Mehmet Özkal yazıları
Ana Yüreği
Mehmet Özkal — Per, 10/12/2009 - 16:59
Ayşe gelin gittikten sonra hepten yalnız kaldı. Zaten ömrünün önemli kısmını yalnız geçirmişti; ama O’nun yokluğuna hiç alışamadı. Yaklaşık üç buçuk sene olmuştu, telli duvaklı evden çıkması.
Oturduğu kerpiç evinden başka bir dikili ağacı bile yoktu. Üç ayda bir aldığı yaşlılık maaşı, bir de yeşil kartı vardı. Köylülerin yardımı olmasaydı, dünyada geçinemezdi.
Sarsıntı
Mehmet Özkal — Pzt, 12/10/2009 - 12:48
Ne de çabuk geçmişti, bunca yıl…
Memleketinden ayrıldığı günü olduğu gibi hatırlıyordu.
Üç kat yatak, biraz kap-kacak ve annesinin verdiği; peynir, tereyağı, birkaç torba bakliyat ve çeşitli kuru gıda… Bir de iki valiz.
Komşularının traktörü ile otogara getirdikleri bu eşyaları zar zor sığdırmışlardı, otobüsün bagajına. Mevsim de sonbahar olunca... Allah’tan erken gelmişlerdi de, eşyaların tamamını sığdırabilmişlerdi. Biraz geç gelselerdi, dünyada yer bulamazlardı.
Otobüsün hareketinden 18 saat sonra Esenler Otogarı’na vardılar. Pazarcılık yapan bir yakını onları karşılayarak, kamyoneti ile eşyalarını ve kendilerini –daha önce kiraladıkları- Gaziosmanpaşa’daki gecekonduya götürdü.
Mazlumun Ahı..
Mehmet Özkal — Çar, 22/07/2009 - 07:22
Öğrencilik yıllarında hep duyardı, deprem felâketi yaşayan yerlerde inşaat müteahhitlerinin iyi iş yaptığını ve birçoğunun kısa zamanda köşeyi döndüğünü!..
Bu nedenle, zar zor bitirdiği liseden sonra; bir yakınının yanında başladı inşaat işlerine. Askere gidinceye kadar, inşaatın her dalında çalıştı. Askerde de, kendini inşaatçı olarak kabul ettirerek devam etti aynı işlere.
Çok memnundu hayatından. Herkes eğitimde, tatbikatta zor günler yaşarken; kendisi birkaç arkadaşı ile her türlü tamirat ve tadilat işleri ile günlerini geçirdi.
Askerlikten terhis olur olmaz, kalfalık yapmaya başladı. Çevresinde ne kadar işsiz güçsüz varsa, hepsini yanına aldı.
Hacer Ana
Mehmet Özkal — Cts, 04/07/2009 - 09:46
Anne denince aklımıza;
Sevgi gelir,
Şefkat gelir,
Himaye gelir,
Zorluk gelir,
Uykusuzluk gelir,
Fedakârlık gelir,
Cefa gelir
…
Zannedersem, bu sıfatlar çok şey ifade ediyor, ama anneyi de yeteri kadar anlatmaya kâfi gelmiyor. Çünkü anne, birkaç kelime ile veya cümle ile tarif edilemez!
Ahşap Çanta
Mehmet Özkal — Salı, 06/05/2008 - 13:26
Ana caddeye çıkan sokağın birinden geçerken bir çay ocağı ilişti gözüme. Oldukça yorulmuştum… Çay içme bahanesiyle, biraz dinlenmek için içeri girip kapıya yakın boş bir masanın yanı başına oturdum…
Masadaki günlük gazeteyi okurken, tavşankanı çayım geldi, ben istemeden. Çayla aram iyi olmamasına rağmen, çok hoşuma gitmişti. Çayımı bitirir bitirmez: “aynı çaydan bir bardak daha istiyorum” dedim.
Mini Diyalog
Mehmet Özkal — Salı, 08/04/2008 - 22:09
İki yaşındaki torunum Meryem yanıma gelerek:
“Dedde! Dedde!" dedi iki defa. Önce duymazlıktan ve anlamazlıktan geldim, söylediklerini.
Bunun üzerine, dizime vurup elimden tutarak tekrar:
“Dedde del!” dedi ve beni yerimden kaldırıncaya kadar direndi. Elimi bırakmadan mutfağa götürdü. Su veya yemek için bir şeyler isteyecek sandım… Konuşuyordu hâlâ. Fakat anlayamadım söylediklerini…
Ateşin Düştüğü Yer
Mehmet Özkal — Salı, 01/04/2008 - 22:04
Sabah işe gitmeden, cebinden çıkardığı parayı hanımına uzatarak: “Hanım, al şu parayı da çocuklara bir şeyler satın al pazardan “ diyerek hızla ayrıldı evden. Geç kalmıştı… Patronu gelmeden, bürosunu temizleyecek, çayını demleyecek, günlük gazetelerini alacaktı her zaman ki gibi…
Fakat tuhaf bir hali vardı o gün! Bu durumu, sekreter Şule’nin gözünden kaçmadı. “Belki eşi ile tartışmıştı veya başka bir ailevi problemi olabilir” diye sormaya cesaret edemedi.
Günün ilerleyen saatlerinde, durumunda bir müspet gelişme olmayınca, Şule:
