Kırk – 3. Bölüm -
cihad meriç — Pzt, 31/01/2011 - 01:19
Birlikte ateşin başına geçtiklerinde demlikteki suyun kaynadığı fark etti. Suyun bir kısmıyla çay demledi, bir kısmıyla çorba karıştırdı. Köpekler için lapa yaptı. Koyunlar ve eşek tabiatın nimetlerinden faydalanıyorlardı. Kâinat, insan dengeyi bozmadığı sürece mahlukatı doyuruyor, açlık sadece insana mahsus bir durum mu?
Misafirine kimsin, nasıl geldin, ne iş yaparsın demedi? Kendisinin de en sevmediği bu tarz soruları bazen dalgınlıkla birilerine sorsa da hiç sormamış olmayı yeğlerdi. Ne iş yaparsın, kimlerdensin, nerede oturuyorsun?..ve benzeri sorular önem arz etse de gönülden tanışmak için perde olabilir. “Her pınarın bir sahibi vardır .” diye aklından geçirdi. Acaba destursuz girdiği için bu adamdan özür mü dilemeliydi? Bu düşüncelerden de vazgeçti.
Aklına gelen her düşüncede karşısındakinin kâh gülümsediğini kâh yüzünün asıldığını fark etti. Hem kalbini hem dilini hem de düşüncelerini tutması gerektiğini anladı. Piri Fani “Hepsi iyiler.” dedi ve ekledi: “Merak etme sadece seni düşünüyorlar. Onlara döneceğin anı bekliyorlar. İlk yolculuğun değil ki son olsun.” Bir anda yine düşüncelerini toparladı. “En zoru düşüncelerdir.” dedi. “Düşüncelere hakim olmak her şeyden zor. Konuşmayı terk edersin, diline de hakim olursun; şehvetten de uzak durabilirsin, beline de hakim olursun; bedeni aç bırakırsın, nefsine tümden hakim olursun. Fakat düşünmemeyi düşünmek bile ayrı bir düşünmedir. Düşünmemeyi düşünmek? Beyni aç bırakmak?
Pir'in “Çok bilgili olduğun için mi düşündüğünü zannediyorsun. Hayatını değiştiğin çobanın senden daha zengin düş dünyası vardı.” dediğinde sevincinden arabaya nasıl koştuğunu bilmeyen çoban aklına geldi. Pir “Hayatta en zor şey insanların düşüncelerini okumaktır.” dediğinde karşısındakinin kendisinden bir adım önde olduğunu gördü. Bir adım önde olmak, düşünceleri okumak?
“Düşüncelerini okuduğunu zannetmekte tehlikelidir. Olduğun yerde bir sürü kurgu yaparsın. Başkalarının yerine düşünme, sadece kendin için düşün.” Pir “Kendin için düşünmenin bencillik olduğunu da nereden çıkardın.” dedi. “Başkalarının günahına ağlamak her yiğidin harcı değil. Herkesin kör noktası vardır. Zaten hep o kör noktadan vuruluruz.” “Ben düşünüyorum o söylüyor, daha önce hem düşünür hem de kendimle konuşurdum.” dedi. Benim kör noktam neresi?
“Her şeyi bir gecede öğrenemezsin.” Cümlesi meraklı gözlerini ve beynini kapattı. “Uzun bir yoldasın her pınar başında beni bekle.”
“Köy tabelasını fark edemeyen araç hızla tabelaya çarparak şarampole yuvarlanmış. Yoldan geçenler tarafından araçtan çıkarılan kişi ambulans ile şehrin en yakın hastanesine kaldırılmış. Üzerinde bulunan telefondan yakınlarına ulaşılmış.” cümleleri yoğun bakım ünitesi önünde konuşan iki kişinin yanından geçen herkes tarafından duyuldu. Eşi, çocukları, iş arkadaşları, dostları yoğun bakım ünitesi penceresinden onun yaşam mücadelesini izliyor. Hepimiz yoğun bakım ünitesinde değil miyiz? Herkes kalp ritmini gösteren cihazın kendine has sinyal müziğini dinliyor. Ritim, hız ve müzik. Yavaşla kalbim yavaşla biraz.
