Sayha Dergi

  • 100 türk büyüğü
  • kimdir, nicedir?
  • ara
  • İletişim
Ana sayfa › Bloglar › M.Nuri Bingöl yazıları

"Sehl-i Mümteni" ve Yapı Nazariyesi

M.Nuri Bingöl — Per, 31/07/2008 - 07:20

Eleştirmenler edebî türlerde belli yapı elemanlarını ifâde eden, göz ve gönüllere türlü mânâları ağdıran, akıl ve idrâk melekesine apayrı fikirleri aksettiren bazı temel unsurları – bildiğiniz gibi- tesbit etmişlerdir. Bu nevi unsurların klasik tanımları çokların karihasında. İşin o yanını “ estet”lere bırakmak, demek istediğimi daha kestirme yollara çevirir.

Maddenin yapı taşları atomlar - ya da cüz’-ü lâ-yetecezzá... Edebî eserlerinki ise – elbet- kelime. Kelime cümleyi, o da diğer “unsur”ları teşkil ediyor. Bu safhanın gerçekleştirilmesinin peşisıra, geriye kompleks organizmanın ortaya çıkarılması, o organizmaların “ bütün”leştirilmesi kalır; yani bu hârika hâlin bazı keyfiyetini gösteren edebî eserin gün yüzüne çıkarılması kalır sadece.

İşin en çok maharet isteyen kısmının – işte- bu olduğunu sanıyorum; “yapı” denilen kuruluşu, o kompleks “çatı”yı te’sis edeni sağlayacak unsurların birbirine bağlanması, eserin dokusunun “nescedilmesi”, göz ve gönüllere gösterilmesi...

Bir yazarı, sıradan nesirciden ayıran da budur diye bilenlerdenim.

***

Kimi sanatçı ve eleştirmen, “yapı”yı oluşturan unsurlara kaskatı ölçülerle yaklaşmış; ideal tip, eser, öge, eleman ve prensipler belirtip, bütün yazar ve düşünürlerin bu esaslar çerçevesinde eser vermesini, , bütün yazar ve düşünürlerin eser vermesini, bu anlayışın dışına çıkmanın edebiyatla bağı koparacağını savunmuşlar- Klasikler gibi...

Bir bölüm “estet” ise kendilerini bu daracık koridora hapsetmemiş, böylesi bir kuralcılıkla insanın bir halita benzeri his dünyasının ifâde edilemeyeceğini savunmuşlar- Romantikler gibi...

Her iki ucun türlü ifrat-tefriti hiçbir zaman o iki mihverin çevresinden koparamamış edebiyatı.Yüzyılımızın ilk yarısına kadar türlü isimlerle ve “sun’i” biçimde süregelen bu iki kutup karşı karşıya gelip durdu; bazen o rağbet gördü, bazen diğeri... İşin itidal yolu –kolay olduğu için- itelendi, ötelendi hep...

Yüzyılımızın ikinci yarısında ortaya çıkarılan ve ifrat-tefritten oldukça uzak, sağlam temelli ama orijinal yapılı – bir yanıyla klasik, diğer yanıyla romantik, öbür yanıyla realist özellikler gösteren- bir akım göründü edebiyat dünyasında. Kendi kültür anlayışlarına uymadığı için belli bir fikir açısının uzantısı gibi gösterilerek küçümsenmeye çalışılan cereyan, halktan ve elitten gördüğü ilginin fazlalığıyla rüştünü isbat etti.

***
“ Nasıl bir hükumetin intizamında, her memura istidadı nisbetinde, vazife derecesinde, hizmet miktarınca ücret vermek lâzımdır. Öyle de, böyle meratib-i mütefaviteden ( aralarında fark bulunan mertebeler) ihtilat eden ( iç içe girmiş) mânâları ise, garaz-ı külli olan ( genel maksat) mesuk-u lehül kelâmın ( esas maksadın dışındaki tâli mânâlar) merkezine kurbiyeti (yakınlığı) nisbetinde ve maksuda hizmet derecesinde, her birine inayet ve ihtimamda hisse ve nasiplerini taksim-i âdil ile (adaletli ve dengeli bir dağıtımla) tefrik etmek gerektir. Ta ki o muadeletle intizam ve o intizamdan tenasüb ve o tenasübten hüsn-ü vifak ( güzel ve tam bir uyumluluk) ve o hüsn-ü vifaktan hüsn-ü muaşeret ve o hüsn-ü muaşeretten kelâmın kemâline bir mizanü’t-ta’dil ( tam ve olgun bir adalet ölçüsü) çıkarılabilsin.”

