Çocuk Haklıydı
Hasan Erkan Karaman — Çar, 16/07/2008 - 06:29
Çocuk haklıydı
Kapıyı kırarken
Kapı denen illet
Her gün kapatılmaz ki
Suçu buysa elbette haklı
Suya düşen bir parça ekmek
Suyu kirletmez ki
Çocuk haklıydı
Dalından yiyeceği bir kaysı için
Ağaçtan düşüp ağladığında
Ağlayan çocuğun annesi öldüğünde
“Kocaman adamdır”
Ağlamaya fırsatı olmayacaktı
Çocuk haklıydı
Teravih namazında gıdıklanınca güldüğünde
Çocukken ne kadar haklıymışım
Ne gülebiliyorum kahkahayla şimdi
Ne de ağlayabiliyorum avazım çıktığınca
Kapıları kırmaksa cesaret ister
- Hasan Erkan Karaman yazıları
- yorumlamak için giriş/kayıt gerekli
Kategorilerden
Hüzün Alanı
Reyhan
Kişilere Dair
Güncel
İçe Dönüş
Gülü Gülle Tartarlar
Haberdar
Kimdir Nicedir
Makamı-ı Dikkat
Hür Tefekkürün Kaleleri
Kara Kalem Yazıları
Söz Ola
Düş Vakitleri
Ümmet Coğrafyası
Ümidlere Dair
Hay Sızı
Şiir Makamı
Berceste
Hakikat Hikayet
Gelişi Güzel
Tefekkür
Gonca
Zamana Dair
Yürek Yarası
Tanıtılanlar




Şiirin Şiiri
Nadir Marmara — Per, 17/07/2008 - 05:12Sevgili Sayha editörleri biri şiir, diğeri yazı olmak türünden iki güzel sunuyu ilgimize sunmakla şahsen bana hediye vermiş gibiler. Ben şair değilim; hele şiir hastası hiç değilim. Edebi ürünlere ilgimi uzun süre önce kestim. Örneğin artık roman okumam. Ama üslup ve kurgu delisiyimdir. Yorumumu ve söylemimi bir resme de dayandırabilirim, bir mısraya da bir şiire de. Bu meziyet mi bilmem; ama bir yaşamı şiirleştirmenin yetenek işi olduğunu bilirim. Sayın Hasan Erkan Karaman'ın bu şiiri son zamanlarda - açıkcası sevgili İsmail Kılıçarslan'ın "İduk Kut" şiirnden sonra - okuduğum en güzel şiirdi. Zat-i alilerine teşekkür ediyorum.
Şimdi sevgili Sayha okurları bir "delilik" yapalım ve bu şiiri söyleme kazandıralım.
Birincisi, kelime seçimi. Özellikle de "k"lı ve "a"lı sözcükler: "hak", "kapı", "kırmak", "kirlenmek", "ekmek", "kahkaha", "kocaman"; "ağaç", "ağlamak", "anne", "avaz".
İkincisi benzeşi: kapı-su. Hiç uyuşma özelliği olmayan iki sözcük. Nesnel konuları da öyle: biri katı madde, diğeri akıp giden maye, yani sıvı. Ama iki uyumsuz sözcüğü benzerin alanına getiren şey "suç". Suç hem maddi, hem de maddi olmayan bir şey. Çocuğun kapıyı kapatmama eylemi "suç". Ama çocuğun su gibi arı bir varlık olduğunu düşünürsek suç onu kirletmektedir. Ama "kapını kapatmayan çocuğun eylemi" masumanedir, tıpkı ekmek parçasının suya düşmesi gibi.
Üçüncü geçişler: ağaçtan düşen çocuk ile annesi ölen koca adam. Ağlama görünenle görünmeyenin arasında adeta bir sınır: kendi bedenini inciten çocuk ile kendi bedenini varlık alanına taşıyan annesi arasında bir sınır. Oysa ağlamak soyut bir eylem. Annenin ölümü gibi. Ama bu soyut eylem, soyut bir anlam yitiminde ortaya çıkma "fırsatı" bulamamaktadır. Tam aksine katı ve somut bir eylem olan ağaçtan düşmede kendisini belli etmektedir. Burada "ağlama" aynı zamanda insanın da sınırıdır. Kendi bendeni için ağlayan çocuk, koca adam olduğu halde "annesinin ölümüne ağlama fırsatı bulamayacak" kadar katı.
