Sayha Dergi

  • 100 türk büyüğü
  • kimdir, nicedir?
  • ara
  • İletişim
  • site haritası
Ana sayfa › Bloglar › M.Nuri Bingöl yazıları

Tarık Buğra'nın Romanları

M.Nuri Bingöl — Pzt, 24/12/2007 - 14:13

Tarık Buğra’nın romanları dikkatli bir gözle incelendiğinde, insan talihi ve bu kader üzerindeki insan mizacının tesirine dayandığı görülür.İster konu (mevzu) , ister şahsiyetler, ister üslub ve anlatış noktalarından birbirine cevap verirler. Bu açıdan yazarın romanlarının tümüne bir “ külliyat” bütünlüğü içinde bakılabilir. Ayrıca bütün romanlarında hayatın reddedilemez bir gerçeği ve sosyal bünyenin inkar edilemez bir ihtiyacı durumuna gelince politik fikir ve hareketlerle, düşüncenin politik olarak fiiliyata geçme hikayelerini de buluruz. Hadisenin (vak’anın) cereyan ettiği devrin sosyal ve politik bişr çok özelliklerini ön plana çıkaran yazar, bu yıllar hakkındaki yorum ve düşüncelerini roman kahramanları vasıtasıyla çok değişik ağızlardan duyurur. Ayrı bir romanında ele aldığı fikir ve devir şartlarına, başka bir romanında telmihler ve göndermeler yapar.

İlk romanı olan “Siyah Kehribar” ve Cumhuriyet tarihinin panoramasını yaptığı “ Gençliğim Eyvah”ın dışında, bütün romanları Türkiye Cumhuriyeti’nin tek partiden çok partili hayata geçiş sancılarını veya kuruluş yıllarındaki o “ sadece trajik olmayan, aynı zamanda iç burkan” gelişmeleri anlatır.Yazarın hususi bir dikkat ve planla Cumhuriyet tarihimizi , sosyal meselelerini ve problemlerini göz önüne koymaya çalıştığı, hele “ Gençliğim Eyvah” romanında, daha önceki ayrı ayrı eserlerde bulunan düşünce ve yorumlarını bir araya toplayarak bir panorama şeklinde anlattığı görülür. Eserleri topluca incelendiğinde Buğra’nın asıl niyetinin devletimizin geçirdiği hususi şartları bir sinema şeridi berraklığında izletmek olduğu görülür.

Romanlarını basım tarihlerine göre değil, ele aldığı konuları meydana gelme tarihlerine göre sıralayacak olursak, Türkiye Cumhuriyeti’nin politik hayatının ve halkın yaşadığı, daha doğru bir deyişle hakim idarenin onlara yaşattığı demokrasi tecrübelerine şahit oluruz.
“Küçük Ağa” romanı, Mayıs 1919 ile Mayıs 1921 yılları arasını konu alır; Mondros Mütarekesi sonrasında , Kuva-yı Milliye güçleri, yani Ankara Hükumeti ile İstanbul ve Damat Ferit Paşa Hükumeti arasında tereddüt içindeki insanlar ve o “çaresiz halkı” bu harekete sevkeden sebep ve zihni dağınıklığı, daha sonra görülecek olan Çerkez Etem- İsmet Paşa arasındaki çekişmenin asıl sebebini ve 1921 Ankara’sındaki değişik fikir grupları ile bunlar arasında meydana gelen mücadeleler anlatılır. Roman’da Küçük Ağa’ya dönüşecek olan İstanbullu Hoca’nın şahsında, bazı “aşırı” ve millete yabancı insanlar tarafından “ihanet”le suçlanan “ilmiye” sısnıfı ve din adamlarının, temelde Kuva-yı Milliye ruhunu meydana getiren şahıslar olduğu konu edilir. Tarık Buğra, “Küçük Ağa” romanı için, “ Düşman Kazanmak Sanatı” isimli tenkit eserinde şunları söylemekte bir beis görmüyor:

“ Kurtuluş Savaşı için – Küçük Ağa’dan önce veya sonra- yazılmış romanların hepsinde de, roman anlayışıma uymayan bir tutum, önemli bir zaaf görürüm: onlar konuyu, her şeyin olup bitişinden sonra ortaya çıkan ölçü ve kıymet hükümlerine göre işliyorlar, hemen hepsi de ‘veyl mağluplara’ diyor.

İnsan’a, dolayısıyla da sanata aykırıdır bu. Hele bu kadar önemli bir konuda, başarısızlığı önlenemez hale getirir esere resmi ağız, politik tutum çeşnisi katar.

Altı yüz yıllık bir devlet geleneğine göre yetişmiş insanlarımızı, bunlarla karşılaştıkları ortam ve şartlar içinde değil de, çok sonraki durumlara göre yargılamak ilme de, sanata da ters düşer. Küçük Ağa’da bu hatadan sıyrılmak istedim; dedelerimizi, babalarımızı, büyük dayı ve amcalarımızı yaşadıkları günlerin ve olayların içinde anlayıp, anlatmak istedim.

Hain olmak kolay değildir; hele vatan haini olmak hiç kolay değildir. Kuva-yı Milliye’ye güvenmeyenlere de hain demek kolay olmamalıdır. Osmanlı’yı, Osmanlı’ya bağlılığı kesin olarak kötü, hatalı ve bozuk görmek,çok sonraları ortaya çıkarılmış bir sapıklıktır. Altı yüz yıl dimdik yaşamış, bir şah medeniyet kurmuş, o müziği, o edebiyatı, o mimarlığı ve sosyal garantileri ortaya koymuş bir Devlet’in insanları, kurtuluş yolu için bir başka ve yeni otoriteyi, bir yeni bayrağı elbette kolay kolay benimseyemeyecekti. Onların bu tereddütleri trajik olmakla kalmaz, övülmeye değer. Kurtuluşu herkes istiyordu, fakat kimin ve hangi bayrağın peşinde?

Bir yanda altı yüz yıllık şanların, şereflerin, zaferlerin sahibi Devlet, öte yanda yepyeni bir otorite!

Küçük Ağa’yı besleyen çelişme işte buradadır. Bu iki yol arasında sallantı geçirenlerin trajedisi yürek paralayıcıdır; hainlik değildir. Küçük Ağa’da bunu anlatmak istedim.”

“Firavun İmanı”, “Küçük Ağa”nın son bölümünde söz konusu edilen Ankara ve Ankara’daki gruplar arasında geçen mücadelenin genişletilmiş ve ayrıntılarına girilmiş biçimidir. Sakarya Meydan Muhaberesi günlerinden, Büyük Zafer’i takip eden Cumhuriyet’in ilanı, Hilafet ve saltanatın kaldırıldığı yılları ele alır. Dönemin ve romanın kahramanları Mehmed Akif ( ERSOY) , Hasan Basri (ÇANTAY) Hüseyin Avni (ULAŞ)’ın şahsında, vatanı asıl kurtaran ve Cumhuriyet’in gerçek kurucularının - Kazım Karabekir Paşa dahil- zafer kazanıldıktan sonra, Firavun imanlı makam-mevki düşkünlerince nasıl saf dışı edildikleri dile getirilir.

“İbiş’in Rüyası” temelde Türk Tiyatrosu ve sahne hayatı ile bu sanata gönül verenlerin dramını anlatan bir eser olmasına rağmen, 1930’ların politik ve sosyal hadiselerine de temas eder. O sırada Almanya’da iş başında bulunan Naziler ve yeni kurulan Serbest Cumhuriyet Fırkası hakkında kahramanların diliyle bazı görüşler ileri sürülür.

“Dönemeçte”de, 1945-1950 yılları arasını buluruz. Aslında mizaçların çatışması ve çeşitli münasebetlerine dayanan eser, hayatın bir gerçeği durumuna girmiş politikaya da temas eder ve 1946’da kurulan Demkrat Partiye olan rağbetin iç dinamiğini anlatmaya çalışır. Çok partili sistemin Türkiye’ye kazandıracakları hususlar üzerinde durur, bir kısım insanların - mizaçları gereği- bu sistemi de kötüye kullanabilecekleri şüphesi dile getirilir.

“ Gençliğim Eyvah”, şimdiye kadar bahsedilen romanlardaki politik ve sosyal fikirlerin bir enmuzec”i gibidir. Devlet ve millet düşmanlığının bir sembolü olarak ortaya çıkarılan İhtiyar tipinin ağzıyla, Devlet’in bizzat kendi eliyle kendini nasıl yıprattığı ve çöküşe doğru nasıl çekildiği konu edilir. 2. Meşrutiyet yılları ile 1965 arasını konu alan eserde bu devirlerdeki sosyal hadise ve meseleler göz önüne konulup, milletin devletinden nasıl soğutulup koparıldığı, devlet düşmanlarının bizzat devleti kullanarak, hedeflerine adım adım nasıl yürüdükleri tahlilci bir gözle anlatılır.