Vasiyeti ile noktalanan defter, eş ve çocuklarına teslim edildi. Eşi, kendisine verilen defteri sımsıkı tutarken sadece dua ediyordu. Nedense güncenin son günlerinin tek okuyucusu olan eşi kalp ritimlerini saymaktan günceyi okumaya fırsat bulamıyordu. Üç bin yüz kırk sayfa...
Yoğun bakımdaki adamın yüzünde tatlı bir tebessüm vardı. O sanki yolculuğuna devam ediyordu.
Eşi kendisini biraz toplayıp günceyi araladı.
Borçlar, alacaklar, alınacak kitaplar, seyredilecek filmler, dergi için sorular, çıkılacak yol planları, önemli telefonlar, seksen bir ilin yanında yazan birer isim, arkadaşlar, dostlar kısaca iyi adamlar defteri. Güncede son yapraklardaki iş planları arasında yazılmış bir öykü dikkatini çekti ve ardından eşinin kendisine mektup olarak bıraktığı son satırları okudu.
“Hani bazı hikayeler vardır; hiç bitmesin isteriz. Sonradan bittiğinde nasıl olsa hikayeydi deriz.
İşte bizim hikayemizde böyle bir şey. Bir gün bitecek. Nasıl ki günce yaprakları kitap sayfaları bitiyor, hayat da bitecek.
Teknoloji arıza yapmasaydı belki de günce bitmeyecekti. Bozulan laptop günceyi bitirdi, zaten çalışırken de bitirmişti.
Yeni bir defter alacağız, önce güzel güzel yazmaya çalışacağız. Eski güncedeki bir takım bilgileri aktaracağız.
2006 Recep ayında başlamış defter. 2009 Recep ayı içerisinde bitiyor. Tam üç yıl gizli satır aralarında.
Üç uzun yıl. Diğer defterlerle düşünüldüğünde onuncu defter. İlk defterin kayıt yılı bin dokuz yüz doksan sekiz yani toplamda on iki yıl gizli satır aralarında.”
Kalp ritim sinyali yavaş atıyor; fakat halâ atıyor.
Garip yolcunun kimse nereye gittiğini anlamadı. O anayoldan nereye gidiyordu. Eşi iş görüşmesine gittiğini sandı, patron acil bir işi çıkmış olabileceğini düşündü. Yazıcılar kayda almasa kim bilebilir ki hayatın bütününü.
Hikaye pınar başlarında devam etmeli.
Aşkla…
Hikayenin 1.bölümü
Hikayenin 2.bölümü
matbu : kurtuba dergisi’nin 7.sayısında yayınlanmıştır.
-
Paylaş
- cihad meriç yazıları
- yorum yap >giriş/kayıt
- Rastgele

Pınar başlarında.
Halid Aslan — Pzt, 31/01/2011 - 08:32Pınar başlarında. Aşkla...
Bana alegorik bir eser olan Hüsn ü Aşk'ı hatırlatıyor hikayeniz. Konusunu bilmeyenler için bir özet verelim. Özellikle son kısmı, işaret etmek istediğim yerdir:
Benî Muhabbet (sevgi oğulları) adındaki Arap kabilesi içinde kabile büyüklerinden birinin bir oğlu; bir başkasının da bir kızı olur. Oğlana Aşk, kıza da Hüsn adını verirler. Kabilenin nişanladıkları bu gençler, Edeb denen okulda Munlâ-yı Cünûn adındaki hocadan ders okudukları sırada birbirlerine âşık olurlar. Bazen içinde Feyz havuzu bulunan Ma'nâ gezinti yerinde buluşmaktadırlar. Buranın mihmandarı olan Suhan bilgili ve yol gösteren bir ihtiyardır. Kabilede Hayret adlı biri, iki sevgilinin bir arada bulunmasına engel olunca birbirinden ayrılan aşıklar Suhan vasıtasıyla mektuplaşırlar. Aşk'ın Gayret adlı bir lalası, Hüsn'ün de İsmet adlı bir dadısı vardır. Aşk, Gayret'in de yardımıyle Hüsn'ü istemeye gider. Fakat, kabile büyükleri, Kalb ülkesine gidip oradaki kimyayı getirmedikçe Hüsn'ü vermeyeceklerini söylerler. O da bunun üzerine Gayret'le yola koyulur. Yolda içine düştükleri derin bir kuyuda karşılaştıkları
