Sayha Dergi

  • 100 türk büyüğü
  • kimdir, nicedir?
  • ara
  • İletişim
Ana sayfa › Bloglar › cevat benar yazıları

Örtü ve Defile

cevat benar — Salı, 24/06/2008 - 07:43

İnsan yaşam ve kültürü her an yeni bir devinim içerisindedir. Hayatında kurumsallaşmalara gitmekte, kendini aşmaya çalışmakta, zamanın getirdiklerine cevap vermeye çalışmaktadır. Siyaset- ekonomi- kültür- ahlak gibi hayatı kuşatan her alanda farklı fikir ve algılayışlarla insanoğlu yoluna devam etmektedir. Her çağda insanın sorunlara verdiği cevaplar çeşitlenmekte, bu aşama aşama medeniyet düzleminde kendini ifade etmektedir. Medeniyetler insanlık fikir mirasının harmonisidir. Medeniyetler kendini giyim- kuşam, yemek kültürüne varıncaya değin bir teklif barındırırlar. Bunu bazen benimseterek, bazen de zorla toplulukları yaşama durumunda bırakılmaktadır.

İnsanlığın çağımızdaki geldiği nokta geçmişle benzer yönleri bulunsa da farklılıkları ile de kendi özgünlüğünü ortaya koymaktadır. Batı medeniyetinin yükselişi ile birlikte bu düşünüş ve algılayışın insan hayatının tüm alanlarına sirayet ettiği çağlardayız. Devlet kurumsallaşmasından, eğlence kültürüne, inanışlardan geleneğe, giyim- kuşamdan yemek tatlarına, aileden toplumsal ilişkilere kadar kendi ruh ve biçimini yansıtmaktadır. Buna karşın batı medeniyeti dışında kalan diğer medeniyetler bu sürecin dışında kalamamıştır. Batının kendi hakimiyet alanını genişletmesi ve etki alanı yaratması ile bir ilişki oluşmuştur. Bu ilişki ile birlikte hakim ve galip olan kültür ile etkileşmesi ile bir kaos ortamına girilmiştir.

Bir taraftan hakim kültürü yermekte, eleştirmekte, red etmekte, diğer taraftan onu övmekte, yüceltmekte, üstün görmektedir. Eleştirenler birçok yönüyle bu medeniyetin argümanlarını kullanırken, övenler de kendi geçmiş kültür köklerinden kurtulamamaktadır. 1970’li yıllardan beri yoğun bir şekilde tartışılan kadın giyimi üzerinden hem devletin hem de toplumun algılayışlarında farklılaşmalar oluşmuştur. Devlet erki Müslüman olan Türk toplumunda kadınların batılı giyim- kuşam kültürüne eklemlenmesini isterken, kamu ve bazı özerk alanlarda var oluşuna müsaade etmemektedir. Türk toplumu ise dini ve kültürel geleneği hayata yansıtmaya çalıştığı gibi Batı kültürünün argümanlarından ve birikimlerinden faydalanmakta- yaşamına tatbik etmeye çalışmaktadır.

Giyim, düşünce ve iman edilen unsurlardan ayrı düşünülemez. Düşünce yapısı giyimi, giyim ise belli bir süreçte düşünceyi etkilemektedir. Her düşüncenin de yazılı kurallar olarak ifade etmese de teklif ettiği bir giyim biçimi vardır. Modern çağda Müslümanların moderniteye duyduğu alerji ile birlikte modern giyim kalıplarına da karşı çıkmıştır. Osmanlı da giyim şekillerinden dolayı 2. Mahmut’un gâvur padişah adıyla nitelendirilip indirildiği vaki olmuştur. Alışılageldik üzere önce karşı çıkılmış ardından kabul görerek ileri noktalara taşınmıştır. Bunda hâkim medeniyet rolünün de etkisi vardır. Batı ortaya koyduğu yaşam tarzını her yönüyle değiştirmiş ve etkilemiştir.

Giyim düşüncenin değişmesi anlamında Türkiye Cumhuriyetinde asli unsur olarak görülmüştür. Şapka Kanunu ile başlatılan uygulamalarda idamlarla sonuçlanan bir süreç yaşanmıştır. Bunlara göre Batılı olmak, Batılı gibi düşünmek, ilerlemek için onlar gibi giyinilmeliydi. İslami bilinç düzeyinin İslamcılık formunda algılayışlarında yer verenler batı kültürünün etkisi ve inancın çerçevesi arasında bir arayış içerisine girmişlerdir. Giyim noktasında Şule Yüksel Şenler’in öncülüğünde şehirli, modern ve dindar kimlik çerçevesinde bir tarz oluşturulmaya çalışılmıştır. Başörtüsü, pardesü ve diğer parçaları ile giyim kuşamda farklı bir çizgi ortaya konulmuştu. 80’li yıllarla birlikte üniversitelerde okuyan başörtülü kızların artışı devlet tarafından tehlikeli addetmesi ve bu noktada karşılıklı mücadele meydana geldi. Devletin bu örtünme biçimini “Türban” şeklinde ifadelendirerek siyasi İslamcılığın sembolü olarak görmesi, diğer taraftan sorunun mağdurları bu örtünme biçiminin tesettüre uygun “başörtüsü” olduğu noktasındaki iddiası arasında kavramsal sıkışıklık yaşanmıştır. Bu mücadele sürerken Refah Partisi’nin önce belediyelerde sonra genel seçimlerdeki başarısına yansıyan bunun şahsında dindar bir kimliğin ön plana çıkması ile birlikte dindar, modern ve şehirli bir kimliğin nasıl olabileceği noktasında bir netlik oluşmadı. Bu arayış kendisini en çok başörtüsü üzerinden ifade etmiştir.

Dindar insanların tek bir tip giyim şekli bulunmamaktadır. Hatta her camianın kendine has renk, biçim farklılıkları bulunmaktadır. Kimisi çarşafı İslami giyimin asli unsuru olarak savunurken, kimisi “Anadolu Usulü” diyerek başörtüsünü çene altında bağlamakta, kimisi “Türban” denilen çene altında toplu iğne ile bağlamakta, kimisi pardesüyü önemserken, kimisi sadece baş örtmek ile yetinmekte, kimisi pantolon giymeyi onaylamaktadır. Bunlardan bazıları yaptıklarının İslami! olmadığını ancak toplumsal yaşam ve diğer faktörlerin etkisiyle böyle giyindiklerini söylemektedirler. Bazıları ise baş örtmeyi İslam’ın asli unsuru olarak görmediğini düşünerek dini vicdan meselesi olarak addetmektedirler.

Başörtüsü tartışmalarının odaklandığı noktalar; kamusal hayatta başörtüsü ile bulunmak ve tesettür defileleri olarak nitelendirilen etkinliklerdir. 1990’lı yıllardan itibaren Tekbir Giyim’in öncülük ettiği ve bazen başka modacılarında yapmakta olduğu defileler tartışılmaya devam etmektedir. Bu noktada dindar kamuoyunun çoğunluğu bu tarz etkinliklerin tesettürün amacına ve ruhuna aykırı olduğunu iddia etmekte hatta istismar edildiğinden hareketle davalar bile açılmış bulunmaktadır.

Defileler dünyada şu anda giyim ve tüketim kültürünün belirleyici unsuru olmuşlardır. Firmalar ürettikleri ürünleri pazarlamak için özel programlarla tanıtmaktadırlar. Bu defileler ile giyim anlayışları yönlendirilmekte, insanların giyim kültürü şekillendirilmektedir. Kullanılan renklerden, en ufak ayrıntılara kadar yapılan değişiklikler ilgi ile takip edilmektedir. Defile olgusunun Kadın bedenini ve pazarlamayı esas alması, Batı giyim anlayışının ve bir parçası olması hasebiyle ülkemizde bu uygulama birçok İslamcı düşünür ve akım tarafından hoş karşılanmamakta ve haram derecesinde yasak olduğu iddia edilmektedir. Modernizm kendini en çok kadın bedeni üzerinden ifade etmeye çalışmakta ve onu istismar etmektedir. Ayrıca Tesettürü ticarete alet etmek gibi bir durum olduğu düşünülmektedir. Örtünme bir ibadettir ve bu ibadeti yerine getirecek elbiseleri ve renkleri seçebilme hakkına sahipsin. Dolayısıyla elde edilen ve belirli bir maddi karşılık karşılığında seçilen elbisenin farklı formlarının olması ve pazarlanması ibadet algılayışına halel getirmez.