“Yalnızlar”da pek fazla politik fikir ve iklim bulamayız. Bir karı koca arasında ortaya çıkan soğukluk ve yıllardan beri sözlüsünü beklediği halde ondan yüz bulamayan bir genç kızın karakter ve hayat hikayesidir.

“ Siyah Kehribar”da, 1935-1940 yıllarının İtalya’sı işlenir ve büyük ihtimalle, o sırada Türkiye’de hüküm süren tek parti idaresine gönderme yaparak, buradaki meseleler İtalya’ya adepte edilerek göz önüne konulur.

Görüldüğü gibi, BUĞRA’nın romanlarında politik ve sosyal meseler iddiacı bir bakış açısıyla değil, hayatın realitesi olarak, hikaye edilen olayların içine sindirilerek göz önüne konulmuştur. Şahısların ferdi hayatlarına, aşklarına, saadet ve bedbahtlıklarına da yer verilmekte, “İbiş’in Rüyası”, “Yalnızlar” gibi eserlerinde derinlemesine işlemektedir. “Siyah Kehribar” İtalyan politik hayatına temas etmesine rağmen, daha çok Fernendo-Sofiya ikilisinin trajik aşklarını konu alır.

•ROMANLARINDAKİ KİŞİLER

Tarık Buğra’nın eserlerinde zengin ve renkli bir şahıs kadrosu vardır. Her kişilik ve her tip insanı başarı ile canlandırıp hayatın içinde tanıtır bize.

“İbiş’in Rüyası” istisna edilirse, bütün romanlarındaki asli tipler, hep aydın ve okumuş-yazmış kimselerdir.Karakterlerini aydınlardan seçiş sebebi , daha önce de bahsedildiği gibi devir şart ve meseleleri hakkında konuşturabilmek ve yorum yaptırabilmek içindir.
Eser kahramanlarından aydın ve okumuş- yazmış olanlarını ikiye ayırmak pek mümkündür. Bunlardan bir kısmı diğer romanlarında söz konusu edilen ve mekan olarak seçilen Akşehir kasabasında doğup büyümüş insanlardır. Bu yüzden halk ile yöre insanının maddi- manevi özelliklerini tanırlar; onlara ve değer hükümlerine saygılıdırlar. Kahramanlarının diğer kısmı ise İstanbullu ya da öbür büyük şehirlerdendir.

Kasabalı, daha doğrusu “taşralı” olan roman kişileri halkın sosyal ve ekonomik meseleleriyle ilgilenirler, dolayısıyla da politikanın içinde ya da yakınında bulunurlar. Bunları ayrı ayrı ele alıp incelemek daha yerinde bir davranış olacaktır.

“Küçük Ağa”daki Dr. Haydar Bey ve Ceza Reisi Kuva-yı Milliye taraftarıdırlar. “Yağmur Beklerken” romanındaki Rahmi, Kenan Bey, Dr. Fazıl Bey, Dişçi Nevzat Bey Serbest Cumhuriyet Fırkası taraftarı iken, Sami Muallim Halk Fırkasına mensuptur.

“Gençliğim Eyvah”taki Delikanlı, yani Raşit de kasabalıdır ve devlet düşmanlığının sembolü olan İhtiyar’ı vuracaktır. “Dönemeçte” romanının Doktor Şerif’i, halkı benimsediğinden dolayı, bizzat onlar tarafından politika içine itilecektir. Eczacı Celal sefih ve sorumsuz bir insandır, halktan kopuk bir kimsenin prototipi gibidir; onun hangi politik görüşe sahip olduğu belli değildir, ama çok zaman halkı ve kasabalı dostlarını küçümser. Operatör Cevdet Bey her şeye boşvermiş, hayata karşı teslim bayrağını çekmiş bir insandır.

“Yalnızlar” romanındaki Murat, kasabalı olmasına rağmen apayrı bir tiptir. Sanatkardır ve politika ile herhangi bir ilgisi yoktur. “Firavun İmanı”ndaki Hüseyin Avni, Erzurumlu olması cihetiyle taşralıdır, yeni kuruılan devletin temellerinin halkın duygu ve değerlerine zıt olmaması için mücadele eder.

