Sayha Dergi

  • 100 türk büyüğü
  • kimdir, nicedir?
  • ara
  • İletişim
Ana sayfa › Bloglar › M.Nuri Bingöl yazıları

“ Mü’min Bir Delikten İki Defa Isırılmaz.”

M.Nuri Bingöl — Paz, 23/03/2008 - 14:22

Onu sımsıkı avuçlamışken elimizden,dilimizden,bünyemizden kaypak bir balık sırtı gevşekliğiyle kurtuluveren nice gelirler; himmetsiz, tersiz ve fersiz zafer kırıntıları... Sudan ucuz bahaneleri ufkumuza gerip de ah vah etmeyi bir marifet bilen yığınları oraya buraya itelemekten kolay ne var?

“ Ama gene de, kaçan balık ip iri olur derler.”

Kim ne söylerse söylesin, isteyen istediği türküyü çağırsın hayalhanesinde; arzuladıkları tekrar, inat ve ısrarla öylesi bir kör kuyu mesabesindeki bahaneye sığınsınlar, ne görünen köy kılavuz ister, ne hakikatın dost siması değişir, ne de “ sadakat “ denilen elmas “ urganın” keyfiyetini,özünü ve nüvesini tersyüz edemezler; “ semere”lerin hangi “ müştebih” ağaca ait olduğu gerçeğini zihinlerden silemezler.
Sen de azizim, istersen sen de o “ nakarat”ın ardına gizleniver; hevesinin kursağında kalması bir yana, heba edilen imkanlarda kimlerin alın teri, bilek gücü, uykusuz geceleri var; düşünmeye var mısın?

“ Gözlerimi kaparım, vazifemi yaparım.” demek bir çareyse eğer, hep birlikte dalalım o ummana, ama mutlak hakikata nisbet edilen bir vazife anlayışının ipine sarılmak “kayd u şart”ıyla...

Ötlerden; ak ak parıldayan karlı dağ zirvelerince ötelerden gelir gibi seslerle, müjde ve emirlerle yüreğimizin köşe bucağı ağzına dek dop dolu; öylesine bir idrak teessürü içine dalıvermek ancak sizlerin işi olabilirdi. Mantık ve hafsalamız ne derse desin, hangi heves bahçesinden nergis devşirirse devşirsin, “ muhakeme-yi akliye” ile “ feraset” denen elmas kemerli takın altından geçiverme zarureti öylesine ap aydın bir zemini işaretliyor ki...

Anında basılan itiraz bu yüzden onun olamaz işte; sıkılan bir yumruk gibi yüz buruşturan tereddüdün sahibi, galiba bizlerden başkası değil yine de; “ külli akıl” ile irtibatlı niyetleri dinlemeyen nice hisle güreşmedeyiz kimbilir?..

“ - Kimi vakitler kaçan balığın büyüklüğünü tartışmak pekala mümkündür gibime geliyor.”
Hani bir söz vardır halkın dilinde; “ Akıllı düşünene kadar, deli yolu yarılar...” diye...Tam tamına hak veremesek bile, yine de bir ufak hakikat payını aramamak da elimizden gelmiyor. Biz al takke ver külah hesabı, kaçan balığın büyüklüğü üzerinde kafa patlatırken, pek akıllı sayamayacaklarımız - ne yarılaması-, hedefteki saraya ulaşıp onu tahrip ederlerse bir, göm gök kesilmiş bahar bahçesini yağmalayıverirlerse, peki o zaman ne yapacaksın?

Serap hadisesi pek meşhurdur hani; seyredersiniz, derinlemesine dalıp ince eleyip sık dokursunuz, çölün yakıcı sıcağı altında ufacık bir sızıntıya bile muhtaçsınızdır; kalkıp ufuktaki kum deryasının koca bir umman olduğu zehabına düşer de, hatları sizce bes belli görünüşün gerçekliğine hükmedersiniz.
“ - Bende öyle olmadı ama...Misali tersten aldın galiba.”

Neden niçin bahsettiğini, bizlere neyi ikaz ettiğini şöyle böyle anlıyor, dediklerinde haklılık payı da görebiliyoruz. Demek istediğin belki de bir istisna; öylesi haller ise hiç bir değer sisteminde herhangi bir kıymet ifade etmezler.

