Sayha Dergi

  • söz makamı
  • 100 türk büyüğü
  • kitap makamı
  • site haritası
  • ara
  • İletişim
Ana sayfa › Bloglar › yavuz akengin yazıları

Zelâl Yağmuru - 4

yavuz akengin — Cum, 11/06/2010 - 09:31

masum kalabilmişler'e...

Yağmurun yumruk gibi şehrin kaldırımlarına indiği bir mayıs sabahına açıyorum gözlerimi. Perdeleri çekilmiş evin dışından içeriye, eşsiz bir müzik sesi gibi dolan davetsiz ses, yağmurun sesi. Ağaçların yapaklarına değen damlaların sevinciyle her bir yaprağın kendince attığı sevinç çığlıkları benim duyduğum. “Kalk hadi Zelâl epey ilerlemiş saat. Üstelik yağmur da yağıyor” diyorum gülümseyerek. Pencereye çarpıp, bir yol bulsam da içeriye girsem diye birbirleriyle yarışan minik damlacıkları hayal etmeye çabalıyorum. Yapamıyorum. Hayal etmeme gerek yok. Sesini duyduğum şeyin hayalini kurmamın bir anlamı yok, deyip aralıyorum perdeyi…

Cömert bulutların bahşettiği yağmur, şehri esir almış sanki. Penceremin az ötesindeki badem, dut ve kayısı ağaçları teslim bayrağı çekmiş. Pıt pıt yaprakları döven yağmurun büyüsüne kaptırıyorum kendimi. Gözlerimi kısıp uzaklara, çok uzaklara, o kimsenin bilmediği, görmediği, gidemediği ve herkesin, sadece ‘uzak’ olduğunu söylemekle yetindiği ‘uzaklara’ gidiyorum.

İki elimi birden soğumuş cama dayayıp, gözlerimi badem ağacının yapraklarından süzülüp köklerine doğru inen damlalara dikerek ve hem kalbimi hem de zihnimi boşaltarak, sessiz bir iç ayine başlıyorum. Uzaklardayım. Ordayım. Hayalini kurduğum, mutluluğun var olduğuna inandığım ‘o yer’deyim. Her şey asil bir suskunlukta. Doğanın bilinen tüm diğer sesleri kaybolmuş. Sadece yağmurun sesi var. Kollarımı iki yana açmış, gözlerimi havaya dikmiş, küçük damlacıkların gözlerime, burnuma ağzıma dolmasını bekliyorum. Bir süre sonra nefessiz kalacağımı anlayınca, kollarımı göğsümde kavuşturup çömeliyorum olduğum yere. Sırtımdan giren yağmurun, ayak parmaklarımdan çıkışını izliyorum gözyaşları içinde…

Yağmurlu bir günde gitmişti o. Islanmış saçlarını geriye doğru şöyle bir atmış, sonra… sonra ardına bile bakmadan gitmişti. İşte o gün yağmurla bütünleştim. Yağmuru kimse sevmemiştir benim kadar, o günden beri. Zelâl’in çığlığı sel gibi akıp geçtiği her yere yasemin kokuları taşıdı. Bu kokuyu duyanlar, “Bu Zelâl olmalı” dediler. Beyaz tenli tombul kadınlar minicik kızlarını bağırlarına bastıklarına usulca benim adımı fısıldadılar kulaklarına, ninni niyetine. Gelinlik kızlar, hoyrat delikanlılar, tüm yaşamı ‘soruları’ kadar olan çocuklar… herkes, ama herkes Zelâl’in yağmurlu bir günde yalnız bırakıldığını, sonrasında her yağmurda damlalara bakıp bakıp ağladığını, saatlerce boş gözlerle düşen damlara bakıp bazen gülümseyip bazen hüzünlendiğini, en çok da her yağmur düştüğünde yer yüzüne, en çok sevinenin yine Zelâl olduğunu bildiler. Ahh! Yağmur suyuyla yıkanmış kalbimi diyorum sessizce, nereye kaldırsam, hangi sandıklara saklasam, hangi büyülü sözleri söyleyip de uyutsam...

