Camtutan
E. Fatih Bilge — Pzt, 14/04/2008 - 20:30
Alemdeki yerimizin sorgulandığı, aleme dair soru ve cevapların merkezinin insan olduğu bir dönemde yaşıyoruz. İnsan merkezli bir dünya. Öyle ki insan kavramının ontolojik ve epistemolojik açıdan değerlendirilmediği, bunun aksine insan kavramının git gide soyutlaştırıldığı bir dönem. Alemdeki yerimizin sorgulandığı bir zaman ve mekandayız. ‘Hayal Günlüğü’ ile ‘hayal’ ile ‘gerçek’ kavramını karşılaştırarak yazan öykücü Melek Paşalı ‘Camtutan’da ise ‘rüya’ ile ‘gerçek’ kavramını karşılaştırıyor. ‘Camtutan’ modern hayatın belli bir köşeye hapsedilmiş, sıkıştırılmış yaşamlarında berraklığın ve saydam zemin üzerinde ki yansımalarının oluşturduğu etkileri derine inerek, kavramsal bir zeminde ifade ediyor Melek Paşalı. Melek Paşalı öykülerini alemdeki ‘ikilikler’ ve ‘zıtlıklar’ üzerine kuruyor. Ve hayat da bunlar üzerinde bir seçim yapmayı gerektiriyor Melek Paşalı’ya göre.
Hikayelerin kahramanı diyebileceğimiz kişiler, ellerinde cam gibi kırılgan ve kıymetli bir şey tuttuklarından ve yine bu kahramanlar, camdan herhangi bir nesne yada camı çağrıştıran bir durum karşısında hayrete ve şaşkınlığa düşüyorlar yani camda tutuluyorlar.
“Cam nedir?
Gösterirken görünmeyen
Tül?
Kadınların ördüğü cam.
Ya yağmur?
Camın ve tülün taklit ettiği.” (s:73)
Melek Paşalı’ya göre elinde cam gibi kıymetli bir şey tutan insan, bu boyutun dışına çıkmaya aday insan demektir. Bu nedenle gerçeklik dışında bir boyut algılamaya imkan tanıyan en küçük bir durumda, duru bir camla karşılaşma durumunda, suya bakma durumunda, hemen bulunduğu ortamın yada halin dışına doğru bir yolculuk yapmaya başlıyor. Rasim Özdenören bu durumu şöyle yorumluyor:
“Melek Paşalı, Camtutan adındaki öykü toplamında tutulamaz olanı tutmayı deniyor. Bir camın tutulması ne denli imkânsızdır, bilirsiniz. Neresinden avuçlayacağınızı kestiremezsiniz. Üstelik bu cam, bir yaşam kesitini simgeliyorsa, yaşamın o kesitine neresinden sokulacağınız da belli değildir. Öykücü böylesine güçlüklerle dolu bir deneye girme cesaretini gösteriyor. Anlattığı her bir öykünün üstelik ayrı bir öykü olduğunu düşünüyor. Öykü içinde anlatılan öykülerden ve verilen ipuçlarından çıkartıyoruz bunu: "Her defasında anlattığım aynı hikâye değildir aslında, verdiğim detayları değiştiririm; bazen kısarım, karşımdakinin haline göre, bazen artırırım anlattıklarımı, bazen de çok ciddi bir ayrıntıyı biraz rüşvet gibi veririm" diyor (s.44).
Ben bu sözlerden pekâlâ şu çıkarıma varabilirim: anlattıklarım, aslında, hep aynı hikâyedir, ama ben ayrıntılar üzerinde çalışarak aynı olan bu hikâyeyi her defasında başkalaştırırım; bu demektir ki, her defasında, aynı hikâyeyi başka bir hikâye olarak anlatırım… Öyle mi? Bence öyle.”
“İnsan iki hali aynı anda nasıl duyar?
Boyutlanarak
Bir algı bozukluğu bu!
Hayır. Bir aldı çokluğu.
Çift boyutlu bir insan mı düşündüğün?
Aslında daha da fazlası.
Ne işine yarayacak insanın çok boyutluluk?
Derinleşmesine.
Derinleşmek de boğulmasına...” (s:74)
Buradan şunu rahatlıkla görebiliyoruz, Melek Paşalı’nın öyküsünü kurduğu dünya “düşünülerek” varılmış bir dünyadır.
Melek Paşalı, yazdığı hikayelerin sonunu biliyor ama gelişen olaylarda başına ne geleceğini bilmiyor.
“İnsanların hikayelerde ne aradığını bilmem. İzini sürdüğüm hikayelerin içinde bırakıldığı yerden alınıp kendine ait boşluğa yerleştirilmesi gereken bir anlamın gizlendiğini zannederim. Çoğunlukla yanılırım. Ama fark etmez. Her şeyi başlatan ilk anın hatırı öyle derindir ki, anlamsız hikayelerin peşi sıra giderek harcadığım zamana hayıflanmama izin vermez. O an içinde kilitler beni; ilk anın, ilk anda gördüklerim bana o hikayeyi gören en derin göz olduğum hissini verir.” (s:36)
Melek Paşalı, yazarken kendisini bir sorumluluk duygusu içerisinde hissediyor, aklına gelen her şeyi yazmıyor. Şöyle söylüyor Melek Paşalı: “Kendi içinde kontrol mekanizmaları olan biriyim. Bunun iki anlamı var. Birincisi o hikayenin alanının dışına çıkan şeyleri yazmamalıyım, ona sadık kalmalıyım. İkincisi yazdıklarım sonunda bir okuyucuya ulaşacak. Okur-yazar ilişkisi aynı zamanda bir sorumluluk ilişkisi. Ben aklıma gelen insanları kışkırtan, insanları cezbeden her şeyi yazmam, bunun benim için ahlaki boyutu var. Ahlaki bir tutum içindeyim bu konuda.”
Camtutan; “Kısa Süreli Yarım”, “Sanki”, Hikayegören”, “İki Boyutlu Yarım”, “Aklımın Arka Bahçesi”, “Camtutan”, “Hurma Dalı”, “İki Henüz Üç Değil” adlı sekiz öyküden oluşan bir kitap.
Kitabın Künyesi:
Adı: Camtutan
Yazarı: Melek Paşalı
Yayınevi: Kaknüs Yayınları
Yayın Tarihi: Mart, 2003
- E. Fatih Bilge yazıları
- yorumlamak için giriş/kayıt gerekli
- Rastgele Yazı
Kategorilerden




Son yorumlar
10 sa. 40 dk. önce
10 sa. 45 dk. önce
10 sa. 51 dk. önce
16 sa. 9 dk. önce
1 gün 4 sa. önce
1 gün 11 sa. önce
1 gün 15 sa. önce
2 gün 6 sa. önce
2 gün 6 sa. önce
2 gün 6 sa. önce