Üzüm bağlarındaki asmalar ile onları gıdasız, havasız bırakıp boğma derecesine getiren ,cılız kılan, güdükleştiren, iğdiş eden, hiç olmazsa örseleyen ayrık otlarını ,türlü dağ çalılarını, mücadele ettikçe daha bir inat ve ısrarla bitiveren türlü yabani nebatları çok insan gibi biz de biliriz elbet; kışın kaskatı soğuğunda “ Ya Sabur” çeken ve baharı şaşılacak bir metanetle bekleyen kup kuru odun parçaları bile, ilkyazın başlarında “aşkın” sürmeye , yeşil hulleler giyinmeye, taze ve yeşilimtırak “emarelerle” bezenmeye dururlar, gümrahlaşırlar; önceki zararlı manialar, öylesi bir “muntazır” manzara çizmelerine hiç engel olmaz. Gerçi pusuda bekleyen asalak nebatlar hücuma geçmede gecikmezler ama, bağcıya da “tedbir” alacak kadar bir zaman aralığı kalmıştır her zaman! Öylesi bir fırsata rağmen bağcı yan gelip yatıyorsa eğer, artık o ayrık otlarından şikayete - acaba diyoruz- bir hakkı kalır mı?
“ Görmesi gerekli tedbirlerden biri de, pulluklu bir traktörü salıvermek oymaz mı üzerlerine?”
Diyeceğimiz de aynı noktaya çıkacaktı ya, neyse, sözü ağzımızdan aldın azizim; o mukadder hadise gün yüzüne çıktığında, o ayrık otları kalkıp da , kaçan balığın büyük olduğu bahanesinin ardına sinmeyi denemeye kalkmayacak mıdır?Ve bu denemesi için verilecek kıymet hükmümüz acaba “ pekala da haklılar, yahu... mu olacaktır; sanmayız.

***

Henüz , mevsimlerin şahı baharın diriltici ıtrını bile alamadığımız bir iklimde çakılmak, bu misali vermemizi de, öylesi kahredici bir ihtimali hesaplamamızı da engellememeli... engelemedi de.
“ Fırtına henüz boraya çevrilmemişti; pek çok uyanık sanılan kimse de havanın gitgide durulacağını, ortalığı sevimli bir sükunetin kaplayacağını ikide bir seslendirip duruyordu hem; parıltılı ve beylik telkinlerin bini bir paraydı sanki.”

Bugün gibi hatırımızdadır. Yüreğinize umut muştuları dağıtan bir bahar seması altındaydınız. Tahsil yaptığın metropolden, herhangi bir vesile bulup gene, küçük ve şirin Kaza’na uğramıştın bir. Kalbinin muhabbet bağını her zaman koruduğun dostların baharın bağrına götürmüşlerdi seni. İkindi’ye az kalmıştı; günün soluk ışık huzmeleri altında , yalnız ayakların seni, kabarmış,yükselmiş, isyan ve şikayetini kıyılarını dantela gibi oyma işiyle dillendiren nazlı ırmağın kıyısında yürüyüşe çıkmış, milleti arkada bırakmıştın epeyce. Elinde bir kitapla, bir de not defteri vardı galiba; Şirin akıntı şırıltısıyla birlikte, yeşille içiçe maviliklerin lisanını dinlerken, diğer yandan da fırtınadan muzdarip ruhuna kulak kabartıyordun.

“ Tam tamına anlattığın gibiydi halim. Kendi kendime, fırtınanın mutlaka dineceği tesellisiyle avunanların bile, vaziyetin keyfiyetini idrakte gecikmeyecekleri neticesine varmıştım. ‘ Delil ve akıbete’ bakmayı gerektiren bir ‘ hakikat-perestlik sıddıkıyeti” ile halelenmiş olanlardan başka türlü bir idrak beklemek abesti bence.”

Ayrıca İntikam Paşa, Garaz Bey, Taklit Hazretleri, Mösyö Geveze ile İnat Efendi’nin başbaşa vermiş, dönen dolabı “ seyrettiklerini” anlamak için ahmaktan da öte bir şey olunması lazımdı. Değer verdiği bir düşünürün sözlerini de hatırlamıştın üstelik; Tuna Nehri’nin önemini “ kendince” izahtan sonra, ilerde Tuna’ya dair bu sözlerin, Fırat için de denebileceği çığlığıyla bitiriyordu sözlerini.
“ Öyle düşünemiyorum şimdi ama... Sütten yanan ağzımızı, artık yoğurda banarken bile onu üflemekle vakit geçiriyorum. Bahsettiğin ve naklettiğin şüphenin bile , o vazifeli ekip tarafından zihnimize serpilen birer hayali öcü mesabesinde görmem, bilmem ne kadar haksız. Bu vetirenin kurulan bir hedefe varıncaya kadar süreceğini, Anadolu’nun sent çizgili manzaraları arasında yol alırken not almıştım bir yerlere; bu hususta sabırsız insanlara ‘ zavallı’ deyip acımıştım ; unuttun mu?”
Hatırlıyoruz; öyle demiştin, evet. Hadiselerin de tasdikinden geçip mühürlenmiş kanaatının haklılığı ileriki günlerde ayan beyan ortaya çıkmadı mı hem; aklı başında olan, hadiseleri iş olsun gibilerden, atgözlüğü takmış siyasi “ tarafgirlik” penceresinden değil, “ Kamil İnsan” gibi bir vak’anın önünün, ardının, bugününün, geleceğinin mutklaka bulunması lüzumu ile bunları “ tam anlamak” gerektiğinin “farkına varmış”, ince eleyip sık dokuyan hassasiyet ve murakabe mertebesine erişmiş herkesçe, böyle bilinmesi lazım geldiğini mırıldanıp, tam tersi görüşlere olan kızgınlığını dile getiriyordun.

