulübü-Fight Club'a övgüler dizmeye ayırsak uzun vadede daha karlı çıkarız.
İKİNCİ ANTRAKTTA KONUŞULANLAR: İyi filmlerin popüler, popüler filmlerin iyi olması elimizde.
10- Sağda solda ödül almış ya da CD'den CD'ye meşhur olmuş İran filmleri, aslında İran'da hiç mi hiç itibar görmemektedir. Dünyanın en çok konuşan ahalisini barındıran bir ülke için, dünyanın en az diyalog içeren filmleri elbette ki anlamsız olacaktır.
11- -Coğrafik anlamda- Batı'ya ait olmadığı için pek çoğumuz tarafından göklere çıkarılan İran filmlerinin gerçekten sıkıcı olduğunu aramızdan birilerinin çıkıp itiraf etmesi gerekmektedir. Mesela şöyle bir nutukla: "Birisi -sözgelimi Avrupalı birisi- çıkıp 'İran filmleri güzeldir' demeseydi biz İran filmlerine bu kadar ilgi duymayacaktık. Bazen o hale geliyoruz ki, filmin güzel olduğunu kendimize kabul ettirebilmek için çok çok ufak bir ayrıntıyı yönetmenin ve dahi İran sinemasının büyük mahareti sayıyoruz. Hatta bunun reklamını da yapıyoruz. 'Türk sineması Hollywood'dan ya da Avrupa'dan değil, kendi kültürüne yakın İran sinemasından ilham almalı' diye propaganda yaptığımız tüm dostlarımızdan özür dileriz. Bir daha yapmayacağız."
12- Sinemada Gavur, ununu eleyip eleğini asmıştır. Bıçak Sırtı-Blade Runner'ı, Baba-The Godfather'ı, Cesur Yürek-Braveheart'ı, Büyük Firar-The Great Escape'i, Yüzüklerin Efendisi-The Lord of the Rings'i, Titanic'i, Spartaküs'ü çekmiştir. Istediği gibi 'entel'lik yapmakta serbesttir. 30 yıldır Çağrı-The Message ve Çöl Aslanı-Lion of the Desert ile kıt kanaat idare eden bizlerin kıytırık hikayelerle (bırakın yetinmeyi) ilgilenmeye dahi vakti yoktur, olmamalıdır.
13- Sinema çoğu zaman ideolojik bir aygıttır. Hollywood'a karşı oluşturulan cephenin en esaslı silahlarından biri de budur. Velakin ideoloji işini abartmamak gerekir. Dışarıda bir hayat yaşandığını unutmamamız gerekir. Aramızda namaz kılan, oruç tutan, kabir ziyaretinde bulunan insanlar vardır. Inanmayacaksınız ama bu insanlar asgari ücretin miktarıyla ilgilidirler, turkcell'in fatura hilelerine birebir muhataptırlar, pek çok fıkra bilirler ve televizyon seyrederler. Peygamberlerin dahi hata yaptığı bir dünyada yaşayan bu insanların 'hatasız' olmaları imkansızdır. Tamamı Minyeli Abdullah'lardan oluşan bir toplum ütopyanın ütopyasıdır. Işbu nedenle, abdestsiz izlenemeyecek derecede 'ideolojik' filmler kimseye ama hiç kimseye yaramaz. Dizi filmlerde hiç 'başörtülü karakter' göremediniz diye, kendi çektiğiniz filmleri tıkabasa 'başörtülü karakter'lerle doldurursanız rencide oluruz.
14- Namaz kılınması, oruç tutulması, kabir ziyareti vb işler bu toprakların normalidir. Bu civarda milyonlarca insan namaz kılar, milyonlarca insan oruç tutar; kabir ziyareti zihni ittifakla gönüllü zorunluluktur. Dolayısıyla, deneysel işler dışında, bir filmde namaz kılan bir karakter alelade olmalıdır; asla sıradışı bir ifadeyle tanıtılmamalıdır. Aksi halde, ufkunun acilen genişletilmesi gereken seyircinin sınırları daraldıkça daralır.
15- Bahsi geçen 'normal'i biz dahi benimseyememişken, Yeşilçam külliyatının 'yobaz hoca' tipine ve onun bugünkü uzantılarına çemkirmek haksızlıktır (Bir kez daha ifade etmek gerekirse, "Hocalar öyle değildir" diye söze başlayıp güya idealize ettiğimiz insanlar da BİM'den alışveriş yapmaktadırlar.) Aralık 2006'dan beri tenkit ettiğimiz Takva'nın 'çok tartışmalı' niteliği, memlekete hakim senkronize cehalet ile kolektif ihmalkarlığın hayli meşru çocuğudur. Diziler dahil hiçbir filmimizde ibadetlerine riayet eden hiçbir karakterimize Neşet Ertaş dinletmediğimiz için, Mart 2010'dan sonra uzun süre tenkit edeceğimiz Büşra'nın diskoya gitmesine itiraz edemeyiz.
SON ANRAKTTA KONUŞULANLAR: Biz bize benzeriz. Bir filmi Avrupalının sevdiğine değil, İranlının sevmediğine itibar etsek daha iyi olur. Hayatı bilmeyenlerin bilmezliği bizzat bizimle ilişkilidir.
16- Sinema 150 senelik bir hikayeyi kapsar. Türkiye Cumhuriyeti (tekrar ediyorum: Türkiye Cumhuriyeti) ise hepi topu 90 yıllık bir külliyattır. Işbu nedenle "Bizden niye 'sıkı' sinemacılar çıkmıyor?" diye yakınmak beyhudedir. 'Büyük mevzu'yu -neyse ki- daha tam kavrayamamışken, sinema gibi 'küçük bir mevzu'yu içselleştirmek pek zordur.
17- Sinema 150 senelik bir hikayeyi kapsar. Biz ise bin yılı aşkındır bu dünyadayız. Işbu nedenle "Bizden niye 'sıkı' sinemacılar çıkmıyor?" diye yakınmak beyhudedir. Çünkü bizim şehirlerimiz vardır, bizim şiirlerimiz vardır, bizim adetlerimiz vardır. Şehirlere, şiirlere, adetlere konsantre olmak daha kazançlı bir iştir. Amma, 'sıkı' sinemacılarımızın varlığı da yan cebimize girse fena olmaz (İnsana derinlik katan şeylerin müzik ve şiir olduğunu belirten; sinema, tiyatro, roman gibi ürünlerin 'gizli telkin' aracı olduğunu [ve bu nedenle ahlak dışı olduğunu] söyleyen ve genç mimarların sinemacılarla, tiyatrocularla, romancılarla savaşması gerektiğini her fırsatta dile getiren rahmetli Turgut Cansever'den daha bahsetmedim bile...)
ÇIKIŞTA KONUŞULANLAR: Yapmakta ısrar ediyorsak adam gibi yapalım, yoksa bırakalım gitsin; sorun değil.
- Fatih Mutlu yazıları
- yorum yap >giriş/kayıt
- yazıcı sayfası
- Rastgele Yazı
- gönder

Yücel Çakmaklı'ya biraz vefa lütfen!
Halid Aslan — Salı, 09/02/2010 - 08:54Hakan Albayrak bugünkü köşe yazısında sinemaya dair düşünceleriniz yazmış:
Yücel Çakmaklı'ya biraz vefa lütfen!
Yapmakta ısrar ediyorsak adam
Kâni Çınar — Pzt, 08/02/2010 - 14:41Yapmakta ısrar ediyorsak adam gibi yapalım, yoksa bırakalım gitsin; sorun değil
Bütün işlerimiz için serlevhayı en sona saklayarak kapatıyoruz gözlerimizi: Adam gibi yapmak... Hep yapıyor gibi yapmak, hep yapmış gibi davranmak, hep boya üstüne boya atmak...
Ne yapmışız?
Ne yazmışız?la pek denk duruyor. Yazmadık ki yapalım. Sinema kültürümüzle cumhuriyet dönemi kültürünün entegresi iki karışık kümenin izdivacına benziyor. Kel güdük, acayip bir hâl... Batılı anlamda roman gibi, hikaye gibi, tiyatro gibi henüz yerli ve bize ait meselelere indirgeyemediğimiz türlerle aynı ortak sebeplere dayanan ve tali yolu andıran sinema da ilişiksiz duruyor...
Derdimiz son teknolojik gelişmelerle uçan kaçan, yatan batan, salt mesaja dayanan salt aksiyona dayanan... filmler olmamalı, holywood yapıyor onları... "adam" merkezli filmler olmalı. "Adam" kavramının içini doldurmak hele bu ülkede hele bu coğrafya ve kültürde çok zor olmasa gerek... Bizim İmam sizin imamı döver diyerek imam bilmeyen bir kitleye sela okusanız kaç yazar?
eline sağlık
Tevfik HATIPOĞLU — Per, 04/02/2010 - 00:44bazı noktalara çok tesirli parmak basmışsın.(10\11\14)parantez içindeki maddeler sadece sinema içinde değil çok geniş yelpazede değerlendirilebilir.gerçi birçok madde geniş bir ufku temsil ediyor.üstünde çok düşünmek lazım,sinema kapsamında tüm kültür sanat edebiyat başlıklarını barındırıyor.
beni aydınlattığın için kendi adıma çok teşekkür ederim.
Sinemayı didik didik edip iyi
Halid Aslan — Çar, 03/02/2010 - 11:16Sinemayı didik didik edip iyi kötü ayrımına dalmadan onun ne'liği üzerine kafa yoran; onu çatır çatır anlamaya ve anlatmaya çalışan; gündemimizde hep var olan yüzü ile bir kez olsun yüzleşmemize vesile olacak türden yazı okudum. Her bir maddede savrulup gittim. Mesela dedim kendime 1972 -75 aralığında Ticaret Lisesi salonunda ikiye ayrılmış erkekler ve kadınlar bol acılı Fatma Girik, Aliye Rona filimleri seyrederdi de kendi acınacak hallerini umursamayıp film kahramanının çektiklerine salya sümük ağlarlardı.Mesela Battalgazi filmleri ile çuş eden o zamanın biz tıfılları, tahtadan kılıçlarımız ve hayali atlarımız ile küffar üzerine cihada koşarken Cüneyt abimiz ile kader birliği ederdik. Kahramanımız bizi de kahraman kılardı. Hey hey de hey hey... Karne günü 3D gözlüklerle "Avatar" izlenip dışarı huruç edilirken yanımdaki bebelerime baktım da sinemadan yüreklerinde bir şey kalmamış gibi işin teknik kısımları ile daha çok ilgileniyorlardı. Bense Cüneyt Abim ile bu filmin başka bir boyutunda idim... Hey...
Fatih Mutlu, bizi birikiminden ve has yanından uzak tutma.
Hep yaz hep okuyalım ki "adamlık" üzerine daha çok kafa yoralım. Bir çığ heyecanıyla selamlıyorum seni.