Sayha Dergi

  • söz makamı
  • 100 türk büyüğü
  • kitap makamı
  • site haritası
  • ara
  • İletişim
Ana sayfa › Bloglar › Muhammet Esiroğlu yazıları

Var Olma Kuramı Olarak Çatışma

Muhammet Esiroğlu — Paz, 07/02/2010 - 08:22

Batı toplumunun medeniyet nüveleri Yunan düşüncesinden ve Roma İmparatorluğunun sosyal yapısından oluşmaktadır. Her iki devletin uygarlık birikimleri “öteki” üzerine kurulu bir sosyal yapılanmayı gerektirir. Demokrasinin beşiği ve ilk uygulayıcısı olarak kabul ettikleri Yunan devletinde tebaa, efendi ve köle ayrımına tabi tutulmuştur. Aynı şekilde Roma İmparatorluğunda da asil Romalılar, Latin halk ve köleler diye bir tasnif söz konusudur. Mütekebbir bir uygarlık anlayışının günümüze sunduğu “ötekiler” ise düşmandır. Çünkü asırlar boyu iç savaş ve çekişme içinde debelenen batılıları bugün bir arada tutan maya düşman paranoyasıdır.

Genelde batı medeniyetini özelde ABD-İngiltere-İsrail ortak yapımı dünya imparatorluğunu ayakta tutan temel unsur çatışmadır. Batı medeniyetinin çatışma ortamındaki tarafı kurtarıcılık misyonunu temsil etmektedir. Çünkü batı medeniyetinin yaşaması için gerekli olan çatışma ortamının oluşmasının sebebini, karşı tarafa yüklemektedir. Hatta zulmün ve sömürünün kaynağı olmasına rağmen mağdur rolünde, karşı tarafı dünyayı ateşe verebilecek güç olarak tasvir edebilmektedir. Hal böyle olunca dünyanın yılmaz savunucuları ABD-İngiliz-İsrail şer üçlüsü, dünyayı ateşe verecek güçlere karşı, mücadele misyonunu yüklenmişlerdir.
Bilindiği gibi ABD siyasetinin temel belirleyicilerinin başında küresel sermaye gelmektedir. Doğal olarak küresel sermayenin pazar ihtiyacını karşılamakta ABD siyasetine düşmektedir. Çünkü ABD siyasetinin ve ekonomisinin dümeni küresel sermayenin elindedir. Küresel sermayenin en etkin gücü ise büyük silah tüccarlarıdır. Silah tüccarlarının en büyük pazarı ise çatışma ortamlarıdır. Altmış yıllık dünya siyasetine baktığımızda son yirmi yıla kadar oluşmuş çatışma ortamı soğuk savaş dönemidir. Soğuk savaş ana eksenini kapitalist batı bloku ile komünist doğu blokunun oluşturduğu çatışma eksenini ifade eder. Yarım asra yakın devam eden soğuk savaş döneminde her an gelebilecek bir tehlike beklentisi ile herkes silahlanma yarışına gitmiştir. Bu büyük çatışma ortamının yanında bölgesel ve küçük ölçekli çatışmaların temel sebebinin de küresel aktörler olduğunu söyleyebiliriz.

1990’ların başında doğu blokunun çökmesi ile birlikte mevcut çatışma ortamı ortadan kalkmış oldu. Bunun doğal sonucu olarak silah ekonomisinin daralan pazar alanlarına takviye yeni pazar ihtiyacı doğmuştur. Aynı zamanda var olma sebebi “ötekileştirme” olan ve ötekileştirdikleri ile çatışma içine giren batı için, mevcut düşmanın tasfiye olması ile yeni bir düşman oluşturma zorunluluğu doğmuştur. Enternasyonel blokun çökmesiyle ihtiyaç duyulan düşman ve çatışma ortamının bulunmasında zorluk çekilmemiştir. Bulunan yeni düşman İslam’dır. Artık çatışmanın yönü Doğu-Batı ekseninden Kuzey-Güney eksenine kayarken, düşmanın rengi kızıldan yeşile dönüşmüştür.