Oysa yine bu olguyu rede eden aynı kişiler hayatlarında bu moda akımlarının farklı tezahürlerini kullanmaktadır. Tesettürün parçası olan elbisenin farklı farklı kullandığına şahit olmaktayız. Burada bir çelişki yok mudur? Gösterileni kullan ama bu tarzın kamuoyu ile paylaşılmasını kabul etme. Oysa İslam’ın kutsal kabul ettiği bir giyim şekli ve tasarımı yoktur. Bu noktalarda getirdiği sınırlamalar vardır. Bugün çarşaf İslami giyim tarzının numunesidir diyemeyiz. Ama bunu giyeni de yermeye, sitem etmeye de hakkımız yoktur. Adı tesettür defilesi olarak konulan aslında yasakçı zihniyetin malulü olan isimlendirmeye takılarak bu noktadaki çabaları engellemeye hakkımız yoktur.

Eğer bir medeniyet formu taşıyor ve iddia ediyor isek insanlara kültür, düşünce, sanat, sinema alanlarında olduğu gibi bu felsefenin ürünü olan giyim tarzını ortaya koyabilmeli ve teklif edebilmeliyiz. Bu kültürün taşıdığı zenginliği ifade edecek renkleri, zevkleri taşıyabilmelidir. Anadolu kadının geçmişte yerelde giydiği kıyafetlerdeki renk, çeşitlilik ve zevki şimdi görememekteyiz. Bunu ifade edecek imkânlardan biri olan Moda- Giyim noktasında Defile gibi araçlardan faydalanmanın dini anlayışa halel değil aksine katkı yapacağı inancındayım. Kendi kültür hazinemizi ifade edecek yaklaşımların hiçbir zararı bulunmaz. Bu nedenle giyim noktasında Doğu- Türk- İslam nasıl tanımlarsanız tanımlayın bu kültür dinamiklerinin eşsiz zevkini çıkartmak ve dünyaya teklif etmek zorundayız. Koparak, kaçarak, korkarak değil cesaretle, inançla bezenmiş, kendi ruh ve dinamizmi yansıtarak var olmalıyız.

  • Tefekkür
  • cevat benar yazıları
  • yorumlamak için giriş/kayıt gerekli

Hadise "defile"nin yapılıyor

Halid Aslan — Salı, 24/06/2008 - 17:23

Hadise "defile"nin yapılıyor olması değil elbette. "nasıl" ve "niçin" kısmını es geçmemeiz gerek sanırım. Dar kapsamlı konuşmalarımızda da aynen buyurduğunuz gibi mesela "teknoloji" üzerine kafa yorarken aslında çok da iyi bir halt olmadığı görüşünde hemfikir olabiliyor ve lakin bunun beyanını dahi teknolojik aygıtlarla ifade ediyoruz. Tıpkı şu an kullanmakta olduğumuz bilgisayar ve internet gibi...

Ama moda çok farklı bir olgu. Tüketim üzerine oturmaktadır. Terbiye eder, törpüler ıslah ederiz değil hadise. Bir şeyin neş'et noktası kötü ve şerr ise üzerine yapılacak mesh ile mübah konuma getirilmez. Bir yandan ırmak kenarında abdest alırken dahi israf etmeyecek diğer yandan ister dayatma deyin, ister başka bir isim (Mesela gönüllü kulluk üzerine söylev gibi) isim bulunuz farketmez, "moda"nın ehlileştirilmesini savunacaksınız.

Zor iş bu. Direnilemez bir tazyik altında kalabiliriz. Mesele olmaz. Kendi modamızı kendimiz inşa ederiz. Ama "Batılı mana"da değil....