Yağmur dinecek gibi değil. Pencereye dayalı ellerim üşüyor. Olsun, üşüsün. Varsın yağmurun soğuttuğu camlarda üşüsün tırnaklarım. Küçücük serçelerin ıslanmamak için korunaklı bir ev diye dibine saklandığı ağaç kovuklarında kalsın aklım. Esrarengiz hayallerimin gittiği, o yerlerde, o ‘şeyler’le hemhal olduğum yerlerde kalsın kalbim. Ama yağmur, yağmur hep yağsın. Kimseye inat değil. Bana verilmiş en büyük lütuf olarak. Toprağa, yavru kedilere, küçük serçelere, badem ağaçlarına, dut ağaçlarına bir lütuf olarak yağsın. Bir hediye. Toprak bile kıymetini bilip yeryüzünü muhteşem kokulara bürüme görevi görürken, en çok da biz insanlar, en çok da ben, en çok da benim ıslak bakan gözlerim bilsin kıymetini yağmurun.

Pencereyi sonuna kadar açıyorum şimdi. Baş döndürücü bir toprak kokusu doluyor odaya. Açık pencereyi fırsat bilen yaramaz damlacıklar içeri süzülüyor ürkek ürkek. Korkmayın, buyurun girin içeri. Oda, ev, ben kendim, hepsi size ait. Siz ki biraz önce kopup geldiniz, ‘her şeyin geldiği yer’den. Gelin gözlerimde birer yuva yapın kendinize. Benimle kalın bundan böyle. Gözlerimde, yüreğime akıp giden gözyaşlarım oluverin. Önce küçük birer baloncuk gibi sonra kocaman olun, beni içinize alın. Tüm varlık sizden ibaret olsun. Sonsuz büyüklükte bir daire gibi sarıp sarmalayın varlığımı, diyorum usulca tek tek içeri ‘buyuran’ damlalara.

Aşk’ın büyüklüğü karşısında dilim tutuluyor! Aşk’ın sadece ‘aşk’ olmadığını, bildiğimiz anlamından çok öte, çok derin, sayısız hüznü, sevinci, mutluluğu, üzüntüyü içinde barındıran bir deniz olduğunu anlıyorum artık. Sonsuz bir ‘büyüklük’ karşısında bizim aşk diye bildiğimizin, denizde damla dahi olmadığını, istesek de olamayacağını anlıyorum. Ey sevgili! Ey bırakıp giden ve akasına dahi bakmayan! Ben sen’den geçtim, kendim oldum. Kendimi buldum. Yağmur damlalarının kudretini düşünüp, bu kudretin sahibini buldum. Artık sen olmasan olur hayatımda. Var sen gitmiş ol. Var ben gözü yaşlı kalayım geride. Ben seni geçip ‘BÜYÜK OLAN’ı bulmuşum ya, yağmur olup yüreklere dökülmüşüm ya, benim yazdığım ama ‘yazanın’ sadece harflere döküp aktarmakla kaldığı bir öyküyü âşıkların kalbine kor gibi düşürmüşüm ya, var sen ‘giden’nin kötülüğüne varmış ol…