bir cadı bunları hapseder. Bu sırada Suhan yetişir ve kuyu dibinde İsm-i A'zam (Allahın en büyük adı) yazılı ipe sarılıp kurtulmalarını söyler. Buradan kurtulduktan sonra yollan Gam harabelerine uğrar. Kış mevsiminin hüküm sürdüğü burada bir cadı Aşk'a gönül verir. O, kabul etmeyince Aşk'ı çarmıha gerdiği sırada gene Suhan yetişir ve Aşk'a Hüsn'den bir kılıç ile bir at; Gayret'ede iki kanat getirir. Yolda gulyabânîlerle savaşırlar. Bu sırada Ateş denizine rastlarlar. Cinler, onun kıyısındaki mumdan gemilere binmelerini teklif ederlerse de kabul etmezler. Buradan kurtulup Çin ülkesine varırlar. O sırada bir dudukuşu şekline bürünen Suhan, Aşk'a, Çin padişahının Hüş-Rübâ adlı kızına kapılırsa Zâtu'ssuver kalesine hapsedeceğini söylerse de o, Hüsn'e benzettiği Hüş-Rübâ'ya gönlünü kaptırır. (Aşk aldanmıştır. Huş-Ruba onu sarhoş etmiş kılıcını elinden almıştır ve maddî varlığı, insan benliğini temsil eden Zâtu's-Suver kalesine kapamıştır.) Gayretle burada mahbus kaldıkları sırada gene Suhan yetişir ve Aşk'a kaleyi ateşe vermesini söyler. O da böyle yaparak kurtulurlar. Nihayet, kutlu bir sabah vakti
Suhan, bir hekim kılığında gelir ve Aşk'ı Kalb kalesine götürür orada Hüsn'ün sarayına ulaşırlar. O anda Hayret, İsmet, Munlâ-yı Cunûn ve diğerleri gelirler. Ma'nâ gezinti yeri de görünür, işte bu sırada Suhan, cadıyı öldürenin, yolları temizleyenin, hekim kılığına girenin hep kendisi olduğunu, Aşk'a yanlış yol tuttuğunu ve Aşk'ın Hüsn; Hüsn'ün de Aşk'tan ibaret olduğunu, birliğe ikiliğin sığmadığını anlatır. Sonunda Hayret, Aşk'ı alıp Hüsn'e götürür ve gayp perdeleri (bilinmezlik, sır perdeleri) açılır. Aşk, Hüsn'ün kendisi olduğunu anlar. Yani, kendisi kendisine kavuşur.
Görüleceği üzre Hüsn ü Aşk'taki vak'alar ve şahıslar birer sembolden ibarettir. Hüsn sevilen'i yani mutlak güzelliği; Aşk seveni yani dervişi, manevî yolcuyu; Mekteb-i edeb (edeb okulu) dergâhı; Moll-yı Cunûn mürşidi; Suhan aracıyı, yardımcıyı; Gayret çabayı; ismet dürüstlüğü, Kalb kalesi gönlü; yoldaki olaylar, felaketler ve gam harabeleri tahammülü; Hûş-Rübâ aklı çelen nefsi; Kalb kalesine yapılan yolculuk sâliktekî nefis mücadelesini ve tarîkatte çileyi temsil etmektedir.
Pınarın başına dönüp kendimizi bulmak... Her şey nasibe bakıyor.
güzel bir eser ile birlikte
cihad meriç — Pzt, 31/01/2011 - 23:22güzel bir eser ile birlikte anılmak benim için büyük onur.
kelime ve söz dizimi noktasında eksiklerimiz çok; fakat ruh olarak aynı nefesi solumak mümkün.
muhabbet ve eğitim işçisi.
mesleken kırşehirli. (ahi evran)
bedenen çanakkaleli. (doğum yeri)
aşken konyalı. (mevlana-konevi-sırhoca)
aklen istanbullu. (süleymaniye külliyesi- cemil meriç)
ilmen bursalı. (talebe)
kalben darendeli. (somuncu baba)