Hadiseyi tekrar gündemimize taşıdığınız için teşekkürlerimi sunarım. Selamlar.

  • yorumlamak için giriş/kayıt gerekli

Kategorilerden

Hür Tefekkürün Kaleleri Hakikat Hikayet Ümmet Coğrafyası Berceste Reyhan Gülü Gülle Tartarlar Düş Vakitleri Kara Kalem Yazıları Haberdar Zamana Dair Şiir Makamı Ümidlere Dair Makamı-ı Dikkat Gonca Gelişi Güzel İçe Dönüş Yürek Yarası Tefekkür Söz Ola Tanıtılanlar Kişilere Dair Hay Sızı Hüzün Alanı Güncel Kimdir Nicedir
tamamı

Üye girişi

  • Üyelik başvurusu
  • Şifremi unuttum

Gezinti

  • Son Gönderiler
  • Site Rehberi (Yol Haritası)
  • İletişim
  • Kategoriler

Üyelerimiz

  • Çevrimiçi
  • Yeniler
Şu an 1 üye ve 8 misafir çevrimiçi.

Çevrimiçi üyeler

  • herguncel
  • Aysen Erarslan
  • abdullah çal
  • şefika
  • sevgi özsarıoğlu
  • birsenerol

Duyuru - Etkinlik

-Minare Dergi 2
  • - Az Edebiyat Dergisi'nin 2. Sayısı Çıktı
  • - Rihle Dergisi'nin 3. Sayısı
  • - Yirmiikinci Tasavvur!
  • - Zemheri Edebiyat 6. sayısıyla okurla buluştu!
  • - filbahar 7
  • - Sezai Karakoç Sempozyumu 15 Kasım 2008
  • - Terk Ettiğimiz Doğu'
  • -Temrin Kasım Sayısı
  • - Yankı Bir Dedi
  • ... Devamı
  • Kapı Komşusu

    Cemaat

    Anket

    Ülkemizde sporun (özelde futbolun) dostluk, kardeşlik tesis ettiğine inanıyor musunuz?:

    Son yorumlar

    • hayrolsun...
      6 sa. 52 dk. önce
    • Bir şeyler yapalım ya hu.
      7 sa. 20 dk. önce
    • Dağişik tarzda yazıları
      7 sa. 31 dk. önce
    • İyilerden Allah razı olsun... Kötülerden de
      7 sa. 38 dk. önce
    • insanin gozlerini dolduran
      7 sa. 42 dk. önce
    • Her okulun nasibine bir tane
      10 sa. 37 sn. önce
    • hayrolsun
      22 sa. 23 dk. önce
    • İşte şiir diyebileceğim bir
      1 gün 11 sa. önce
    • Yazınn içeriğinde var olan
      1 gün 11 sa. önce
    • Hocam şiiri hangi duygularla
      1 gün 12 sa. önce

    Dostlarımız

    • Dostlar
    • Bunlar da Dostlar

    Hakan Albayrak
    Tarık Tufan
    Cemaat
    Kurtuba
    Kâinata Mektup
    Pata-Gonya
    Minare Dergi
    Rûh-i Gusül...
    Arşivdesiniz
    Dünya Bizim

  • Kuşluk Vakti
  • Mecazz
  • Akabe
  • Sadık Yalsızuçanlar
  • Dergibi
  • Zemheri Edebiyat
  • Yenilgi
  • İsmet Özel
  • Gök Ekin
  • Edebistan
  • Yazıhane
  • İstisnai
  • Gözdeler

    Bugün:

    • Cahit Sıtkı Tarancı’nın Şiirlerinde İnsan ve İnsan Psikolojisi
    • Yazıyorsam, Ey Âh!..
    • Hatırlıyorum, Hiç Unutmadım ki...

    Bilgi

    Kitap

    Bülent Akyürek - İçinizdeki Öküze Oha Deyin

    Sayha Dergi © (1990) 1998 - 2008

    • 100 türk büyüğü
    • kimdir, nicedir?
    • ara
    • İletişim