Dördüncü boyutlar: namaz ve gülmek. Bir çocuğun iki saflık göstergesi. Soyut ve somut arasında bir yolçu. Her iki dünyaya da çocuk. Ve her iki dünyaya da en çok yakışan. Ve her iki dünyada da yargılanmayacak olan. Müthiş bir yakalama.
Beşinci kendini ifşa etme: cesur biri, daha doğrusu şiirine güvenen biri bunu yapar ancak. Ben buyum diyor şair son mısralarında. Haklılık ölçüsünü kaçırmış, kahkahayla gülemeyen, avazı çıktığınca ağlayamayan ve cesaret göstermeyen. Tam tersi de olabilir: haktan çok korkan, kahkahayla gülmekten ar edinen, hıçkırıklarını içinde boğan ve her "kırma"nın cahil cesareti olduğunu kavrayan.
Altıncı kompozisyon. Hepimizin kullandığı sözcüklerden ve hepimizin yaşadığı olaylardan şiir diliyle yazılmış bir hikaye.
www.anlamak.com-da "şiir"i tartışırken bu şiiri örnek vermiştim. Ki şiiri kendi sloganı haline getirenler, şiirin ne olduğunu kavrasınlar diye. Umuyorum, Sayha'da benzeri örneklere sıkça rastlarız. Aksi halde sorun çıkartmakta üstüme yok, hatırlatayım :))
Sayın Marmara'ya İthafımdır
Halid Aslan — Per, 17/07/2008 - 18:25Sevgili Marmara,
Edebi ürünlere ilginizi kesmiş olmanız "doyum"la mı izah edilir yoksa tadındaki "tekrar" ısıtılıp getirilen "aş" burukluğu mudur? Veya şöyle sorayım: Edebi eser (....?) "düşünce" yazıları yanından azıcık sulu mu kalmaktadır? Kalite kastınızı özellikle şiir konusunda gayet iyi anlıyor olmakla beraber inadına bu güzel şiir altında soruyorum: Güzel şiir, ses ahengini sağlamak için asonans veya aliterasyon yapılan, imgelerin gelip gittiği ve bunu yaparken "çağrışımlar"la dolu bir değil yüzlerce anlam içeren (herkes okuduğu ve anladığı kadar değil midir?) kelime derinliği taşıyan, günlük "sokak" dilini barındıran yazı çeşidi midir?
Durun size bir şiir ithaf edeyim... (Bir de bu var değil mi Şiirin ithaf edildiği kişi şiiri daha da değerlendirir...)
Özgür Kılacak Olan
- Sevgili Nadir Marmara'ya-
savaştır
fettan kadınlar bön
masklar hüzn
dudaklarda sönmüş bir cigara
cat stevens...
çehrelerdir
kuşlarla üç öğün keşfedilen
çıplak kadın saçları
ve gözleri kırılmış bir adamın
elleridir
duman...
hakikattir
özgür kılacak olan.
Buna şiirdir ve değildir diyecek o kdar çok dostumuz vardır ki... Bazı kıstaslara uymamakla beraber "şiirsel bir tad" var bunda denebilir değil mi? İşte kalıcı olup olmamak "şiir" veya bir başka "edebi metin" için değer sunuyor. Bir Neşet Ertaş türküsü niçin hala doyumsuz dinleniyorsa "edebi eser" onun içindir... Sayha'da "şiir" adı verilen alelade metinlerin yayınlanıyor olmasında bunu göz ardı etmemeliyiz...
şiirsel bir ifade ile: selamlıyorum.
Sayın Aslan'ın İthafına Yanıtımdır
Nadir Marmara — Cum, 18/07/2008 - 23:32Değerli Halid kadreşim! İthafın için bahtiyar olduğumu belirtmek isterim. Allah razı olsun. Lütfedip bir dizi soru sormuşsunuz; ben de yanıtsız bırakmak saygısızlığını göstermezdim.
Evvela edebi ürünlere ilgimi kesmem vakitsizliktendir. Evet, vaktimi kitaplara harcıyorum, ama yine de vakit bulamıyorum. Özellikle, son 10 yılda Türkiye'de literatür çok genişledi. Bunda tercüme edebiyatın katkısı büyüktür. Hergün bir sürü kitap çıkıyor ve insan ancak bir alanda yayınlanmış eserleri takip etmek zorundadır.