“ Fırtına şiddetlendirilip boraya döndürüldüğünde büyük şehirdeydim. Yanımda da kadim dostum . Umumi atmosferin tazyikiyle belki, içimdeki tereddüde ad koyamıyor, iki arada bir derede sallanıyordum. İstiyordum ki bel bağlanan insanlardan duyayım o namı; ama heyhat. Herbiri bir başka maslahat tavusunun ardına düşmüş, ne olduğu anlaşılamayan gevelemelerle ap ayrı ufuklara dur dinek bilmeden kayıveriyorlardı. Olan bitenin aslında neyi ifade ettiğini ilkönce Kadim Dostum’dan işitince, tesbitimin doğruluğunu da anlamıştım. Onun abartılı bulduğum sözlerin tavzihi sonraki günlerde zaten bedahet arzedecek, şüpheli ağacın semereleri alınınca, neyin ne olduğu ap açık belirecekti.”

Her şeye rağmen, “menfaatını ızrar-ı nasda arayan” azınlığın ilk raundu kazanır görünmesiyle hepimiz şaşırmıştık. Hesap kitap doğruydu belki; ya formül...İşin sırrı işte formüldeydi; hayati iksiri kaybettiğin anda, bütün hesabın yanlış çıkması kaçınılmaz hale girmez miydi?

  • Tefekkür
  • M.Nuri Bingöl yazıları
  • yorumlamak için giriş/kayıt gerekli

Kategorilerden

Kimdir Nicedir Şiir Makamı Söz Ola Tanıtılanlar Gelişi Güzel Güncel Zamana Dair Hay Sızı Gonca Haberdar Reyhan Hür Tefekkürün Kaleleri Gülü Gülle Tartarlar Tefekkür Kişilere Dair Hakikat Hikayet Hüzün Alanı Yürek Yarası Ümidlere Dair Makamı-ı Dikkat Düş Vakitleri Kara Kalem Yazıları Ümmet Coğrafyası Berceste İçe Dönüş
tamamı

Üye girişi

  • Üyelik başvurusu
  • Şifremi unuttum

Gezinti

  • Son Gönderiler
  • Site Rehberi (Yol Haritası)
  • İletişim
  • Kategoriler

Üyelerimiz

  • Çevrimiçi
  • Yeniler
Şu an 0 üye ve 3 misafir çevrimiçi.
  • saliha desem
  • Aysen Erarslan
  • abdullah çal
  • şefika
  • sevgi özsarıoğlu

Duyuru - Etkinlik

-Minare Dergi 2
  • - Az Edebiyat Dergisi'nin 2. Sayısı Çıktı
  • - Rihle Dergisi'nin 3. Sayısı
  • - Yirmiikinci Tasavvur!
  • - Zemheri Edebiyat 6. sayısıyla okurla buluştu!
  • - filbahar 7
  • - Sezai Karakoç Sempozyumu 15 Kasım 2008
  • - Terk Ettiğimiz Doğu'
  • -Temrin Kasım Sayısı
  • - Yankı Bir Dedi
  • ... Devamı
  • Kapı Komşusu

    Cemaat

    Anket

    Ülkemizde sporun (özelde futbolun) dostluk, kardeşlik tesis ettiğine inanıyor musunuz?:

    Son yorumlar

    • hayrolsun...
      11 sa. 33 dk. önce
    • Bir şeyler yapalım ya hu.
      12 sa. 1 dk. önce
    • Dağişik tarzda yazıları
      12 sa. 12 dk. önce
    • İyilerden Allah razı olsun... Kötülerden de
      12 sa. 19 dk. önce
    • insanin gozlerini dolduran
      12 sa. 23 dk. önce
    • Her okulun nasibine bir tane
      14 sa. 41 dk. önce
    • hayrolsun
      1 gün 3 sa. önce
    • İşte şiir diyebileceğim bir
      1 gün 16 sa. önce
    • Yazınn içeriğinde var olan
      1 gün 16 sa. önce
    • Hocam şiiri hangi duygularla
      1 gün 16 sa. önce

    Dostlarımız

    • Dostlar
    • Bunlar da Dostlar

    Hakan Albayrak
    Tarık Tufan
    Cemaat
    Kurtuba
    Kâinata Mektup
    Pata-Gonya
    Minare Dergi
    Rûh-i Gusül...
    Arşivdesiniz
    Dünya Bizim

  • Kuşluk Vakti
  • Mecazz
  • Akabe
  • Sadık Yalsızuçanlar
  • Dergibi
  • Zemheri Edebiyat
  • Yenilgi
  • İsmet Özel
  • Gök Ekin
  • Edebistan
  • Yazıhane
  • İstisnai
  • Gözdeler

    Bugün:

    • Cahit Sıtkı Tarancı’nın Şiirlerinde İnsan ve İnsan Psikolojisi
    • Yazıyorsam, Ey Âh!..
    • Hatırlıyorum, Hiç Unutmadım ki...

    Bilgi

    Kitap

    Bülent Akyürek - İçinizdeki Öküze Oha Deyin

    Sayha Dergi © (1990) 1998 - 2008

    • 100 türk büyüğü
    • kimdir, nicedir?
    • ara
    • İletişim