Bu ifâdelerle, edebiyat mefhumu ile edebî eserlerin bir fikir, mânâ ve hissiyatın ifâde şekli olduğu daha ilk baştan kabul ediliyor; unsurlar arasında sağlam bir ahengin bulunması gerektiği, “ mesuk-u lehül-kelâm” denilen ve eserdeki unsurların tedaî ettirdiği mânâlar da olabileceğini, ama bunların hiçbir zaman “garaz-ı külli” seviyesine çıkmaması gerektiği de vurgulanmış oluyor. Satırların devamında bulunan “kuyudat-ı kelâm” sözleri ( ifâdelerin kayıtları, kuralları) akla klasisizmi getirse bile, hemen ardından verilen misâl ve satırların başında söylenilen “mizanü’t-ta’dil” ifâdesi, asıl verilmek istenen fikrin, unsurlar arasındaki “tenasüb”le ilgili olduğunu belirtmededir.

***

Bu akımın en mühim yanının fikirden sonra, unsur ve ifâdeler arasındaki mantıkî bağlantıdır. “ Efkar ve hissiyatın mecraa-yı tabiisi nazm-ı maanidir. Nazm-ı maani ise mantıkla müşeyyeddir.” ( Fikirlerin ve insandaki bütün hislerin tabii akım yönü manaların intizam altına alınmasıdır. Bu ise mantıkla desteklenmelidir.) ifâdeleri mantıkla birlikte hissiyatın bulunmasını da zaruri görmekte, her ikisinin birbirini tamamladığını, düzene getirdiğini ( nazmettiğini) savunmaktadır.

“ Fenn-i bedi’in ve tezyinat-ı lafziyenin şartı ise tesâdüf ve adem-i kasttır. Veyahud tesadüf gibi tabiat-ı mânâya yakın olmaktır.”

Görüldüğü gibi bu ifâdelerde de unsurların -kimi zaman- verilmek istenen mesajın tabiatına çok yakın olacak şekilde “yaşanması” ve kendi mecraında akması gerektiğinin üzerinde duruluyor.

Değişik mânâları ifade eden imaj, sembol, tasvir, rüya ve kozmik düşüncelerden oluşacak her bir unsurun ifâde ettiği anlam açısından, birinin diğerinden üstün olabileceği, o imajlardan birinin “bütünleyici” bir mantıkla diğerlerine sembol hâline gelebileceği de şu ifâdelerden tam olarak anlaşılabiliyor:

“ Nasıl bazen en küçük bir nefer bir hizmete, mesela düşman ordusuna keşf-i raza (sırlarını keşfetmeye) gider, müşir gidemez veyahud bir küçük talebenin yaptığı işi büyük bir âlim yapamaz. Çünkü büyük adamın her işte büyük olması gerekmez. Herkes kendi sanatında büyüktür. Kezalik o ma’ani-i mütezahime içinde bazen bir küçük mânâ riyaset eder. O kıymetdar oluyor........ Demek her bir makamda bu esbaplardan yalnız birinin sözü dinlenir. Fakat umumen ittihad etseler, kelamı en yüksek tabakaya çıkartıyorlar.” ( age. 90-91)

Yine aynı eserin 40. sahifesinde çok mühim bir meseleye temas edilmekte; unsurların ortaya çıkarılış ve tasarrufu, aynı zamanda ifâde ettikleri mânâlar bakımından bilhassa günümüzdeki çok mühim bir açmaz çözülmektedir.

“ Tefhim ( anlatış) için kabûl-ü umûmî ve örf ihtiram olunur.” Demek oluyor ki yazarın veya hatibin maksadını dile getirmede “muaheze” edilmemesi, onun “örf”ün alıştığı unsur ve imajlardan uzak durmasını – hiçbir zaman- gerektirmez. Çünkü “ tefhim için kabûl-ü umûmî ve örf”ün dikkate alınması, tesbit edilmiş bir ölçü olarak dikkatimize sunulmaktadır.

Son söz olarak şunları diyebiliriz. İstenen tarz, unsurların birbiriyle uyum gösterdiği, yapı ve öge tasarrufunun -mânâsızlık değil- “ mânâ kesafeti” içinde “ intizam ve tenasüb”ün esas alındığı, “ tabiat-ı mânâya münasib” olan ve insandaki garip, acayip ve çok şaşırtıcı imajlar örgüsüne kapılmamayı esas alan bir üsluptur. Son devrin kimi şaheserlerinde izleri görülen bu tarzın günümüzdeki çok misâllerinden sadece iki eser hatırlıyorum. “Hüzün Çiçeği” (Roman) ve “ Gerçeği İnciten Papağan.” (hikâyeler.)

