Travmatistler
resul davutoğlu — Per, 26/06/2008 - 09:33
Dengir Mir Mehmet Fırat New York Times gazetesi Türkiye temsilcisi Sabrina Tevernise'ye "Bugün yaşadıklarımızın kökleri derinde” tezine örnek olarak 1920'lerde yaşanan büyük dönüşümü vermiş. Bir gecede alfabenin, kılık-kıyafetin değiştiğini, dinî değerlerin yerini başka değerlerin aldığını anlatmış.
“Bu da” demiş, “Doğal olarak travmaya yol açtı.”(Fehmi Koru) şeklinde bir beyanatta bulununca travmatistler travmaya uğradılar. Ne muhabirin Ak Partililiği kaldı, ne Türkiye’nin ABD’den daha özgür bir ülke olduğu iddiaları.
Hatta işi ileri götürüp bundan Ak Parti'nin totaliterliğini çıkaranlar bile oldu.
Peki yanlış mı Mehmet Fırat’ın sözleri. İnsanımız dünyada başka örnekleri olmayan devrimleri normal mı karşıladı.
Bu sözlere hücumlar bir cenahtan geliyor. Ve galiba sebebi ticari… İktidarla çok kazanmış olan bir medya patronu daha fazla kazanmasının önü açılmadığı için geçirdiği travma sonucu hırçınlaşarak ülkenin genelinde bir travma yaşatmak istiyor. Halkın tokadıyla travmatikleşenler de dünden razı oldukları bu saldırıya canla başla katılıyorlar.
Travma oluşturmayan devrim olur mu? Her devrim travmaya sebeptir.
Cumhuriyet devrimlerinin ardında güçlü bir halk desteği var mıydı yoksa başka destekler mi vardı.
İlk serbest seçimlerin yapıldığı 1950'lerde devrimlerin partisi ne hale geldi. Sonra o halden kurtulabildi mi. Devrimci CHP’ye devrimci halk(!) niye destek vermedi ve vermiyor.
Gerçeklere bu kadar tahammülsüzlük... Ama bu çok şaşırtıcı değil.
Geçenlerde bir hanımefendi Atatürk’ü sevmediğini söyledi diye hakkında muhakeme açıldı.
Düşünceye yasak olduğunu biliyorduk da meğer duygulara da gelmiş.
Son gürültüden maksat travmayı konuşmak yerine –açık olduğu üzere- "iktidarı travmaya uğratmak."
Gerçeklerle travmaya uğramışlar travmatik davranmaktan kurtulamıyorlar.
Devrimler sükûnetle mi karşılandı. Ülkede şenlikle mi kutlandılar. Yoksa isyanlar mı oldu. İdam sehpaları mı kuruldu.
İstiklal mahkemeleri asker kaçakları hariç bir kaç yılda 1700 kişiyi idam ettiler. Onlar kimlerdi.
Serbest cumhuriyet fırkasından niye ürküntü duyuldu da mezkûr parti apar topar kapatıldı.
Devrimler travmaya sebep oldu. Ve o travma halen de bitmiş değil. Bugün yaşanılan bir çok anormallik de halen onun sonucu.
Yaşamları değiştirmek, dilleri, kıyafetleri, alfabeyi ve hayat tarzını, çok mu normal bir şey.
Devrimler tepeden inmeci bir tavırla mı benimsetilmediler mi?
Şuanda travma yaşayanlar yine travma peşindeler. Zira travmalarla kazandıkları iktidarı ancak onunla sürdürebiliyorlar.
Normalde Mehmet Fırat’ın cümlesi son derece masum… Hatta bir tespit... Ve bilime de uygun.
Şu cümleler Fehmi Koru'nun bir yazısından: “Su 100 derecede kaynar” cümlesine fizikte ne kadar itiraz edilemezse, “Devrimler travmaya sebep olur” cümlesi de sosyal bilimlerde öyle bir 'aksiyom' sayılır; tersi düşünülemez bile..."
Fransız ihtilali travmatik değil miydi? Veya Rus devrimi. Veya İran İslam devrimi.
