Rebeze'de Yakaza: Zelzele
Musab Yasir — Cum, 25/07/2008 - 05:27
An gelir
Paldır küldür yıkılır bulutlar
Gökyüzünde anlaşılmaz bir heybet
O eski heyecan ölür
An gelir
Biter muhabbet *
Ama derviş sobanın üzerinden inmeyecek, bu anlaşıldı. Ayakları yanmasa bile kalbi zaten yanıyordur. Lakin ‘Hayy’ dememeli zira dersi o değil.. ‘Ve fakat’ ile başlayan cümleler kurma modası geçtiğinden bu yana duyulan en iyi müjde artık rezil olmadığıydı oysa.. Zaten Musa(as) ile telefonda konuştuğunu da görmüştüm. Hiç bu kadar maviyi sevmezdim. Deli maviye döndü yeşil mavi. Maviye çalar gözlerin ve ben itten aç yılandan da çıplağım mavi tesbih verildiğinden beri, daha da çok..
O zaman daha derin mi düşünmeli? Düşününce uçurumlardan mı düşmeli?.. ”Gelmiş geçmiş ilim öğrenmek isteyen Kur’an öğrensin” narası da bir hafıza çivisi gibi çakılıyken beynimde. Ama bu çiviyi beynimin sağ lobuna çakmak istiyorum. Corpus collosum perişan olmaya çoktan hazır zaten. İlginç bir şekilde köpekleşen rektörlere sevinirken sömürge evrenkentlerinde, birdenbire kedi olmadıkları için de göreli sevinç duymam önerildi. Nankörler değil sadıklar sevilirmiş, kıtmir misali.. Bataklıkta açan güle mi aldanmalı, güzel dişli hayvanların leşlerine tebessüm mü etmeli?..
Oysa melekler geldiğinde erkek suretinde, -Lut kavmi için gelenler gibi- uyuyordum. Uykumda gerçeğimi görüp kendimden utanıyordum. Elli sene geçmiş aradan, bıyıklarım yeni terlemiş.. Kardeşlerim ak sakallı pir-i fani olmuş. Yaşlılık çocuklukla cem olmuş. Bir varmış, sadece bir.. Hiçbirşey yokmuş.
En iyisi dürüst oynamak. Eksik kelimeleri nereye sakladığımı hatırlamadım, ama: ‘Ben oyumu felakete veriyorum Şeyda’... İşte böyle olunca, İskilip’teki yiğit gibi savunmamı yırtasım geliyor. Leylâ dergahın ortasında. Mavi postun üzerinde. Mavi; buz mavisi, deli mavi.. Hiçbir inancın yan gözle bak(a)madığı mavi. Aşk bu değil mi ki? Aşk, aşka aşık olmak değil mi? Kişilerin ne önemi olabilir ki, sen Allah’a uzandıktan sonra?..
“Var Eşrefoğlu Rumi bil hakikat
Vücudu fani etmektir adı aşk”
Daha fazla süslenmeden aynaya bakmalıyım. Herhangi bir vacip yoksa, ancak satranç oynayabiliriz. Fakat isteyen vacip de bulur nafile de. Takvalarla fetvalar muharebe meydanında.. Ve biz Hz.Ali’nin yanındayız, karşıda kim olursa olsun.. ”İlim şehrinin kapısına yönelin” diyene cevap verilmez, dediği şey kabul edilir ve güzelce susulur ancak..
Bir sabah çok erken, herkes ölümdeyken; göklere çevrili gözlerle gidilen sabah namazı camilerinde; meğerse ramazanmış ve namaza kadar kur’an okunurmuş. Kur'an dinlerken eller dizlerin arasında tutulmamalıymış. Yakazada olmak ne güzelmiş. Maviler içinde gelen muhteşem mubarek, tutar ellerini dizlerin üzerine koyarmış. Parmaklar da hafif açık, parmakuçları diz sonunda kalmalıymış. Uyanmak ne güzel. Uyuyakalmak da; dostu yakalamak da..