Ancak bulunan yeni düşman büyük bir birikime sahip medeniyetin parçalanmış kalıntılarından olduğu için, İslam’ın düşman olarak tamamen karşı tarafta bırakılması sonucunda bu parçalanmış yapının yeniden bütünleşmesi ve böylece kendinden üstün bir medeniyeti yeniden diriltme konusunda endişe duymuşlardır. Bundan dolayı çatışmanın diğer tarafını hem İslam’ın yeniden büyük bir medeniyet olarak filizlenmesini engelleyecek hem de Müslümanları zan altında bırakıp savunma psikolojisi içine sokacak özel bir düşmana bırakmışlardır. Seçilen bu düşman terörizmdir. Batının zihinlere yerleşmesini istediği tanımıyla “islami terörizm” dir.

Terörizmle mücadele adı altında İslam ile girişilen savaşta Müslüman ülkeler çatışmanın dışında gibi gözükse de, bilakis çatışmanın tam ortasındadırlar. Çünkü batının kendisini tehdit eden bütün oluşumlar terörizm ile yaftalanmaktadır. Sahip oldukları enformasyon gücü ile kamuoyunu diledikleri gibi yönlendirerek Müslümanlar arasında fikir ayrılığı doğurmaktadırlar. Sonuçta batılılar çatışma içine girdikleri örgüt ya da milleti - hangisi olursa olsun – öncelikle kamuoyu nezdinde desteksiz bırakarak yalnızlaştırmaktadırlar. Böylece İslam toplumunu bir bütün olarak karşılarına almazlar. Hatta İslam toplumu içerisinde açıktan ya da gizliden gizliye destek bile görürler. Bu desteğin sebebi işbirlikçi bir anlayışın eseri olabileceği gibi batının propagandası etkisi ile takınılmış bir tavırda olabilir.

Değinmemiz gereken diğer bir hususta İslam toplumlarında ki iç çatışma ve kaos ortamlarıdır. Bu durum batının yürüttüğü bir çatışma modeli olarak karşımızda durmaktadır. Kendi imkanlarını, maddi ve askeri gücünü kullanmadan oluşturduğu çatışma ortamından hem maddi hem de stratejik hamle olarak nemalanmaktadırlar. ABD ve avaneleri İslam toplumundaki bu çatışma ve kaos ortamını fırsat bilerek müdahale şansını ve hatta yetkisini kendilerinde buluyor ve buraları nüfuzu altına alıyorlar. Böylece kendilerine haklılık payı çıkarmaktadırlar. Ve gelebilecek tepkileri de bu şekilde engellemiş olurlar.

Genel itibariyle batı kapitalizmi kendisini sığınılması gereken bir şemsiye olarak görür. Gücünü muhafaza etmek için oluşturduğu düşmanı ne bitirir ne de onun güçlenmesine şans tanır. Batı kapitalizmini ayakta tutan güç aslında bu çatışma ortamının verdiği zihin karışıklılığı ile onun sorgulanamaz olmasıdır. Halbuki batı medeniyetinin sorgulanmaya başlanması çöküşünü de beraberinde getirecektir

  • Tefekkür
  • Muhammet Esiroğlu yazıları
  • yorum yap >giriş/kayıt
  • yazıcı sayfası
  • Rastgele Yazı
  • gönder

biz de pir-ü pak değiliz amma...

Muhammet Esiroğlu — Salı, 09/02/2010 - 10:49

öncelikle katkılarınızdan dolayı müteşekkirim.

Lewis'in dilinden batı eleştirisimi savunmasımı olduğunu anlayamadığım alıntılar batının beş asırlık tarihini sorguluyor. diğer kültürlerden etkilenimini batının erdemi olarak almamız biraz fazla iyi niyet olacaktır.
bi defa batının islam ilimlerinden etkileşimi endülüs haçlı savaşları ve seyyahlar vasıtası ile olmuştur.
endülüs katliamı tamamıyla batının uygarlığının 'öteki' düşüncesinin bir sonucudur. Haçlı savaşları da aynı şekilde.
Antropolg ve oryantalist araştırmalarda batı kibrinin bir sonucudur.

ama bizim kendimize ait eleştirilerimiz saklı tutmakla birlikte bu yazının konusu değildir. kendimize ait eleştirilerin bu yazı da ele alınmaması batı eleştirilerini haksız çıkarmaz. o farklı bir yazının mevzuunu teşkil etmektedir.