Travmatistler gerçeklere karşı tahammülsüzler ve hayal alemindeler. Saplantılarını gereçek sanıyorlar. Yazdıkları, fikirleri ve tepkileri gerçekten travmatik.
- resul davutoğlu yazıları
- yorumlamak için giriş/kayıt gerekli




Travmatik yazı
Halid Aslan — Per, 26/06/2008 - 13:22Konuyla alakalı Engin Ardıç'ın bu yazısına da bakmakta fayda var sanırım:
Travmatik yazı
Tabii siz şimdi maçın travmasını yaşamakta olduğunuz için, bizim yazı gene güme gidecek...
Zarar yok, ben de derdimi ummana döker, asumana söylerim.
Efendim? Hayır, yanımda Asuman diye bir kız yok. Bizim köroğlu var. Bulunduğum yer Avrupa'nın kör ucu... Bir deniz fenerinin gölgesinde, kayalıklara vuran okyanus, yani umman dalgalarını dinliyorum... Tıpkı filmlerdeki gibi!
Dışarıda deli dalgalar, gelip duvarları yalar, bir şişe suya beş buçuk avro alırlar, sen kendin kaşındın, aldırma gönül aldırma...
Buraya Türk gazeteleri gelmiyor, Türk televizyon kanalları da buradan çekmiyor.
Dolayısıyla, Erman ile Şansal'ın "ağır geyiklerinden" mahrum kaldım, travmaya girdim abi.
Fakat ben Türkiye'nin son günlerde yaşadığı "travma muhabbetini" de sevdim.
Daha doğrusu, bir politikacının ettiği bir tek laf üzerine Aydın Doğan Grubu'nun bazı yazarlarının kopardığı dangalak fırtınası hoşuma gitti.
"Vur abalıya politikası" gözleri o kadar karartmış, ipin ucu o kadar kaçmış ki, adamlar hapşırsalar vahşi bir hücum başlayacak...
Asıl fırtına da burada kopmak üzere, kayalıkların üzerinde kara bulutlar birikti, güya hem çalışıp hem dinlenmeye geldik, denize girelim derken deniz kabara kabara bize doğru geliyor, aldırma gönül aldırma...
Yazı da uçtu gitti, oturdum yeniden yazıyorum, şu "lap-top" denilen oynak namussuzu nasıl kullanıyorsunuz yahu, travmaya girdim...
Ama Türkiye'de travma yokmuş, olmamış. Sarsıntı yaşanmamış.
Yumuşacık geçivermiş Türkiye, bir uygarlık çemberinden başka bir uygarlık çemberine...
Değişim, emirle yapılmamış. Gönül rızasıyla olmuş bitmiş devrim.
Belki Fransız Devrimi'nde de kan dökülmemiştir, örneğin kral ve kraliçe intihar etmişlerdir ha?
Bizde de herkes, bir önder çıkagelse de başımızdan şu fesleri zorla çıkarıp atsa diye bekleşirmiş!
Okuma yazma bilenler, yazı birdenbire değişse de kütüphaneyi okkayla eskiciye satsak diye kıvranırlarmış...
Tekke şeyhleri, biri bizi yasaklasa da sokakta kalsak diye dua ederlermiş...
Dört karısı olan da, şu karılardan üçü birdenbire boş düşse de babalarına geri göndersem, çünkü dırdırdan kafam şişti diye umutlanırmış.
"Kâbe Arap'ın olsun, bize Çankaya yeter" gibi şiirler yazılması Anadolu'da memnunlukla karşılanmış.
Oy verdikleri partinin kendi kendini feshetmek zorunda bırakılması da alkışlarla kutlanmış.
Bunun üzerine, "Kamubuyurum Tüz Bölemi'nden kamutaya saylav seçmeye" yönelmişler... ( "Cumhuriyet Halk Partisi'nden meclise mebus seçmek" dersek devrimlere aykırı düşeriz, travma yaşarız.)
Herhalde "Allahüekber" kelimesini anlamadıkları için de, "Tanrı uludur" denildiğini duyunca rahatlamışlardır.
Onun için de, o günden bugüne CHP kesintisiz iktidardadır.
http://www.sabah.com.tr/ardic.html (26 Haziran 2008)