Nadir Marmara yazıları
Minareyi çalan, kılıfını bulur
Nadir Marmara — Çar, 02/12/2009 - 15:05
İslam alemi mukaddes kurban bayramını kutlarken, İsviçre’de yapılan halk oylaması hepimizin canını sıktı. 400 bin müslümanın yaşadığı 7,5 milyonluk ülkede geçirilen referandumda %57,5 oy çokluğuyla “minarelere yasak” kararı “kültür ve hoşgörü sahibi” İsviçrelilerce kabul edildi. 200 dolayında mescitten sadece 4’nün minaresi bulunduğu İsveçrenin bu adımı Avrupa’nın bin yılı aşkın “İslam düşmanlığı politikası” dışında nasıl açıklanabilir ki?
Avrupa’nı birleştiren kin: İslam ve Türk düşmanlığı
Bu sitede daha önce benzeri konuya birden fazla değinmiş (Akıl ve Delilik Arasında İslam), ancak şahsi email adresime gelen “bu türden yazılar dinler ve toplumlar arası nefreti körüklemektedir” uyarısını göz önüne alarak devamını yayınlamaktan vazgeçmiştim. Genelde gündeme ilişkin popüler yazılar yazmayı sevmediğim halde, referandum için İsveçre Yüksek Seçki Kurumunun kullandığı çirkin afişler konuya bir kez daha dönmeme neden oldu.
“Avrupa Kaşifi” İlk Doğulu Bilgin: Katip Çelebi
Nadir Marmara — Cum, 17/07/2009 - 09:39

UNESCO’nun 2007 yılında gerçekleşirdiği 34. Genel oturumunda “2009 – Katip Çelebi Yılı” ilan edilmiştir. Bu önemli olay şimdilik 2010 yılında yapılması planlanan “2010 – Avrupa Kültür Başkenti: İstanbul” çalışmalarının gölgesinde kalmışa benziyor. Oysa, Katip Çelebi, İstanbul kadar, Türk, İslam ve dünya açısından başlı başına bir değerdir. Sayha’da yer alan yazılarımın genel içeriği dışına çıkmamak kaydıyla, biz de kendi çapımız kadar bu büyük Türk bilginine bir pencere açmağı deniyoruz.
“Çelebi”, Türkçe “çalab” sözcüğünden gelmekte olup, yaklaşık XII. Yüzyıldan sonra dilimizde “tanrı, rab” karşılığı olarak kullanılmaktadır. Özellikle, Yunus Emre’nin şiirlerinde bu sözcük sıkça geçmektedir:
Gönül Çalab’ın tahtı, Çalab gönüle baktı
İki cihan bedbahtı, kim gönül yıkar ise.
Bildiklerimiz Bilmediklerimizdir
Nadir Marmara — Salı, 07/07/2009 - 09:16
Kaynakları tararken kimi zaman karşıma ilginç ve çoğu zaman da şaşırdığım kelime ve kavramlar çıkmaktadır. Genelde bunları ayrı bir dosyada not eder, yeni bulduklarımı da onlara eklerim. Bu şekilde alakalı alakasız 100-den fazla kelime dosyalarım arasında kendisine fazla geniş olmayan bir yer edinmiştir. Bunları paylaşmanın güzel ve yararlı olacağı düşüncesiyle birkaçını burada yayınlamayı düşündüm (1). Umarım, benim zevk ve keyf aldığım kadar, okurlar için de ilginç olur. Ayrıca, bu kelime ve tanımları hiçbir anlama çekmeden tarafsız biçimde değerlendirdiğimi de belirtmek isterim.
I. Türban
Toplumsal Cinnet ve Küresel İslami Sermaye
Nadir Marmara — Per, 02/07/2009 - 09:59
“Yargıç: Bir suç ortağın var mı, yoksa şahı tek başına mı öldürdün?
Zanlı Mirza Rıza Kirmanî: Beş suç ortağım var.
Yargıç: İsimlerini söyle. Bana güvenebilirsin!
Zanlı Mirza Rıza Kirmanî: Ben, kendim, gölgem ve taşaklarım” (1 Mayıs-9 Ağustos 1896 Mirza Rıza Kirmanî’nin mahkeme dosyasından, kaynak: Nizamü’l-islam Kirmani, Tarih-i Bidar-i İraniyan, Ali Ekber Saidi Sircani nşr., Tahran 1983, c. I, s. 97-124).