Selam ve dua ile

  • yorum yap >giriş/kayıt

Diğer kültürlerden etkilenimi

Aynur Yavuz — Salı, 09/02/2010 - 12:45

Diğer kültürlerden etkilenimi batının hem erdemi hem de günahı olmuştur. İflah olmaz bir Batı savunucusu ve Lewıs müridi olarak Lewıs’ın yazdıklarını aktarmamakla birlikte kendimize ait eleştirilerin bu yazının konusu olmadığının henüz ilk harfi yazmaya başlamadan farkındaydım. En son ki tespitinize sorularla karşılık vermiş oldum o kadar..
Antropolg ve oryantalist araştırmalar da batı kibrinin bir sonucu olmuyor sadece. Daha başka başka şeylerin de sonucu oluyor..Erdemle günah Batı için işte tam da bu noktada iç içe giriyor mesela..
Bakınız Bernard Lewıs ve 11 Eylül’den sonraki tutumu.
Vesselam.

  • yorum yap >giriş/kayıt

Bernard Lewıs “Keşifler

Aynur Yavuz — Pzt, 08/02/2010 - 20:00

Bernard Lewıs “Keşifler Çağında Hıristiyanlar Müslümanlar Yahudiler” adlı kitabında çok büyük ölçüde 1492 ( İber Yarımadası’ndaki İslam egemenliğinin sona erdiği, Yahudilerin bu topraklardan çıkarıldığı, ve Amerika’nın keşfedildiği yıl ) tarihini baz alarak ve olayların tarihi arka planını göz ardı etmeyerek Doğu ve Batı dünyasının birbirleriyle ilişkilerini ve etkileşimlerini açıklamaktan da öteye giderek dönemin çarpıcı bir tablosunu çiziyor. Neyin ne zaman çatışmaya dönüştüğü ve tam olarak her iki dünya açısından da ”öteki”nin neyi ifade ettiğinin daha anlaşılır kılındığı bu kitapta Lewıs, son birkaç sayfada bugünün Batı dünyasını çözümlemeye çalışmış ki söylediklerine katılırız veya katılmayız okunmaya fazlasıyla değer diye düşünüyorum .Kitaptan altını çizdiğim ve kendi açımdan birçok şeyin daha anlaşılır kılınmasına yardımcı olduğunu düşündüğüm satırları ,uzunluğundan ötürü affınıza sığınarak paylaşmak isterim.
“* Avrupa tarihçilerinin ortaçağ olarak adlandırdığı yüzyıllarda ayakta kalabilmiş iki misyonerlik dini olan Hıristiyanlık ve İslamiyet, haklı olarak, birbirini başlıca rakip olarak gördü. Misyonerleri ve tüccarları dünyanın her tarafına gitmeye yönelten iki zorlayıcı dürtü olan inanç ve hırsın dışında Müslümanlıkla karşı karşıya kalan ortaçağ Hıristiyan Avrupa’sında belki bunların ikisinden de daha zorlayıcı olan üçüncü bir dürtü vardır: korku. (Ki İslam, Batı dünyası için bulunan yeni bir düşman değildir.)
*Avrupa halkları geniş çaplı yayılmaya neden girişti ve neden fetih, din değiştirme ve sömürgeleştirme yoluyla Avrupa merkezli bir dünya yaratmaya çalıştı? Bu neden, bazılarının inandığı gibi, kökleri derinde yatan,belki de kalıtsal bir kötülük, içe işlemiş bir tür ahlaki kusur muydu? Soruya verilecek bir cevap yoktur,çünkü yanlış biçimde yöneltilmiştir.Avrupalılar öteki halkları alt etmeye, boyunduruk altına almaya ve soymaya koyulurken, yalnızca komşuları ve selefleri tarafından önlerine konmuş örneği izliyor ve aslında insanoğlunun ortak alışkanlığına uygun davranıyordu. Özellikle Afrika ve Asya’daki komşu İslam topraklarına yönelik saldırıları, bu alışkanlığın açık bir örneğiydi. İlginç olan sorular neden bu uğraşa girdikleri değil, neden başarılı oldukları ve başarıya ulaştıktan sonra neden sanki bir günahmış gibi bu başarılardan pişmanlık duyduklarıdır. Başarı modern çağda, pişmanlık ise yazılı tarihin tümünde benzersizdi.
