Malcolm'la Kıtalararası [Kalplercivarı] Sohbet
Fatih Mutlu — Salı, 25/03/2008 - 18:45
“Henüz değil. Henüz değil. Şimdi olmaz. Daha zamanı gelmedi. Henüz değil.”
Bana verdiği numara için elim telefona gidip geliyordu kaç gündür. Bazen anlık bir kriz, bazen saatler süren bir titreşim. Her defasında da aynı ayaklanma beynimin içinde patlak veriyordu: “Üstesinden gelebilirsin! Hayır; an o ‘an’ değil!” Çünkü basit, anlaşılır bir talimattı: "Sadece en daraldığın anlarda..."
Günler sürdü. Daha fazla dayanamayacağımı hissettim. An o "an"dı. Bir sahur vakti [ki, oralarda muhtemelen akşamın ilk yarısı sayılırdı] aramaya karar verdim. Tabi besmele çektikten sonra.
"Alo!?"
"Esselamu aleyküm!"
"Aleyna aleyküm selam!?"
[Elbette ki sesimden tanıyamazdı. İki defa sesimi duymuştu fakat bunların hiçbirinde bir kıta kadar uzak değildik.]
"Türkiyeli talebelerinden Fatih Mutlu ellerinden öper abi; müsait misin?"
[İngilizcemi geliştirdiğimi söylemiş miydim?]
"Hmm... Enes Tufan ve Cesur Küçük'ün arkadaşı Fatih Mutlu... [Beni böyle tanıyor] İki dakika; dinliyorum seni."
"Ağabey, en dayanılmaz haldeyken aramamı-"
"Ne dediğimi biliyorum; saniyeler ilerliyor."
"Şey... Özür dilerim abi. Abi son iki üç hafta akılalmaz şeyler duydum, inanmak istemeyeceğim şeyler gördüm. Her gece aynı kabusu uyanıkken yaşıyorum. Nefes alırken birileri ciğerlerime 20 kilo yumruk çuvalı bırakıyor gibi hissediyorum-"
"Dur biraz. Sigara mı içtin sen?!"
[Yo, ağabeyim hala bilmiyor.]
"Estağfirullah abi, nereden çıktı ki bu?"
"Soru sorma, anlatmaya devam et."
"Ağabey, insanlar heyecanlanmıyorlar. Herhangi bir ilgi alanları olduğundan bile şüpheliyim artık. Bir insanı baştan çıkarabilecekler listesi günden güne kısalıyor. Sevilen nesne, en fazla iki gün seviliyor. Tenkit ettikleri kişi ve kurumların hal ve hareketlerini bir müddet sonra taklit etmekte beis görmüyorlar. Ama şunu da hemen söyleyeyim; hepsi de şevk törpülemek hususunda epey uzmanlaşmış durumdalar. Ümitsizlik haramdır, biliyorum. Bir iki cümlen vardır diye aradım."
[Malcolm X karşısında birinin bu kadar cüretkar olabileceğini hiç tahmin etmezdim.]
"Söylemek istediğin başka bir şey?"
"Yok abi. Fazla vaktini almak da istemem zaten."
"Dilini kalbine göm. İçinden ‘Allah’ de!"
Telefonu kapattı.
Bu 'muhtıra gibi cevap'tan sonra yapacak fazla bir şeyim kalmamıştı. Karmakarışık kafam bununla cadı kazanına dönmüş haldeyken ezan okunduğunu fark ettim. Ezan, abdest, ezan, namaz, ezan, sahur, ezan, iftar... inşirah veritabanıydı bunlar, kuşkusuz. Lakin yatağa uzandıktan sonra bin tesbih bile bazen yetmiyordu. Çiğ miydim? Kuşkusuz.
Ahmedinecad’ın Birleşmiş Milletler kürsüsünde takındığı ‘İslami usullere uygun’ tavrı düşünerek uykuya daldım.
***
Telefon çaldığında, ekranında görünen elektronik saat kayboluyor. Bu yüzden ne zaman uyandığımı tam olarak bilmiyorum.
Beynelmilel bir telefon numarası ekranda.
“Alo?”
“Esselamu Aleyküm.”
Evet, O.
“Aleyna aleyküm selam.”
“Fazla vaktim yoktu. Birkaç bir şey karaladım. Allahaısmarladık.”
Telefonu kapattı.
Alelade sabah işlerinden sonra bilgisayarın başına geçtim. Tabii ki bir e-postadan bahsediyordu.
“Esselamu aleyküm Fatih.
Dün akşam Şuayb Abdüllatif ve Dhoruba bin Vahad’la Kosova’daki son gelişmeleri istişare ederken aradın beni. O nedenle konuşmayı uzun tutamadım.