İran’da Türk kökenli Kaçar hanedanının en uzun ömürlü hükümdarı Nasreddin Şah, 30 Nisan 1896 yılında Şah Abdülazim türbesini ziyareti sırasında Mirza Rıza Kirmanî tarafından Rus yapımı silahla katle yetirildi. Şahın ölüm haberi İstanbul’a ulaştığında Sultan Abdülhamid, Cemaleddin Afganî’nin “bir kaşık suda boğulmasına” karar verdi.
Müslümanlar’ın Avrupa Anlayışsızlığı
Nadir Marmara — Çar, 24/06/2009 - 09:30
1770 yılında bir Rus donanmasının Ege’de Osmanlı bahriyelerin karşısına çıktığı haberi Bab-i Alî’de büyük çaknaşmaya neden oldu. Tedirginliğin nedeni Karadeniz ve Marmara denizlerinin denetimi Osmanlı’nın elinde olduğu halde Rus donanmasının Akdeniz’e nasıl vardığıydı. Padişah ve sadırazamın emriyle diplomasi memurların hemen araştırmaya koyulmuş ve alelacele Venedik hükumetini protesto eden bir name gönderilmiştir. Söz konusu name adresine vardığında Venedikliler hem şaşırmış, hem de devasa imparatorluğun durumuna gülmüşlerdir. Şaşkınlığın ve gülünç durumun nedeni, Bab-i Alî memurlarının Venedik’in kuzeyinde Karadeniz ile Akdenizi birbirine bağlayan bir kanalın olduğuna inanmalarıydı. Osmanlı devlet-i alîyesi adına bu bir bilgisizlik değil, zır cehaletti. O dönem için Bab-i Alî arşivlerinde Avrupa’nın konumuna ilişkin coğrafi bilgiler yer aldığı gibi, bizzat Bab-i Alî adına İsveç ve Lehistan’a giden elçilerin de bilgilerine başvurulmadan yazılmış rapor Osmanlılar’ın tepetaklak oluşunun kaynağını da açığa vurmaktadır.
Kolima: Ölüm Madeni
Nadir Marmara — Çar, 11/03/2009 - 07:30
1950 yılında Sovyet Bilimler Akademisinin İlmi Araştırmalar Raporunda şöyle bir haber yer alıyordu: “Kolima nehri yakınlarında on binlerce yıllık donmuş tarihöncesi hayvan türlerinin kalıntıları ortaya çıkarıldı”. Haberde söz edilen mekan, Sovyetler Birliğinde yaşayan üç milyon ailenin yaşamlarını sonsuza kadar karartan “ölüm madeni”nin ismiydi.
Kolima, Kuzeydoğu Sibirya’da aynı isimli nehrin kıyısında uzanan toprakların ismiydi. Burası yaşanmaz denilecek kadar kötü iklim koşullarına sahiptir. Ne varki Eski Sovyetler Birliğinin dev altın madenlerinin kaynağı da burasıydı. Sovyet altınlarının yaklaşık yarısından çoğu burada üretiliyordu. Kolima, sadece devasa Sovyet topraklarının değil, insanlığın da son sınırıydı. Stalin dönemi Sovyet Gizli Servisi’nin (sırasıyla 1920’lerde ÇK, GPU; 1930’larda NKVD, 1950-den itibaren KGB isimlerini almıştır) kayıtlarına göre, tam 3 milyon insanın yaşamı burada noktalan(dırıl)mıştır.
Cahiller İçin Keşifler Atlası
Nadir Marmara — Cum, 06/03/2009 - 07:13

1550 yılında Avrupa tarihinde ilk defa bir “İnsan Hakları Mahkemesi” gerçekleşti. Kral V. Charles tarafından çağrılan ve adına Valladolid İhtilafı denilen bu olay, tarafları “insanlar”la “insan olmayanları” yüzleştirmişti. Ama mahkemede “insan olmayanlar” doğal olarak “insan olmadıkları” için temsil edilmiyorlardı. Tartışmanın odağında iki isim vardır: Bartolome de Las Casas ve Juan Gines de Sepulveda. İlki İspanyol bir din adamı olup 1484-1576 yılları arasında ömür sürmüştür. Ünlü “Kızılderili Katliamı” kitabının müellifidir. Bu eser, tarihin ilk “soykırım anatomisi” olarak da kabul görmektedir. Diğeri, Sepulveda ise hem din bilgini, hem de filozoftu. 1494-1573 yılları arasında berhayat etmiştir. Sepulveda “soysuz vahşi”, Las Casas ise “soylu vahşi” kimliği üzerinde duruyorlardı. Masaya yatırılanlar ve kaderleri üzerine nutuk atılanlar ise Avrupalı olmayanlar, yani “insan olmayan” Kızılderililer ve Karaderililer’den başkası değildi.