* Yıkıcı iki dünya savaşıyla zayıflayıp tükenen ve emperyal konumunu yitiren Batı Avrupa, kökleri ve birçok değeri bakımından Avrupai, ama başka bakımlardan köklü biçimde farklı ve yeni bir uygarlığın doğmuş olduğu Amerika’ya teslim oldu; bu durum hemen hemen bütün önemli beşeri alanlarda insanlığa yeni bir liderlik kazandırdı.Avrupa kaynaklı ve daha geniş çaplı bu uygarlığı ve Amerika’yı Batı’nın lideri olarak nitelendirmek artık alışagelmiş bir tutumdur.
* Şu an için, başya Kuzey Amerika olmak üzere, Avrupalılar, onların çocukları ve yandaşları arasında açgözlülük ve kendine güven üzerine kurulu ruh hali, yerini doymuşluk, suçluluk ve kuşku üzerine kurulu bir ruh haline bırakmış bulunuyor.Kuşku iyi bir şeydir ve aslında Batı uygarlığının ana kaynaklarından biridir. Öteki uygarlıklarda ve bizim uygarlığımızın ilk evrelerinde düşünceyi zincire vuran, hoşgörüyü zayıflatan ya da ortadan kaldıran ve demokrasi dediğimiz karşıtların işbirliğini önleyen kesinlikleri sarsar. İnsanları sorular sormaya ve böylece buluşlara, yeni başarılara ve başka uygarlıklarınkiler de dahil olmak üzere yeni bilgilere yöneltir. Modern anlamıyla suçluluk-hukuki bir karar değil, zihinsel bir durum olarak- aşındırıcı ve yıkıcıdır; aynı zamanda bizim Batı uygarlığının en derin ve en karakteristik kusuru olan kendi kendimize büyük bir kibirle müsamaha göstermemizin aşırı bir biçimidir. Dünyanın bütün kötülüklerinden sorumlu olduğunu öne sürmek, “beyaz adamın yükü”nün yeni versiyonudur. Aynı kendini beğenmişlik ve saçma bir yaklaşımla bütün iyiliklerin kaynağı olduğunu öne süren emperyal seleflerimizin tutumu kadar kendi gururumuzu okşar ve başkalarına karşı da sözde bir alçakgönüllülük gösterisinde bulunur.
*Şimdilerde çokça duyduğumuz bir sözcük, eğitim ve kültürümüzün özellikle Avrupa merkezli karakteri olarak tanımlanan yönünün sona ermesi ve yerini birçok kültüre dayanan bir anlayışa bırakması gerektiği düşüncesini ifade eden “çokkültürlülük” kavramıdır. Çokkültürlülük düşüncesi kendi başına mükemmeldir ve Avrupa ile Batının büyük geleneğine birçok bakımdan uymaktadır. Merak, ilgi ve saygı dolu bir yaklaşımla yabancı kültürleri incelemeye ilk kez yönelen ve uzun yıllar bu tutumu tek başına sürdüren, ayrıca tarihe gömülü uygarlıkları açığa çıkararak ve unutulmuş metinleri çözerek yabancı kültürlerin tanınmasına ve kendilerini anlamasına büyük bir katkıda bulunan, her şeye rağmen, Batı dünyasıydı.
*Her ne olursa olsun, Avrupa uygarlığı hiçbir biçimde yalnız Avrupa’ya özgü değildir. Tarihte bilinen bütün öteki kültürler gibi, başta Mısır’da ve Bereketli Hilal ülkelerinde ortaya çıkanlar olmak üzere, kendisinden önce gelen kültürlerin katkı ve etkileriyle zenginleşmiştir. Günümüzde başka kültürlerin incelemesini değerli ve önemli kılan birinci neden, onları kendi yaşam koşullarında tanımaksa, ikinci neden de kendi kültürümüzü daha derin ve daha gerçekçi bir biçimde anlamanın yolunun öteki kültürleri incelemekten geçmesidir. Öğrencilerimizin, yakın komşularımızın dillerini bile öğrenmede isteksiz davrandığı ve kendi dillerini kullanmada gittikçe artan güçlükler yaşadığı bir dönemde, tuhaf ve zor diller üzerinde çalışma çağrısında bulunmak donkişotvari bir tutum gibi görünebilir. Ama ben bir Arap uzmanı olarak, insan uygarlığının en büyük klasik dillerinden biri ve son derece zengin bir edebi, dinsel, felsefi ve bilimsel kültürün iletişim aracı olan Arapçanın hakkını vermeliyim.