Kasabalı olmayan aydınların başında İstanbullu Hoca gelir. Aynı romandaki Vali Cemal Bey ile Müftü Mustafa Efendi Kuva-yı Milliye’ye karşı olan tiplerdir.

“Firavun İmanı” romanında Mehmed Akif ve Hasan Basri, İstanbullu olmalarına rağmen halkın içinde yetiştikleri için, onların duygularını iyi tanırlar ve bu hislerinin –inançlarının- davasını güderler. Aynı romandaki Ali Yusuf ve Hüseyin Sadi ise Mehmed Akif’e taban tabana zıt şahsiyetlerdir ve onları safdışı edecek “Firavun İmanlı” ikbal düşkünlerini sembolize ederler.

“Yağmur Beklerken”in Naki Bey’i Serbest Fırka’nın yöneticilerindendir; İstanbullu ve aydın tabakadandır. Ceza Yargıcı Ahmet Kemal Bey ise bu kanada bağlıdır. Kaymakam, Savcı ve Müfettiş Hilmi Bey Halk Fırkası taraftarıdırlar. “Dönemeçte” romanındaki Orhan İstanbulludur ve halkı tanımadığından hor görür.

“Yalnızlar”daki Doktor Rıza halkı küçümser ve kasabaya gittiğinde politika ile uğraşır. “Gençliğim Eyvah”ın İhtiyar’ı bütün kötü huy ve menfi düşünceleri ruh dünyasında toplamış gibidir; yazar tarafından hususi bir dikkatle hazırlanmış gibidir. “İbiş’in Rüyası” romanındaki Eczacı Vasıf yardımsever bir insandır. Muhsin Bey ise işinin ehli bir tiyatrocudur.

“Siyah Kehribar”ın eser kahramanı aydın bir Türk gencidir. Ressam Umberto İtalya’nın Faşist idaresi ile mücadele eden bir teşkilatın başıdır ve meşhur bir sanatçıdır.

“Küçük Ağa” romanındaki Yüzbaşı Hamdi ve Yüzbaşı Nazım, aydınların asker kanadını teşkil eder. “Yağmur Beklerken”deki Aziz Bey de bu bahsedilen kategori içine girer.

Tarık Buğra bir kısım tiplerini diğerlerinin gölgesinde bırakmıştır. Bunlar halk tabakasına mensup irfan sahibi insanlardır ve esas vak’a ile alakalarının azlığı onları ikinci dereceye itmiştir. Eserlerdeki pek çok yorum ve düşünceler onlara izafe edilir.

“Küçük Ağa”daki Ali Emmi bu tiplerin başında gelir. Kuva-yı Milliye taraftarıdır. Küçük Hacı da böyle tiplerdendir. “Yağmur Beklerken” romanondaki Mumcu Rıza Efendi, “Dönemeçte” romanının Fakir Halid’i bunlardandır. Bu tiplerin dindar ve muhafazakar olmaları dikkat çeker.
Halkın hissiyat, duygu ve huylarını aksettirebilmek için, romanlarının asli vakasında pek fazla rolleri bulunmayan şahıslar da göz önüne konulur. Halktan olan bu tipler, “Küçük Ağa”daki Çolak Salih, aslında İstanbullu Hoca’yı Küçük Ağa’ya dönüştürmek rolünü üstlenen bir tiptir; romanın zembereği değildir.

“Küçük Ağa” romanındaki halk tiplerini kendi içinde ele alırsak, muharipler ve esnaf olmak üzere ikiye ayırabiliriz. Kahveci Salim, Rıza, Ali Çavuş, Topbaşların Halis esnaftandır ve Kuva-yı Milliye fataftarıdırlar. Ayrıca Rum Niko da esnaftır ve devlete karşı ihanet içindedir.

Çetecilerden Sarı İbrahim, Horoz Şemsi ve Ökkeş muharip takımın Kuva-yı Milliye kanadını teşkil ederler.İki Pehlivan, Topal İsmail, Çakırsaraylı, Canbaz Sadi, Ahmet Onbaşı, Güncü Mehmet Ağa bu muharip sınıfın Kuva-yı Seyyare kanadına aittir.