Üşüyorum. Kollarımda tüyler diken diken. Alnımda ter damlaları birikiyor. İçimde tuhaf bir boşluk var sanki. Kocaman bir boşluk. İçimi kaplıyor. Sonra dışımı, tüm bedenimi kaplıyor. Sara nöbetine girmişçesine titriyor vücudum. Titreyen elimi zorlukla pencereye uzatıp kapatıyorum. İçeri girmeyi başarmış damlalar içerde kalmanın acısını ‘uçarak’ öderken, dışarıda kalanlar ise içeri girememenin hüznünü yaşıyor sanki. Öyle hissediyorum. Güç bela kendimi attığım yatağa boylu boyunca uzanıyorum. Öyle bir düşüş ki sadece pencerenin dışında mutlulukla gülümseyen damlaları fark ediyorum. Dudaklıma belli belirsiz bir tebessüm yerleşiyor. Kararıyor yavaş yavaş dünya. Dünya etrafımda halka olmuş dönüyor. Her şey, odadaki her şey halkaya dahil olmuş dönüyor. Bir tek pencere sabit ve dışarda da yağmur bardaktan boşanırcasına şiddetleniyor.

Belli belirsiz film sahneleri gibi geçiyor gözlerimin önünden ‘geçmiş.’ Yağmurlu bir günde ıpıslak bir şekilde onunla birlikte yürüyoruz. Dönüp bana bakıyor, gülümsüyor. Gülümseyerek karşılık veriyorum. Sonra yüzüne umursamaz bir tavır takınıp gidiyor, sırıtarak. Yumuk yumuk olmuş gözlerimle bakıyorum ardından…

Büyük bir dağın tepesindeyim şimdi. Her taraftan rüzgarlar toplanıp etrafımda elele tutuşmuşlar. Bulutlar toplanmış, yağmur ha yağdı ha yağacak. Saçlarım uçuşuyor. İlk damlalar düşmeye başlıyor. Bunlar haberci damlalar. Ardından daha hızlı bir şekilde diğerleri takip ediyor onları. Bunlar da esas ordu. Fethedecekler tüm kalelerini yeryüzünün. Girilmez denilen kaleleri zaptedecekler birkaç dakika içerisinde. Tüm bedenim ıslanıyor. Yere oturup gözlerimi sonuna dek açıp, başımı göğe dikiyorum…

Artık hiçbir şey eskisi gibi değil. Ne olduklarını anlayamadığım tuhaf şekiller var odada. Her şey mutluk bir suskunlukta. Bulanık bir sudan dışarıya bakan biriyim artık. Bulanık, karmakarışık. Her şey birbiriyle iç içe ve her şey tek ‘şey’ gibi. Tek’lik. Hayalin bile ulaşamayacağı büyüklükte bir teklik…

Kanımın çekildiğini hissediyorum. Ellerimin titremesi bir an için geçiyor gibi. Tam o esnada içimde tarifi imkansız bir acı peydah oluyor. Kavuruyor içimi. İki büklüm oluyorum.

Artık şekilleri de göremiyorum. Küçük, çok küçük, iğne başı kadar bir yerden mavi kırmızı yeşil sarı ve mor renkte bir ışık sızıyor.

Boğazımı yakarak dışarı çıkan bir sıcaklık duyumsuyorum sonra. Sıvı bir şey bu. Dudaklarım yanıyor.

Bir daha hiç uyanamayacağımı bilerek kapıyorum gözlerimi…

  • Yürek Yarası
  • yavuz akengin yazıları
  • yorum yap >giriş/kayıt
  • yazıcı sayfası
  • Rastgele Yazı
  • gönder

Hatıralar, yağmur, ikimiz…

emine — Cum, 11/06/2010 - 16:50

Zelal bu sözlerle başladı ilkin;

"Aşka uyandım senden sonra. Aşkı bildim. Aşkı tanıdım, sevdim. Senden sonra, sen yokken. Sensizlikte. Aşka uyandım..."

Zelal'in arayışı;

"Seni düşlüyor, seni özlüyor, seni arıyor, seni görüyor, seni sayıklıyor, seni seviyor, seni dinliyor ve ağlıyordum..." şeklinde devam etti.

Biz Zelal'i çok sevdik Yavuz,ruhunda erittiğin kelimeler her seferinde ekranımızda yağmur damlası gibi süzüldü.
Ve Zelal nihayet hakikate sarılarak bir sarmaşık gibi uzandı göğe...