Oryantalizmin Pazarları: Harem (Oryantal Batı edebiyatında “Doğu kadını”)
Nadir Marmara — Cts, 28/02/2009 - 10:02
Son birkaç günden beri, toplum yaşamına ve ahlakına “duyarlı” gazetelerimiz “İbo-Tilbe” destanını çarşaf çarşaf yayınlamaktadır. Televizyon fakiri olduğumdan değerli medyamızın yarattığı bu son destanı gazetelerden takip etmekle yetindim. Daha doğrusu, uysal vatandaşlık görevimin bilinciyle aldığım gazetelerde gözüme sokulan manşetin altını okumamazlık etmedim. Tartışmanın bir yerinde çağdaş epos kahramanlarımız arasında şöyle bir diyalog cereyan etmektedir:
Yıldız Tilbe: “Sizin, hareminiz var!”.
İbrahim Tatlıses: “Benim haremim yoktur”.
Oryantal Çile
Nadir Marmara — Cts, 21/02/2009 - 10:42
Çoğu zaman – aslında her zaman – öyle anlaşılıyor ki bu yazıların müellifi “bilim karşıtı”dır. Bu görünürde öyledir; ama doğru da değildir. Tekniğin insan yaşamına katkılarını inkar etmek, Amerikan “Hayalet Uçağı”nı sapanıyla indirdiğini iddia eden ve Irak savaşının ilk haftasında el-Cezire televizyonunun manşetlerinden düşmeyen 80’li Arap dedenin “ilkel buluşunu” savunmak olacaktır. Ama, çağdaşlık anlamında Hayalet Uçağın pilotu ile “sapan mucidi” Arap dedenin arasındakı fark yerle gök arasında değildir; insanlığın kendi sınırları içindedir. Her ikisinin de nefsinde yok etme güdüsü vardır. Ama Arap dede kendi becerisini varlığının kanıtı olarak görmedi hiçbir zaman – el-Cezire kanalındakı gülümseyişi de bunu ortaya koymaktadır. Ama Hayalet Uçağın pilotu “insanlığı yok eden sineklerin” kökünü kurutmak için dizayın edilmiş “tanrı maskeli kurtarıcı” edasını da terk etmedi. Hatta Iraklılar tarafından yakalandığı zaman bile varlığının sınırları olabileceğine şaşırmıştı. Ama yine de ülkesi onun yakalandığını inkar etti, zira Iraklılar kendisini Dicle’nin sazlıkları arasından ürkmüş tilki yavrusu halinde bulmalarına karşılık. Zaten savaş boyunca ve devamında Amerikan Savunma Bakanlığının açıklamalarına bakılırsa Amerikalı askerler ya kendi beceriksizliklerinden, ya teknik bir kazadan, ya da terörist saldırısından yaşamlarını kaybetmiştiler.
Saflığın Yokedilişi
Nadir Marmara — Per, 12/02/2009 - 10:56
İnsanların zihinlerini öylesine kuşattılar ki,
gerçek pek girecek yer bulamaz.
Frank Bacon, Yeni Orgonon, Kitap 1, bölüm 39-44.
Engels, Hıristiyanlığın Menşei eserinin bir yerinde şöyle der: zaman gelecek, bilim, şarlatanlığın, sahtekarlığın, ikiyüzlülüğün kaynağı haline gelecektir. Ardından bir “tanrı tanımaz” olarak Engels, Tanrı’nın kendilerini böyle bir gelecekten korumasını diler. Deleuze göre, “Bilim, bir dindir. Dine karşı bir din; anti-din”.
Belki şimdi değil – yakın bir gelecekte olması da zor gözüküyor – ama muhakkak gelecekteki bir zamanda insanlar kendi bilimsel çıldırmışlıklarını lanetle hatırlayacaklardır. Bilimi, insanların bathsızlığının kaynağı, toplumları çürüten zehir, insan soyunun karanlık geçmişi olarak anacaklardır. Şihabeddin Ömer Suhraverdî Avarifü’l-Mearif eserinin bir yerinde “Şeytan’ın insanları en fazla bilimle aldattığı” yazılmaktadır.

Son yorumlar
8 sa. 57 dk. önce
14 sa. 40 dk. önce
16 sa. 37 dk. önce
1 gün 9 sa. önce
1 gün 12 sa. önce
2 gün 9 sa. önce
2 gün 10 sa. önce
2 gün 14 sa. önce
2 gün 15 sa. önce
3 gün 16 sa. önce