*Yeni tarihi 1492’de başlayan Yenidünya, 20yy.ortalarına doğru Batı uygarlığının tartışmasız lideri ve onu yıkmaya çalışan iç ve dış düşmanlara karşı başlıca savunucusu konumunu kazandı.Bu liderliğinin bazılarınca eleştirildiği, bazılarınca sorgulandığı, başka bazılarınca suçlanıp reddedildiği günümüzde bile, hala ciddi bir rakiple, tutarlı bir seçenekle karşı karşıya değil.Her gün “Kahrolsun Amerika” diye bağıranlar bile, böyle bir istekleri olsa da, bu amaca ulaşma gücünden kesinlikle yoksundur. Onlar Amerika’yı yok edemezler, ama Amerikan toplumunda görülebilen belirli yönelimlerin bu noktaya varması halinde, bir intihara yardım edebilirler. Ve eğer böyle bir şey olursa, her durumda mirasa sahip çıkanlar onlar değil başkaları olacaktır.Peki, bu miras nedir ve korunmaya ya da sahip çıkılmaya değer midir?
Bütün kültürlerin kendi kazanımları, kendi sanat ve müzikleri, felsefe ve bilimleri, edebiyat ve yaşam tarzları, insanlığın ilerlemesine başka katkıları vardır; bunların bilinmesinin bize yarar sağlayacağına ve yaşamımızı zenginleştireceğine kuşku yoktur. Bu sonsuz insan çeşitliliğini, onu inceleme ve ondan öğrenme gereğini fark etmek belki de Batının en yaratıcı yeniliklerinden biridir. Çünkü başka kültürlere yönelik merak duygusunu besleyen, onların dillerini öğrenme, adetlerini araştırma, kazanımlarına değer biçme ve saygı gösterme isteğini taşıyan yalnızca Batıdır. Tarihin bilinen öteki büyük uygarlıklarının hepsi istisnasız olarak kendilerini tek başına yeterli görmüş, kendileri dışında kalanları ve hatta kendi içlerindeki altkültürleri ve düşük statülü kesimleri aşağılayıcı bir tavırla barbar, bizden olmayan, dokunulmaz, kâfir, yabancı şeytan saymış ve hakarete dönük daha teklifsiz, daha kaba terimlerle anlamışlardır. Başka uygarlıkların dillerini öğrenme çabasını ancak fetih ve tahakkümün getirdiği baskı altında göstermiş ve dünyanın o zamanki egemenlerinin fikir ve âdetlerini kendini savunma amacıyla anlamaya çalışmışlardır. Bir başka deyişle, efendileri olarak tanımak zorunda kaldıkları kişilerden bir şeyler öğrenmeleri, onları ancak yönetici ve /veya öğretmen olarak gördüklerinde söz konusu olabilirdi. “Öteki”ne yönelik kendiliğinden gelişen merakın ve onun “ötekiliği”ne zorlama olmayan saygının kendine özgü bileşimi, Batılı ve Batılaşmış kültürlerin ayırt edici bir özelliği olmaya devam etmekte ve bunu ne paylaşan ne de anlayabilen çevrelerce hala şaşkınlık ve kızgınlıkla karşılanmaktadır..
*Batı kültürü günün birinde gerçekten yok olup gidebilir: Onun savunucusu olması gerekenlerden birçoğunun inanç eksikliği ve onu suçlayanların ateşli keskinliği pekala batı kültürünün yıkımına katılabilir.Ama eğer batı kültürü yok olup giderse, bütün kıtalardaki erkekler ve kadınlar bunun sonucunda güçsüz düşecek ve tehlikeye girecektir. “
***
Batı pîr u paktır demiyoruz. Amma;
Şu ötekileştirme dediğimiz olgu kendi içimizde bizlerde de fazlasıyla mevcut değil midir? Ve galiba en çok da bu yüzden kaybetmedik mi.. Sadece Batıyı değil büyük ölçüde kendimizi sorgulamaktan geçmiyor mu sihirli formül..Biz kendimizi bilemedikten sonra Batı kültürü yerle yeksan olsa ne çıkar ki. Kanaatimce içimizdeki kaosun ateşini fitilleyen de Batı’dan daha evvel biziz..