Edebi eser, düşünce eserlerinin yanında asla sulu kalmaz; bana sorarsanız aksi mümkündür. Düşüncenin ömrü sınırlıdır, edebi eserlerin yanında. Bir Don Kijot'u, bir Hayy b. Yakzan'ı defalarca okumak mümkündür. Ama bir Nietzche'nin "Güç İstenci"ni ikinci kez bir şeyden yararlanmak için eline alabilirsin, ancak. Şiire gelince, şiir seçkin işidir ve edebiyatın en seçkin türüdür. Üslup derinliğini de içermek zorundadır, kelime derinliğini de. Şiiri sokağa düşüren sol edebiyat oldu. İşte Sovyet edebiyatı, bir moloz yığını. Bu "halkçı ağızlara" itibar etmeyin dostum. Üslup bilmeyen şair olamaz. Böyle bir sıraya yandan giriş mantığı yoktur. Çağdaşlığın çoğul ve her kezin ve her kesimin ağzına layık tatlı üretme mantığı veya ticaretin her kezin alım gücüne uygun mal üretme mantığı edebiyatta yoktur. Böyle edebiyatlar yok mu; tabii ki var ve bol miktardadır. Yazar dili, ahengi, üslubu tanımıyorsa; ne diye yazacak ki? Veya neden yazıyor ki? Tüm büyük şairler ve edebiyatçılar birer dil ustasıdırlar? Bir yazarın dil kaygısı yoksa; hiçbir şeyi yok demektir. Ne diye yazdığımız yorumu defalarca okuyup yayınlıyoruz? Çünkü dil denilen bir periferide dönüyoruz. Kendi içselliğini ortaya çıkartmak adına bir şiire katlanmaz ve bir kimse de teşvik edilmez. Sözünü ettiğin Neşat Ertaş'ın söylediği türkü bile bir ahengin ve üslubun ürünüdür. Hiçbir şey adına ve uğruna doğru olandan ödün verilemez.
Şiir yazmak günümüzde dünyanın en basit uğraşı haline gelmiş. Uğraş basitleşe bilir; ama bu şiirin de basitleşeceği anlamına gelmemelidir. Lafı gevelemiyorum; yazamayan yazmasın diyorum. Bir şiir eksik okuyalım; bu yüzden yetenek kaybına uğramayız; aksine yetenekli olmasak da gerilemeyiz.
Bana ithaf ettiğin şiire gelince güzel bir şiir.
Şiirsel bir ifadeyle aleykümselam diyorum.
Ruh Terazisi
Sevde Ateşyürek — Çar, 16/07/2008 - 23:52Çamurdan yapılan tencereler, tabaklar...
Yüzümüz morarıncaya kadar oynanan yakan toplar!
Ellerimiz kararıncaya kadar kırılıp yenilen yaş cevizler..
Akşam ezanıyla evlerine gitmek istemeyen yürekler...
...
Büyümenin ince çizgisinde ,çocukluğun masumluğuna hasret gider olduk.
Kendine kendine konuşana deli deyip kıs kıs gülerken çocuk aklıyla,şimdi kendi kendine konuşmaların sessizliğinde duaların kapılarını zorluyoruz.
Bir çikolatayla dindirilemeyen gözyaşlarımızla büyüyoruz.
Ruhun terazisinde hep çocuk yanımız ağır basıyor.
Gözümüz arkada kala kala büyüyoruz.
Hürmetler Efendim.Sözlerinize sağlık.
"Büyüdükçe küçülen
Zehra Arslan — Çar, 16/07/2008 - 20:58"Büyüdükçe küçülen dünya
Büyüdükçe küçülen hayaller"
Özlüyoruz topraktan pasta yapan ellerimizi, sabahtan akşama kadar yinelenen evcilik oyunlarını taki akşam ezanı okunana dek...özlüyoruz, özlüyoruz,özlüyoruz...
"Kocaman adam" olmanın sert
Enes Çınar — Çar, 16/07/2008 - 13:24"Kocaman adam" olmanın sert yüzlü bir bıçak olduğunu hatırlattınız. Ne çare?...
hakli.....
medine dogan — Çar, 16/07/2008 - 10:48Hakkimizi kaybettik...cunku;cocuklugumuzu kaybettik.