E-posta adresini Arif Taniş göndermişti bir zamanlar.
Her neyse.
Söylediklerine gelince…
Küçük bir misal vereceğim:
Farzet ki bazı insanlar bir arabaya binmişler ve akıllarına koydukları bir hedefe doğru basıp gidiyorlar ve sen bu insanların yanlış yolda olduklarını biliyorsun. Fakat onlar kendilerinin doğru yolda olduklarından asla kuşku duymamaktalar. Bu durumda sen de onlarla birlikte aynı arabaya binersin ve konuşa konuşa gidersiniz. Sonunda bu insanlar gittikleri yolun yanlış olduğunu, varmak istedikleri hedefe bu yoldan gidilemeyeceğini görüp anlarlar ve sonra sen de onlara hedefe varmak için hangi yolu izlemek gerektiğini anlatırsın. Seni ancak o zaman dinlerler.
Senin durumun bunda biraz farklı. Anladığım kadarıyla kendi civarından bahsettin. Yani heyecanlanmayan, baştan çıkarılamayan, kimi zaman kendiyle çelişen insanlar, Müslüman insanlar. Şunu aklından çıkarma: Bir insanın Müslüman biri karşısında siper alabilmesi ya da mevzi kazanabilmesi ancak Müslüman olması veya Müslümanlar tarafından eğitilmesiyle mümkündür.
Şimdi, burayı dikkatli oku: Sana “onların arabalarına bin” demiyorum. Sana “onların senin arabana binmelerini sağla” diyorum. Öyle bir araban olsun ki, onlar kendi arabalarını unutsunlar. Senin araban… Edebiyatta, sanatta, felsefede kat ettiğin yol kaç fit, önemli olan bu. En güzel hikayeleri sen anlatmalısın etrafındakilere. En harika filmleri sen çekeceksin. En iyi şiirler senden çıkacak. Bir dostu ziyaret ettiğinde zarafetin dibini bulacaksın. Hiç tanımadığın insanlar sana bakarken kendini iyi hissedecek. Bir taşı yolun kenarına koyarken bile ahlaklı olacaksın.
Bunların hepsini bir insan tek başına yapabilir mi? Bunların hepsini tek başına bir insan yapabilir mi? Kafandan at bunu. Yapabilirsin. Yapamazsan, yapacak birilerini bul. Bulamazsan, sen yap. Genelde boş konuşan bir adamsın ama arasıra kopya marifetiyle de olsa isabetli şeyler çıkıyor ağzından. “Zaferle değil seferle mükellefiz.” Bununla beraber, evet, “ümitsizlik haramdır.” Bunları ilk sen söylemedin. Son söyleyen de ben değilim. Senden ve benden önce, senin ve benim peygamberim söylemişti bunları. Ve onunla birlikte Koca Sinan, Aliya, Itri, Sultan Selahaddin, Hasan Nasrallah, Bağdatlı Abdurrahman Efendi, Ömer Muhtar, Dr. Turabi, Mehmet Akif ve bizim Muhammed Ali de kaç defa söylemiştir bunları, bir düşün. Hatta sana bir tavsiye, bu iki telkini bir kağıda yaz ve odanın duvarına yapıştır. İlk işin bu olsun.
Birazdan imsak vakti girecek. Hakan Albayrak ve Nihat Nasır’la Paris’te vereceğimiz Kuzey Afrika konferansıyla ilgili gereken notları hazırlamalıyım. Ebubekir Kurban benden metni bekliyor. Daha uyumadım.
Cesur’a ve Enes’e çok selamlar. Severim onları, bilirsin.
Son olarak,
Bağdat’ı unutma ve Kâni Çınar’ın ellerinden sıkıca tut.
Allahaısmarladık.
Malik.”
Saate baktım. 9.22. Diğer bir deyişle, gün içerisinde “Allahuekber” demek için en ideal an.
İnşirah suresini okuyup tekbir getirdim.
Eklenme Tarihi: 01-10-2007
- Fatih Mutlu yazıları
- yorumlamak için giriş/kayıt gerekli




Ne mutlu ki uzak düşülmüş bir
Kâni Çınar — Çar, 26/03/2008 - 17:25Ne mutlu ki uzak düşülmüş bir dostun uzanan elleri sarıyor beni.
Ne mutlu ki hem Fatih hem Mutlu bir dosta sahibim. Malcomlla aynı satırlarda anılmak bile yeter bana. Sağ ol Dostum, Malcolm'a benden de selam eyle.
"Fağfir lena ya Allah"
Fatih Mutlu — Cum, 28/03/2008 - 11:08Estağfirullah; bunlar ne demek?
Bu yazı yazılabilmişse, evvelallah, Kani Çınar ve ashabının aydınlattığı yolda yazılabilmiştir.