Çerkez Etem ve kardeşi Tevfik Bey, Kuva-yı Seyyare birliklerinin kumandanları olmalarına rağmen, mizaç ve anlayış bakımından halk tabakası ve kültürüne bağlıdırlar. Çeşitli sebeplerin birikmesiyle Ankara Hükumeti’ne baş kaldıracaklardır. “Firavun İmanı” romanında halktan fazla insan yoktur.Sadece Zile isyanını bastırmaya giden Akif’in gözüyle, Zileliler troplu olarak nazara verilir.

“Yağmur Beklerken” romanında ise halktan birçok insan boy gösterir. Çarıkçı’nın Veli, Hacı Rüstem, Deli Yakup, Şoför Akoğlan, Şaşı Ömer, Nalbant Mustafa Efendi, Altınbaşların Halit ve babası, Serbest Cumhuriyet Fırkası’nı tutan insanlardır. Gülbeyazlar’ın Mahmut, Asım Ağa halktan olmakla birlikte, Halk Fırkası’nın ilçe yöneticilerindendir.
Tarık Buğra’nın, halkı doğrudan doğruya göz önüne koyduğu bir diğer eseri de “Dönemeçte”dir. Demokrat Parti’nin kuruluş yıllarını anlattığı eserinde, tabii olarak halktan insanlar ayrıntılı biçimde incelenir. Karcı Yusuf, Şükrü, Deli Kadir, Berber Haydar, Terzi Latif, Pomak, köylülerin gururunu temsil eden Mahmut, Demokrat Parti’ye bağlı insanlardır. Bu eserde göz önüne konulan ve bir sosyal baskı grubu olarak tanıtılan Tarikatçılar da eserdeki fikri ağırlık noktasından ehemmiyetlidirler ve Türk Edebiyatı için orijinal tiplerdir.

“Yalnızlar” romanında halk kültürüne sahip insan olarak Kahya ali Efendi ve birkaç kasabalıyı buluruz. “İbiş’in Rüyası”ndakiler ise halk kültür ve tabakasına mensup olmakla birlikte, tiyatro sanatçısıdırlar ve bohem bir hayat yaşarlar. Bizzat İbiş’in kendisi, yani Nahit Bey ancak kulaktan dolma bir bilgi sahibidir. Kendi sanatı açısından ise tam bir uzmandır. Sadi tiyatro oyuncusudur, Rıza Baba ise tiyatronun kapıcısıdır.

“Yalnızlar”ın Macit’i dünya meselelerinden haberi olmayan bir tiyatro oyuncusudur; “Siyah Kehribar”daki Leonardo, Fernendo ve Babaryo da halktan insanlardır.

Buğra’nın romanlarında kadınlara da ehemmiyet verilmiş, vaka ve anafikir içindeki ehemmiyetlerine göre tasvir edilmişlerdir. Bu kadınları kaba taslak, okumuş-yazmış ve halk kültürüne sahip olanlar diye ikiye ayırabiliriz.

“Küçük Ağa” romanında İstanbullu Hoca’nın hanımı Emine, “Yağmur Beklerken”in Güldane’si, “Dönemeçte” romanının Pembe ve Şükufe Hanım’ları, “Yalnızlar”daki Nigar ve Hayriye hanımlar, tamamıyla halk kültürün kadınlarıdırlar.

“İbiş’in Rüyası”ndaki Zozo, Leyla, Tekgül oyuncu kadınlardır ve birincilerden apayrı bir kültür ve terbiyeye sahiptirler. “Yalnızlar”daki Küçük ve Zehra da bu ikincilerdendir. “Siyah Kehribar”ın Sofiya, Niva ve Mel,sa’sı da oyuncu kadınlardandır.

Okumuş- yazmış kadın tiplerinin başında “Dönemeçte” romanındaki Handan gelir. Edebiyat Fakültesi Sosyoloji mezunu olmasına rağmen sosyal meselelerle ilgilenmez, hislerinin tatmini yollarını arar daima. “Yalnızlar”daki Hurrem ve Şükriye de okumuş- yazmış oldukları halde dünya meseleleriyle ilgilenmezler. “İbiş’in Rüyası”daki Vedia da Fransız Lisesi’nden mezundur, fakat aktris olur, İbiş’le evlenir. “Siyah Kehribar”daki Melina ve İvet, kültürlü, okumuş-yazmış kadınlardandır.

