fatıma zehra yazıları
Seyyah Suskunluğu - 5
fatıma zehra — Cts, 26/06/2010 - 08:07
/Yolcuma Mektup...
Olmayacak böyle Yolcum; olmayacak. Sen susuyorsun, geceler büyüyor...
Bürümcük kumaşlarda büzüldü içsel yanlarımızın yüz örtüsü. Ütüsüz ayrılıklara hüküm giydik; kırışmış entarisi, örtülü şal deseniyle. Şık durur mu üzerimizde bu susuş, inan ki bilmiyorum. Aşk, aralık aylarına sığar da, aralıksız bırakır mı cadde kollarını? Câmid hırkalarda üşüsün mü çocukluğum? Hasretin bürdesini sorsun mu yoksulluğum? Yarınların notlarında ücretsiz târifelere kaçtığını sandı hayatımız. Dünler, hesabı tam ödenmemiş bir sofra nimetiydi. Öderdik nasılsa beş parasızken. Hem mutfak denilen sığınaklarımız, bulaşık eylerdi ellerimizi içimizin tezgâhında / kırılıp dökülür müydük? Kızar mıydı kızgınlığımız bize? Ya kırgınlığımıza ne demeli? Hadi itiraf et, üşütmüşüm belli...
...Seyyah Suskunluğu - 4
fatıma zehra — Çar, 10/02/2010 - 09:46
/Yolcuma Mektup…
Düşen Kasım'ların hep öteye ısmarlanan yapraklarında dal dal kuruyarak geliyorum sana. Kızıl düşler aralığında buluta binip giden çocukluğumla. Al bir mektuba başlıyorum, sana al diyerek, sandalına binerek... Suyun çöle dönüştüğü saatlerde, kıvamında hasret dolaşıyor damar damar ayrılığın. Geceye gece olup gizlenen azlaşıyor. Münzevî cemâline cem oluyor ızdırap ve yoğun bakımlarda yoğruluyor sabırlı salât. Hançerini saklayan delikanlılar delip geçiyor maziyi. Tarih atı, binicisini arıyor. Yollar tekmil yolcusunu...
…Seyyah Suskunluğu-3
fatıma zehra — Cts, 05/12/2009 - 09:45
/Yolcuma Mektup…
Hüsran demeti ellerinde, kırılmış dalları var yağmurun. Damla kırığı bir gülşene adanmışım, adsızım. Rengi koyu bir kırmızı denize yakın tüm tarlaların. Deniz, bilmem kaçıncı harpten çıkmış gibi davakâr ve suskun. Kan kokusu şehitlikle taçlanırken, yine geldim sana Yolcum...
Sınanmış kavimlerin helâk âyetleri güncemde. Taşkın suların anlattığı, yanardağların patladığı, yerin cesetler celsesinde, vaad olunan yakındır ki Yolcum, gitmelerin de gidişleri var. Arkana bakmayacaksın; en yakının da olsa kadere rızâ göster, sınanacaksın...
...Seyyah Suskunluğu-2
fatıma zehra — Cts, 10/10/2009 - 06:29
/ Yolcuma Mektup...
Geçip gitmekteyim bir yalnızlığın ardından ardına. Gece lâcivert kâğıtlarını tutuşturdu elime.
Sanal yazmak canımı incitse de, al bir mektuba başlıyorum yine...
Kime yazıyorsun sorularına, kim'im oluyorsun Yolcum. Yol-yordam iliştiriyorsun ruh diplerime. Sıkı bir düşten beş aylık düşüncelere akıyorum. Hâlbuki bunca zaman ne çok gezindin içimde. Bir çırpıda ele verir miyim seni? Bir yanışta biter misin sanki...
Hazer Sofrası Dergisi / Sayı-1
fatıma zehra — Cum, 05/12/2008 - 20:59
"Hazer Sofrası Sûfi Edebiyat Atölyesi Açıldı!..Aç Olanlar Buyursun!"
...Ve hamdolsun can bağında hazırlıklar tamam oldu, gül tabakları "Hazer Sofrası"nda yerini buldu.
Bu kalem susmamalı...
fatıma zehra — Cum, 19/09/2008 - 15:59
Bu kalem susmamalı. Kestane dalında sivrilmemeli umudun ucu. Yarıklardan açılan boşluklara dalmamalı gözü pek sevdâ soylusu. Şuûrunun öte yakasında birleşmemeli sancı zanlısı. Karanlığın üvey grubu, derlenmesin toplanıp köşelerde. Asfalta yapışsın varsın gözün aktığı yaş seheri. İmlâdan âmâ, belâgattan topal. Karşı sokaktan yalpalayan rüzgâr… İçime savurma rem uykularını.
Ey Mezarda Dirildiğim!
fatıma zehra — Paz, 27/07/2008 - 05:20
Yerleştirdim göçebe yalnızlığımı kutusuna kibritin.
Yıldızlara gün doğmuştu geceden. Karartılı kız ağlıyordu kaldırım başında. Başındaki beşâret güzeli pürsevdâ. Yarı uyanıktı kundaksız büyüyen bebek. Göğün taranmalıydı dolaşık saçı. Babayürek gerekti umudu örmek için. İçin içindi bu yüzden tellere takılan mevsim. Değişmez kuralların değişken çağında, bir cehâlet bırakmıyordu kimseciğe yerini. Kelebek renginde bir düş akıyordu hülyâya. Ekleniyordu bir kez daha kara toprağa bir isim. Adını ezberimde mahşer ettim, mezarda dirildiğimdin. Ürktü yaban âlem asmamıza. Asılmak bir yıldıza, ki tutuyordur ipini, düşmemek için arsızlığa/arza...