  • yorum yap >giriş/kayıt

Fukayama "Tarihin Sonu"nu

Halid Aslan — Pzt, 08/02/2010 - 14:19

Fukayama "Tarihin Sonu"nu yazadursun... Ameika Amerika diye seslensin Jean Baudrillard, Herkes ayağa kalksın ve isyana dursun... Sistemin olmak ile sistemli olmak arasında bocalasınlar garipler. Sistemin lordları daha bir keyifli tüketsin purolarını... Allah isterse film çabucak biter, Brezinski'nin hesapları alt üst olur ve kahrolası Amerika hidatere erer... Allah isterse... Peki ya biz? Topu hep Allah'a atan bizler? İhdinessıratal mustakim diyen bizler? Demekle olmuyor diyesim geliyor. Biz dedikçe adamlar daha memnun olur diyesim geliyor. Susuyorum.
Sorgulamak?
"Biz Batılılar Batının nesini sorgulayabilecek kudretteyiz?"

  • yorum yap >giriş/kayıt

Benzer Yazılar

  • Hayat İki Ağlayış Arasında Bir Gülümseyiştir.
  • Medeni Şehirler Uygar Kentler
  • Köle Karakterli İnsanlar
  • Varolmak: Cebr ve İşrâk
  • Kayıp Ayna - Züleyha -

Üye girişi

  • Üyelik başvurusu
  • Şifremi unuttum

Gezinti

  • Son Gönderiler
  • Site Rehberi (Yol Haritası)
  • Komşularımız
  • Fotografhane
  • Kategoriler
  • İzlence

Üyelerimiz

  • Çevrimiçi
  • Yeni Üyeler

Şu an 0 üye ve 3 misafir çevrimiçi.

  • mucahit
  • Ahmet Halid
  • halim
  • nermin şen
  • almira

Son Yorumlar

  • bu taşı görünce aklıma
    1 gün 20 sa. önce
  • Bu dünyada yolcu olduğunu
    1 gün 20 sa. önce
  • Fotografcinin aci talihi
    2 gün 14 sa. önce
  • TSE standartlarında..
    3 gün 15 sa. önce
  • Heidelberg,Melekler Mekanı
    4 gün 2 sa. önce
  • direnebildiğimiz kadar
    6 gün 8 sa. önce
  • Neden olmasın?
    6 gün 9 sa. önce
  • Oğullar ve Babaları
    6 gün 13 sa. önce
  • Sağnak sağnak...
    6 gün 13 sa. önce
  • Şans mıdır?
    6 gün 13 sa. önce

Anket

Asla Vazgeçmem...:

Fotografhane'den

Geç Kalan Vuslat

Rastgele

  • İçerik
  • İzlence

  • İsmet Özel - İçimden şu zalim şüpheyi kaldır
  • İçimde İkiz Sevdalar
  • "Ölümsüzlüğü Tattık Bize Ne Yapsın Ölüm…"*
  • Mesel Var Mesel İçinde
  • Ölümü Ne Hatırlatır?
  • Alaca Karanlık Türküleri (II)
  • Yakarış
  • Şimdi tam zamanı
  • Ey Çağları Eskitmiş Ellerim!
  • Ben Kar Yağarken

Gözdeler

Bugün:

  • Okul Sevgisi
  • Gül Kokulu Aşk
  • Şairin Arayışı, Toplum ve İktidar Üzerine Düşünceler

Son görüntülenme:

  • Bin Aydan Hayırlı Bir Gece
  • 17 maddede şu sinema meselesi
  • Makber semaisi

Sayha Dergi © (1990) 1998 - 2010
Gizlilik ve kullanım şartları I Künye

  • söz makamı
  • 100 türk büyüğü
  • kitap makamı
  • site haritası
  • ara
  • İletişim

@ İktibas - Yazılar için kaynak belirtirseniz acayip memnun oluruz.