En derûni irkilmeler ve enderûni tetiklemelerle aynı tastan bozduk orucumuzu, en tepedeki kuyudan, Hüdai’den.. Sonra da yörük değirmenler gibi döndük, döndük, el ele verip.. Şüheda birinciyi, evliya da ikinci sure-i şerifi okudu. Cebrail(as) de ortada kocaman bir rahle açmış, takibetmekte.. Olsa olsa mavi iklimler olmalı buralar. Yoksa suyun farkında olmayan balık olmak da var..
Bütün mahlûkat ‘Hu’ çekmeye başlamadan evvel öğretildi öğretilen: Dev bir kamyon gelse de kabaran denizle beraber; yahut büyük, siyah veya beyaz köpekler çevirse de etrafını korkunç ve mubarek zelzelede; yahut balığın karnında Yâ-sin okusan da o vakit; yahut marmarada, boğaziçi köprüsünün altında güçlü bir teknedeyken sen, otuz üç metrelik dalgalar yutsa da aniden gemileri, bütün dersler yazıldı ve çizildi işte. Rebeze’de Ebu Zerr’in ruhuna gelenle aynı ses geldi işte..
Ve yaşanılacak zorlu zamanların hasretiyle yanıp tutuşurken hüzün kokarak; ve bir yokuşta çatlama hesabı yapılıp da dünyanın bütün düzlüklerine kin beslerken sıfır üç depremlerinde, usulca açılıverdi göklerin perdesi…. Gelecek olan şeyin haberi geldi işte. Felaket incileri tek tek geçirilmeye başlandı hayat ipliklerimizden.. Biz Allah’ın ipine sımsıkı sarıldık ya, hiçbir problem yok o zaman...
Fakat, illa ki akşam namazı.. Akşam namazı mutlaka tamamlanacak. Diğer bütün namazlar ve herşey bozulacak.. Zikir meclisi, fikir meclisi, millet meclisi.. Ses benim ama, ben, ben değilim. Ben ol mürşidim. Hiçbirşey yoktur. Ben de yokum. Hemen ancak aman Allah’ım sen varsın.. Ve Derviş, hayattan ölüm kardeşliğine uyandı. Rebeze'de yakaza'dayken, çemberin dışına çıkartıldı da yüreği yandı. Çünkü rüyası, en sadık rüyaydı:
"Allah’ın azabı geldiğinde müslümanlar şu dengeyi kursun:
-Dâvûdî ses, Dâvût(as)’nin bel(li)ki..-
1- En kısa zamanda en güvenli yeri bul ve hemen namaz oturuşu gibi çök. Ellerin yumruk halinde dizlerinin üzerinde. Yönün beytullaha doğru ve gözlerin kapalı..
2- Müslüman olup da beş vakit namaz kılmayanlar “eşhedü enla ilahe illaAllah, ve eşhedü enne Muhammeden resülullah” desin.. Ama “Muhammeden resülullah” ı mutlaka desin..
3- Müslüman olup da beş vakit namaz kılanlar “la ilahe illaAllah, Muhammeden resülullah” desin..Ama “Muhammeden resülullah”ı mutlaka desin..
4- Herhangi bir dergâha bağlı olanlar da hangi esmada ise sürekli o esmayı söylesin..
5- Tâ ki, sükûnet galip gelene dek gözler de açılmasın." dedi ürperten edasıyla...
Rûyanın ardından, derviş zelzelede sobanın üzerinden atladı.
Diz çöktü beytullaha doğru. Sıktı yumruklarını.
Rabıtasını tamamladı,
‘Gayyum’ demedi,
‘Hayy’ dedi.
Dersi buydu,
Yaptığı doğruydu…
*: Şiir, Attilâ İlhan'a ait.
- Musab Yasir yazıları
- yorumlamak için giriş/kayıt gerekli




Vakitlerin düş ile olan
Cihan Ülsen — Cts, 26/07/2008 - 11:00Vakitlerin düş ile olan münasebeti bitmemesini dilediğim bir yazı olarak çıktı karşıma. Söylenecek çok şey yok. Belki : Sukut...