“ Kelâmın servet ve vüs'ati ise; -nasıl sûret-i terkib, nefs-i maksadı gösterir. Öyle de müstetbeatının telmihatıyla ve esalîbin işaratıyla, garazın levazım ve tevabiini göstermek ve ihtizaza getirmektir. Zira telmih ve işaret ise, sâkin olan hayalâtı ihtizaza ve sâkit olan cevanibini söylettirmekle kalblerin en uzak köşelerindeki istihsanı ve alkışlamayı tehyiç etmeye büyük bir esastır. Evet telmih ve işaret ise yolun etrafını temâşa ile tenezzüh etmek içindir. Kasd ve taleb ve tasarruf için değildir. “ ifâdeleri bu dediklerimizin özeti gibi değil midir?

  • Bakışı Güzeller
  • M.Nuri Bingöl yazıları
  • yorumlamak için giriş/kayıt gerekli

Kategorilerden

Gonca Zamana Dair Ümidlere Dair Reyhan Söz Ola İçe Dönüş Hay Sızı Haberdar Gelişi Güzel Duyduk Duymadık Demeyin Berceste Kara Kalem Yazıları Hür Tefekkürün Kaleleri Yürek Yarası Kimdir Nicedir Şiir Makamı Ümmet Coğrafyası Kişilere Dair Güncel Hüzün Alanı Sorulunca Söylenenler Düş Vakitleri Gülü Gülle Tartarlar Tanıtılanlar Tefekkür
tamamı

Üye girişi

  • Üyelik başvurusu
  • Şifremi unuttum

Gezinti

  • Son Gönderiler
  • Site Rehberi (Yol Haritası)
  • İletişim
  • Kategoriler

Üyelerimiz

  • Çevrimiçi
  • Yeniler
Şu an 1 üye ve 4 misafir çevrimiçi.

Çevrimiçi üyeler

  • Halid Aslan
  • figen
  • hümeyra göçebe
  • tolga
  • Emine Yalçın
  • daymoonhelper

Duyuru - Etkinlik

- filbahar 7
  • - Sezai Karakoç Sempozyumu 15 Kasım 2008
  • - Terk Ettiğimiz Doğu'
  • - yenilgi: ayın bir muhabbet armağanı olduğu vaktin önündeyiz.
  • -Minare Dergi/ Edep Görmüş Dergi!
  • -Temrin Kasım Sayısı
  • - otuzuncuharf
  • ... Devamı
  • Kapı Komşusu

    Cemaat

    Anket

    Ülkemizde sporun (özelde futbolun) dostluk, kardeşlik tesis ettiğine inanıyor musunuz?:

    Son yorumlar

    • iylik ve kötülük gibi.. her
      17 sa. 7 dk. önce
    • Hapishanenin Doğuşu
      17 sa. 19 dk. önce
    • Bu Yağmur
      1 gün 14 dk. önce
    • Bir Hikaye En güzel Böyle Yorumlanırdı
      1 gün 21 dk. önce
    • Hasretin var olduğu her yer gurbet...
      1 gün 2 sa. önce
    • Endazeden geçti boyumuz bizim.
      1 gün 2 sa. önce
    • Aşkı yoklukta arar Leyla!...
      1 gün 13 sa. önce
    • "İyi ki bilmiyor
      1 gün 14 sa. önce
    • Yağmurun Getirdiği
      1 gün 14 sa. önce
    • Yeryüzü notları almak
      1 gün 15 sa. önce

    Dostlarımız

    • Dostlar
    • Bunlar da Dostlar

    Hakan Albayrak
    Tarık Tufan
    Cemaat
    Kurtuba
    Kâinata Mektup
    Pata-Gonya
    Minare Dergi
    Rûh-i Gusül...
    Arşivdesiniz
    Dünya Bizim

  • Kuşluk Vakti
  • Mecazz
  • Akabe
  • Sadık Yalsızuçanlar
  • Dergibi
  • Zemheri Edebiyat
  • Yenilgi
  • İsmet Özel
  • Gök Ekin
  • Edebistan
  • Yazıhane
  • İstisnai
  • Rehber gezintisi

    • FAQ - Sık Sorulan Sorular
    • Katılım ve Telif Bilgisi
    • Künye

    Gözdeler

    Bugün:

    • Yağmur
    • Geçmişten Günümüze Mahpusluk ve Hapishane
    • Cahit Sıtkı Tarancı’nın Şiirlerinde İnsan ve İnsan Psikolojisi

    Bilgi

    Sayha Dergi © (1990) 1998 - 2008

    • 100 türk büyüğü
    • kimdir, nicedir?
    • ara
    • İletişim