•ZAMAN UNSURU

BUĞRA’nın eserlerinin devir romanı olanlarında, zamanını bir nehir gibi kesintisiz ve süratli aktığını hissederken, karakter tahlili ve tasvirine dayanan eserlerinde ise, zamanın adeta donduğunu hissederiz.
İlk romanı “Siyah Kehribar”da zamanın canlılığını görmemize rağmen, gece-gündüz ve mevsim tasvirlerindeki cılızlık, devrin önemli hadiselerine çeşitli şekillerde telmih yapmaması, konuyu devir ve zamandan mücerret bir hale getirir.

“Küçük Ağa”daki zamanı işlemedeki başarısı harikulade denecek cinstendir. 1919-1921 yılları arasındaki devri bütün duyu organlarımızla idrak ederiz. Bütün hislere hitap eden mevsim tasvirleri, bizi o devirde yaşatıyor gibidir. Gece-gündüz ve iklim şartlarındaki değişmeler çarpıcı ve etkili bir şekilde aksettirilir.

“Firavun İmanı” romanında zaman olarak geriye dönüşler oldukça fazladır; böylesi bir üslup temel vakayı cılızlaştırmıştır. Sözkonusu eser, daha çok karakter tahliline dayandığı için, mevsim tasvirlerine fazla yer verilmemiştir.

“İbiş’in Rüyası” zaman bakımından enterasan ve orijinal bir yapıya sahiptir. Nahit Bey/in, arkadaşı Sadi’yi yanından kovmasıyla başlar ve buradan geriye dönülerek, İbiş’in bun tarihe kadar olan tiyatroculuk hikayesi göz önüne konulur. Eserin altıncı bölümünden itibaren hazır güne döneriz.; bundan sonra da ikide bir maziye dönülmeden durulmaz.

“Dönemeçte”deki gece-gündüz ve mevsim tasvirleri zamanın akışını hızlandırmasa da esere ayrı bir tat katar. “Yalnızlar”da ise, tıpkı “Siyah Kehribar”daki gibi zamanın akışı oldukça ağırlaşır, geriye dönüşlere çok sık başvurulur.

“Gençliğim Eyvah” romanı yapı bakımından, vakanın bitiş noktasından başlar. Eserin dokuzuncu bölümüne kadar İhtiyar, Delikanlı ve Güliz’in geçmişi üzerinde durulur. 1908 sonrası yıllardan 1960’lara kadar Türkiye Cumhuriyeti’nin siyasi tarihinin panoraması çizildikten sonra haazır güne dönülerek, vaka ile okuyucuyu karşı karşıya bırakır. Mevsim tasvirleri yeri geldiğinde, kişileri bakışı ve anlayışı çerçevesinde yapılmıştır.

“Yağmur Beklerken” romanında yöreyi kasıp kavuran kuraklığı, mevsim tasvirlerinden değil, eser kahramanlarının psikolojik tahlillerinden anlarız ancak. Zamanın geçişini kuvvetle hissettiğimiz eserde maziye dönüşler, şahısların geçmişlerini ve psikolojilerini aksettirmek için yapılır.

• MEKAN UNSURU

BUĞRA’nın “Siyah Kehribar”, “Firavun İmanı” ve “ Gençliğim Eyvah” eserlerinin dışında, diğerlerinin hepsinde de Akşehir Kasabası ve civarı ele alınmıştır.

O, mekan tasvirlerini üslup endişesiyle değil, hadise ve kişiliklere etkilerini, ya da kahramanların psikolojilerini tanıtmak için yapar. Hadiseye giriş yapmadan önce mücerret tasvirlere kaçtığı birkaç yerde ise ansiklopedik bilgileri andıran bir üslup kullanır. Subjektif tasvirlerde oldukça başarılıdır.

Buğra’nın romanları ‘yapı’ bakımından, gizli ya da açık bir çatışma fikrine dayanır. Bu çatışma hem politik, hem de şahsidir. Politik çatışmayı bir hedef ya da herhangi bir idealin davasını gütmek için değil, hayatın gerçeklerinden biri olduğu için almış, ferdi hayatın bir unsuru haline getirmiştir.

