Tutunamayanlar Ya da Razı Olanlar
Salih Furkan — Cum, 22/10/2010 - 10:25
Tutunanlar ile tutunamayanlar arasındaki fark büyük ölçüde Kafka ile Camus arasındaki fark kadardır. Nietzsche’nin Deccali. Aziz Pavlus’un İsası. Belli ki, tedirginlik iyidir. Ama ondan iyi olan ihtiyattır. Hayatla dalga geçmek hızla sonuçlanacak pek çok kader manzumesi içerir.En iyi Vatandaşlık dersini tutunduğunu zannedenler anlatır. Selim’i anlamamak kendi ruhumuzun abesle iştigaliyeti olur.
Sonucu ne olursa olsun dediğimiz birçok şeye sahip de değilizdir. Sahip olamadıklarımız ise bizi korkutur. Aslında bir ileri aşamada “vazgeçeyim mi? Evet vazgeçeyim!”duruyordur. Olmadı mı olmaz elbette. Maalesef, daha da boşanırsınız ipinizden. Bu bazen iyidir de. Yolun sonuna geldiğinizi düşündüğünüz bir yerde ise yine mutsuzluk, umutsuzluk gibi fakr-u zaruretler içerisine gireceksiniz.
Turgut gibi nicelerinde hep bir yükseliş, ilerleyiş ve yine düşüş bir aradadır. Selim tüm bunların arasında sorgular benliğini ve sizi. Bunda bir şey yok. İnsan doğasının karnesi de istatistiksel bir veri olarak bunu içerir. Bu karnede eleştiri sıfır, düşünme sıfırdır. Bir dersten daha kalırsanız. Hayattan kalırsınız. İnsanın sepeti huzursuzluk hastalığının obsesif konçertolarıyla inler durur. Sabah kalkıldı. Kahvaltı edildi. İşe gidildi. İşteki diyaloglarında büyük laflar etti. Bazen karşıya geçti. Ara sıra da bu tarafta süründüğü oldu. Hiç üzülmedi. Bir an için istedi; lakin tepesi üstü geri döndü. Biz ondan da vazgeçtik. Biraz şirazesini bozarsanız aslan kesilecek besbelli. Bırak da tutunsun garibim.
Yanıma biri yaklaştı ve dedi ki; “Bu hayatı yakalayamadık. Sadece peşinden koştuk. Baktık bir şey olmuyor, yel değirmenlerine saldırdık. Kaybedilmiş bir idealin peşinden koştuk. Ama dava adamıydık. Kaybettiğimiz yerde kazanacaktık. Soren’i, Nietzsche’yi, Kafkayı ve diğerlerini birbirine düşürdük. Olmadı…” Olmayacaktır diye ekleyerek devam ettik; “Bırak elindeki bu reddiyeci zihniyeti; çok zeki olmak da geri zekâlı olmak da bir işine yaramaz. Yel değirmenleriyle, kılıç ve kalkanla savaşamazsın. Onlarla ilgili yokmuş gibi de davranamazsın. Kafka gibilerine uyarsan Kaf dağının berisinde kalacaksın zirâ. Ey mutsuz arkadaş, sen Deccal’i öldüremezsin. Kapıdan içeri sokmasan yeter.” Şimdi bakıyorum, hâlâ dinlemiyor beni. Gülüyorum. “Ne yapalım öz benliğini korusun da. Bu da bir şeydir”
Bir gün Kafka ile otururken, “Dava”ndan memnun musun?” demiştim. Ona da karşıyım dedi. Kafam karışık şu anda. “Bu bir ayrılık noktası farkında mısın?” diye çıkıştım: “sen de memursun ben de. Yalnız ikimiz de kendi ruhumuzun memuruna amir olmak istiyoruz. Sen gel şu “Tutunamayanlar”ı bir oku. “Bakarsın yine rastlaşırız. Kır kahvesinde çay içerken Dosto’nun muzdaripliğinin Epikuros gibi fiziksel acılarından kaynaklandığından falan bahsederiz. Nietzsche’nin öldürdüğü Tanrı’nın aslı astarı olmadığınla ilgili iki lafın belini kırarız. Biz de çok çektik tutunanlardan. Korkma benden. Teoloji diye başlayacaksın biliyorum. Ben yaratıcıyı bilim malzemesi yapmıyorum, haberin olsun. ”
Araf da bir taraftır. Taraf, hırslı olur. Hele bir de hakikat menşeiniz varsa, hayata pamuk ipliğiyle bağlananlardan tekmeyi yiyeceksiniz. “Arkadaşım bak tarih şeridi diye bir şey yok! Cilalı taş devrinde sadece taşlar cilalanmadı. Bir de buradan bak şu olaya. Siz yokken biz taşlanıyorduk. Şimdi sen bizi suçluyorsun. Ben senin bildiğin tutunamayanlara benzemem. Açtırma şimdi pandoranın kutusunu. Nasıl bir çizgisel hayat bu. Kim yazdı bu “daily routine”yi. Gel sana “pi”den ve girdaplardan dem vurayım. İnanmazsan Pisagor ile Horatiu’ya sor. Şimdi sen Kelam-ı Kadim’e inanmazsın. Çünkü sen Süleyman’ı görmedin; Kuşların dilini nereden bileceksin. Sühreverdi kısaca sırrını da verdi.” İbn Arabî’nin zaman mefhumunu çalıştırdım ben de. “Git! Başıma bela olma.”
Arkadaşım dedi ki, “Abi çay demleyelim mi?” Dedim ki,”oğlum sağ olasın!” Şaşırdı, “Hayırdır?” Dedi. Dedim ki, “Sayende hiç olmazsa hayata bir kez daha tutunabildim.” Ah benim Disconnectus erectusum. Biz size tutunanların en kaba softalarını tersten gösterdik.
Tutunamayanlar cennetle müjdelendiklerini zannedenlerin hikâyesi. Yanı başındakilerin feryatlarından habersiz. Süleyman’ın asası düşmese öldüğünün farkına varmazlar. Bir kere sorgulamadılar kendilerini. Biz de girmedik mabetlerine. Biz zaten her meclisten kovulduk. Buna tutunanların meclisi de dahil. İstemedik biz. Müdahil olmadık. Ortada iki tarafı da rahatsız eden hakikat var. Hırslarından ölsünler. Biz arkadan geliyoruz…
-
Paylaş
- Salih Furkan yazıları
- yorum yap >giriş/kayıt
- Rastgele

yarım bıraktığım
cihad meriç — Pzt, 25/10/2010 - 22:47yarım bıraktığım kitaplardan.
bence ismi kendisinden daha güzel.
tutunamamak "la" anlamına geliyor.
illallah diyenler tekrar tutunabilir.
bence hakiki tutunmada böyle olur.
muhabbet ve eğitim işçisi.
mesleken kırşehirli. (ahi evran)
bedenen çanakkaleli. (doğum yeri)
aşken konyalı. (mevlana-konevi-sırhoca)
aklen istanbullu. (süleymaniye külliyesi- cemil meriç)
ilmen bursalı. (talebe)
kalben darendeli. (somuncu baba)