Hakk'a erenlerden olma duasıyla...

  • yorum yap >giriş/kayıt

Olması gereken...

nur zelal — Cum, 11/06/2010 - 11:04

İthafa takılıp kaldım nedense ve hikayenin geri kalanında “masumiyet”in izini sürer halde buldum kendimi.
Zelâl…
Berrak,duru,sakin bir resim,hayatın tüm gitmelerine sükûnetiyle direnebilen gerçek-belki de tümüyle hayal-
Tüm hayallerin akıbetine vurgun…

Hikaye öyle mağrur bir sağanağa mahkum ediyor ki kahramanlarını,neden nasıl açmazlarına saplanıp kalmak gelmiyor insanın içinden.

Öyle işte;O gider ve kalanın gözlerinin feri söner.Böyledir ve böyle olması gerektir ki,aşkın berrak sularında yunmuşluğun adı olsun yağmur...

  • yorum yap >giriş/kayıt

Benzer Yazılar

  • Seyyah Suskunluğu - 5
  • Gökyüzünde Çığlık
  • ...Seyyah Suskunluğu - 4
  • gündoğumu
  • kalemin mührü çözüldü ya hir!

Üye girişi

  • Üyelik başvurusu
  • Şifremi unuttum

Gezinti

  • Son Gönderiler
  • Site Rehberi (Yol Haritası)
  • Komşularımız
  • Fotografhane
  • Kategoriler
  • İzlence

Üyelerimiz

  • Çevrimiçi
  • Yeni Üyeler

Şu an 0 üye ve 6 misafir çevrimiçi.

  • Furkan Yazıcı
  • Nezihe Eylül
  • Ercan Olaş
  • adem gülsoy
  • Çetin Yeşil

Son Yorumlar

  • "Bayram bir çocuğun kalbine
    21 sa. 18 dk. önce
  • Ramazan'dan ayrılırken sevinç
    23 sa. 12 dk. önce
  • El öpenleriniz çok olsun,el
    1 gün 10 sa. önce
  • bayram.....
    1 gün 12 sa. önce
  • bayramlar bayram olsa keşke
    1 gün 12 sa. önce
  • Bayram
    1 gün 13 sa. önce
  • Ramazan'a tekrar kavuşmak
    1 gün 14 sa. önce
  • Sessiz/-im/-iz/-siniz
    1 gün 22 sa. önce
  • "uyanış"
    2 gün 12 sa. önce
  • Vadi Şenleniyor,yaşasın...
    3 gün 12 sa. önce

Anket

Asla Vazgeçmem...:

Fotografhane'den

Nazargah-ı İlahi

Rastgele

  • İçerik
  • İzlence

  • “ Mü’min Bir Delikten İki Defa Isırılmaz.”
  • Şeyh Galib Ve “Zügürtlük” Gazeli
  • Güzel ve Eksik Bir Arada
  • içimdeki hüznüme...
  • İsyanın Dili Yoktur
  • İnşirâh, Yâ Allah!
  • Yedi Şiir ve Bir Ölüme Dair
  • Kara Tane
  • "Sehl-i Mümteni" ve Yapı Nazariyesi
  • Çetrefil Sızı

Gözdeler

Bugün:

  • Bayramınız Kutlu Olsun
  • Gül Kokulu Aşk
  • 100 Türk Büyüğü

Son görüntülenme:

  • Gelişi Güzeller 2
  • Aynalar -Neredeyse Evrensel Bir Tarih-
  • Tarık Tufan 14 Eylül’de Sultanahmet Kitap Fuarında

Sayha Dergi © (1990) 1998 - 2010
Gizlilik ve kullanım şartları I Künye

  • söz makamı
  • 100 türk büyüğü
  • kitap makamı
  • site haritası
  • ara
  • İletişim

@ İktibas - Yazılar için kaynak belirtirseniz acayip memnun oluruz.