“Küçük Ağa”da İstanbullu Hoca’nın ilk önceki davranışı, yani Kuva-yı Milliyeye karşı oluşu, sadece politik bir görüş ya da inançla ilgili bir tavır olarak değil, mizaç ve yetiştiği çevreyle alakalı bir alışkanlıkla da izah edilir. “Gençliğim Eyvah”taki Delikanlı İhtiyar’ı, hiç kimsenin ya da düşüncenin tahrikiyle değil, şahsi kanaatıyla öldürür. Fakat bu ikisi de politik bir zemini anlattığı için, başkalarınca birer politik tavır olarak vasıflandırılır. Yazarın diğer romanlarında da ‘yapı’nın dayandığı mizaçların çatışması fikrini bu açıdan değerlendirmek mümkündür.
“İbiş’in Rüyası” ve “Yalnızlar” romanı sadece karakterlerin tezadına dayanır. Yapıdaki zaman unsurunun kullanılışı da çoğu defa, roman kahramanlarının maziyi hatırlaması biçiminde olmuştur.

  • İz Bırakanlar
  • M.Nuri Bingöl yazıları
  • yorumlamak için giriş/kayıt gerekli
  • Rastgele Yazı

Benzer Yazılar

  • Klas Bir Duruş: Nuri Pakdil
  • Esaretin Bedeli
  • Siyaset Mefhumu ve Bediüzzaman
  • Hatırlıyorum, Hiç Unutmadım ki...
  • Hayatın Kıyısında Bir Münzevi

Kategorilerden

Hür Tefekkürün Kaleleri Zamana Dair Hay Sızı Tefekkür Söz Ola Gelişi Güzel Gonca Makamı-ı Dikkat Ümidlere Dair Hüzün Alanı Berceste Ümmet Coğrafyası Güncel İz Bırakanlar Kara Kalem Yazıları Gülü Gülle Tartarlar İçe Dönüş Hakikat Hikayet Şiir Makamı Tanıtılanlar Kimdir Nicedir Haberdar Yürek Yarası Düş Vakitleri Kişilere Dair
tamamı

Üye girişi

  • Üyelik başvurusu
  • Şifremi unuttum

Gezinti

  • Son Gönderiler
  • Site Rehberi (Yol Haritası)
  • İletişim
  • Kategoriler

Üyelerimiz

  • Çevrimiçi
  • Yeniler

Şu an 2 üye ve 2 misafir çevrimiçi.

Çevrimiçi üyeler

  • Betül Kaymaz
  • adige batur

Duyuru - Etkinlik

- 1 ocak temrin 2009
  • - Minare Dergi-3
  • - CAFCAF'ın konyaya bir jesti : Cafcaf Kitap Cafe
  • - İHH Gazze İçin Acil Yardım Kampanyası Başlattı
  • - Gazze yanıyor!..
  • ... Devamı
  • Kapı Komşusu

    Cemaat

    Anket

    Sayha'ya nasıl ulaştınız?:

    Son yorumlar

    • “Ölüler gibi donmuş bizlere
      8 sa. 49 dk. önce
    • Keşke bu kadar acı
      8 sa. 54 dk. önce
    • Yorgun bir aynada Göz kırpan
      9 sa. 18 sn. önce
    • özeleştiri
      14 sa. 18 dk. önce
    • koptu uçurtmanın ipi
      1 gün 2 sa. önce
    • Bu da güzel bir eylemdir
      1 gün 9 sa. önce
    • en büyük eylem budur
      1 gün 13 sa. önce
    • şiirin başları slogan gibi
      2 gün 4 sa. önce
    • eylem
      2 gün 4 sa. önce
    • ...
      2 gün 4 sa. önce

    Dostlarımız

    • Dostlar
    • Bunlar da Dostlar

    Hakan Albayrak
    Tarık Tufan
    Cemaat
    Kurtuba
    Kâinata Mektup
    Pata-Gonya
    Minare Dergi
    Rûh-i Gusül...
    Arşivdesiniz
    Dünya Bizim

    Kocaman Yazarlar

    • Bekir Fuat
    • Muhteşem Mollamız

    Bekir Fuat her hafta bizimle... Bekir Fuat her hafta bizimle... İsterse olmasın... Kendi bilir, şapkasız resimleri var elimizde, hatta 48 numara çıplak ayakları ve daha neler, neler... Bilmeyiz yani.

    Gözdeler

    Bugün:

    • Manifesto (Filistin İçin)
    • Gazze yanıyor!..
    • Ah Kapadokya!

    Son görüntülenme:

    • Nur Üstad Eserinin Önsözü
    • Mektup Bizim, Mektup O'nun; “Kimin Mektup?
    • Bireyi Basına Karşı Koruyacak?

    Sayha Dergi © (1990) 1998 - 2008

    • 100 türk büyüğü
    • kimdir, nicedir?
    • ara
    • İletişim
    • site haritası